Afrika’dan Britanya’ya Lubaina Himid ve Sanat

Araştırmacı Esin Güzel, Lubaina Himid’in sanat pratiği ve küratöryel çalışmaları üzerinden Afrika diasporasının Britanya’daki görünürlüğünü, tarihsel hafızasını ve kültürel direncini Fokus+ için inceledi.
Esin Güzel
Afrika’dan Britanya’ya Lubaina Himid ve Sanat

18.11.2025 - 14:24  |  Son Güncellenme:  18.11.2025 - 17:05

Zanzibar doğumlu Britanyalı sanatçı ve küratör Lubaina Himid, 40 yılı aşkın süredir Afrika diasporasının görünürlüğünü artırıyor ve sömürgecilik mirasını sanatın diliyle yeniden tartışmaya açıyor. 

Hem siyasal tavrı hem teatral estetiğiyle, çağdaş sanatın en güçlü seslerinden biri haline gelen Himid’in üretimi bugün küresel ölçekte yankı uyandırıyor. 

Afrika’dan Britanya’ya uzanan bir hafıza 

1954’te Zanzibar’da dünyaya gelen Lubaina Himid’in hikayesi, bir bireyin yaşam öyküsü olmakla birlikte; Afrika’dan Avrupa’ya taşınan kültürel belleğin, sömürgecilik tarihinin ve diaspora kimliklerinin birleştiği bir yolculuktur. Henüz birkaç aylıkken annesiyle İngiltere’ye göç eden Himid, hayatının çok erken evresinde iki kültür arasında konumlanmış, bu çift kökenlilik ilerde sanat pratiğinin en belirgin yapı taşlarından biri haline gelmiştir. 

Annesi tekstil tasarımcısı olan Himid’in çocukluğu renkler, desenler, kumaş yüzeyleri, zanaat malzemeleri ve tasarım kültürüyle dolu bir evde geçti. Bu erken estetik temas onun kumaş desenlerini, dokuları ve yüzey çalışmalarını eserlerinde bilinçli bir politik araç olarak kullanmasının zeminini oluşturdu. Aynı yıllarda sık sık gittiği müzeler, tiyatrolar ve sergiler, sanatın kamusal ve eğitsel bir güç olduğu fikrini zihninde yerleştirdi. 

Wimbledon College of Art’ta aldığı tiyatro tasarımı eğitimi, sanatının dramaturjik yönünün kaynağıdır. Himid’in yerleştirmelerinde, kesme ahşap figürlerinde ve mekan düzenlemelerinde açık bir sahneleme estetiği vardır. Eserler bir tiyatro oyunu gibi izleyicinin etrafını sarar; figürler izleyiciyle göz hizasında buluşur, mekan ise adeta bir dekor gibi yeniden inşa edilir. 

Lubaina Himid

1980’lerde Himid, Britanya’da siyah sanatçıların görünmezliğine karşı çıkan Black Art Movement’ın en kritik figürlerinden biri oldu. Bir dönem hem siyaset hem sanat dünyasının marjinlerinde var olmaya zorlanan siyah kadın sanatçıların kolektif sesi, Himid’in üretimi küratöryel adımları sayesinde güç kazandı. 
“Five Black Women” (1983), “Black Woman Time Now” (1983) ve “The Thin Black Line” (1985) gibi sergileri, siyah kadın sanatçıların sanat tarihindeki çift yönlü dışlanmışlığını kıran ilk girişimler arasındaydı. Bu sergiler Britanya sanat kurumlarında radikal bir dönüşümün habercisiydi; Himid, bir sanatçı olmanın ötesine geçerek kültürel bir organizatör, bir alan açıcı haline geldi. 

Bu yıllardan itibaren eserlerinde Afrika diasporasının tarihsel kırılmalarına, kölelik ekonomisinin bireylerde bıraktığı izlere ve göçün kimlik üzerindeki etkilerine odaklanan güçlü bir anlatı gelişti. Ancak Himid’in en belirgin özelliği bu tarihsel acıları tekrar eden bir travma estetiği yaratmak yerine, hayatta kalma, direnç ve kimlik koruma biçimlerini öne çıkarmasıdır. Onun figürleri acının temsili değil dayanıklığın yaşayan kanıtlarıdır. 

Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde aldığı Turner Prize (2017) ve Royal Academy üyeliği gibi ödüller aslında çok daha önce başlattığı uzun soluklu bir mücadelenin geniş çaplı takdiriydi. Bugün eserleri Tate Modern’den Baltic Centre’a, ABD’den Afrika’ya kadar birçok kurumda sergileniyor. 

