Afrika’nın Çalınan Tarihi ve Eserlerin İade Mücadelesi
19.09.2025 - 17:19 | Son Güncellenme: 19.09.2025 - 17:22
Afrika kıtası binlerce yıllık tarihi, zengin kültürel birikimi ve eşsiz sanat eserleriyle insanlık tarihine önemli katkılar yapmıştır. Ancak bu mirasın büyük bir kısmı sömürgecilik döneminde yağmalanmış, Batı’nın müzelerine ve özel koleksiyonlarına taşınmıştır. Bugün British Museum, Louvre, Smithsonian ya da Berlin Etnoloji Müzesi gibi kurumlar, kökenleri Afrika’ya dayanan on binlerce eseri sergilemekte ya da depolarında saklamaktadır.
Sömürgecilik başta ekonomik