Lubaina Himid’in Britanya’daki konumu, artık sadece bir sanatçı veya akademisyen olmanın çok ötesindedir; o, Afrika kökenli toplulukların anlatılarını kurumsal tarihin içinde hak ettiği yere çıkaran bir taşıyıcısıdır. 

Diasporayı konuşturan bir estetik 

Lubaina Himid’in estetik dili, Afrika diasporasının geçmişini, kimlik mücadelelerini ve kültürel üretimlerini sadece temsili olarak değil, bizzat etkin bir biçimde konuşmaya davet eden bir yapı üzerine kuruludur. Onun ürettiği eserler ve yürüttüğü küratöryel faaliyetler üzerinden daha da somutlaşır; böylece diaspora anlatılan bir konu olmaktan çıkar, sanatın içinde yaşayan, hareket eden ve izleyiciyle doğrudan iletişim kuran bir özneye dönüşür. 

Himid’in 2004 tarihli büyük ölçekli yerleştirmesi Naming the Money, bu estetik yaklaşımın en güçlü örneklerinden biridir. Yerleştirmede yer alan yüz figür, köleleştirilmiş Afrikalıların tarihte silindiği zannedilen kimliklerini yeniden görünür kılar. Her figüre bir yaşam hikayesi, bir geçmiş, bir yetenek ve bir kişilik kazandıran Himid, diasporayı anonim bir kitle değil; yaşamı, arzuları ve becerileri olan bireyler topluluğu olarak ele alır. Bu eser, diaspora estetiğinin temel yapı taşlarından biri haline gelir çünkü izleyiciyi hem tarihle hem de çok katmanlı bir insanlık haliyle yüzleştirir. 


Benzer biçimde, Le Rodeur serisi Himid’in diasporayı anlatma biçiminin ne kadar şiirsel ve psikolojik olabileceğini gösterir. 1819’da Fransız köle gemisinde yaşanan körlük salgınından yola çıkan bu tuvaller, doğrudan bir tarihsel sahne çizmek yerine o deneyimin duygusal ve ruhsal atmosferini yansıtır. Keskin renk karşıtlıkları, figürlerin arasındaki gergin mesafeler ve yarı-absürt mekanlar aracılığıyla diaspora tarihindeki görünmez kırılmalar izleyiciye hissettirilir. Böylece Himid, tarihsel travmayı temsil eden olmaktan çıkar, o travmanın yankısını bugünle buluşturan bir estetik kurar. 

Sanatçının politik açıdan incelikli yerleştirmelerinden biri olan A Fashionable Marriage de diaspora estetiğinin sosyo-politik boyutunu açığa çıkarır. 18. yüzyıl İngiliz ressamı Hogarth’a referans veren bu çalışma, kölelik döneminden modern İngiliz siyasetinin sınıfsal ilişkilerine uzanan bir eleştiri hattı kurar. Figürlerin teatral bir mizansen içinde yerleştirilmesi, izleyiciyi tarihsel bir oyunun sahnesine ve çağdaş toplumsal ilişkilerin eleştirisine davet eder.  

Ayrıca Himid’in sıkça kullandığı Afrika tekstil desenleri, “Lost Threads”, “Old Boat/New Money” ve “Six Tailors” gibi çalışmalarında diaspora estetiğinin kültürel belleğini oluşturur. Kumaş yüzeyleri, hem Afrika’nın zanaat geleneğini hem sömürge ekonomisinin karmaşık ticaret ağlarını hem de diaspora toplumlarının estetik direncini taşır. Himid bu desenleri tarihsel birer tanık olarak kullanır; böylece diaspora, renklerle, yüzeylerle ve dokularla konuşan bir kültürel hafızaya dönüşür. 

Bu eserler ve faaliyetler birlikte ele alındığında, Lubaina Himid, Afrika diasporasının sesini sanatın merkezine yerleştirirken bize başka bir tarih anlatısının mümkün olduğunu ve bu anlatıyı inşa edecek estetik araçların zaten elimizde var olduğunu hatırlatır. Siyah sanatçıların tarih boyunca dışlanmışlığını görünür kılmak için yürüttüğü küratöryel çalışmalarla bunu üst seviyeye çıkarırken Britanya sanat kurumlarında köklü bir dönüşüm yaratmıştır.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.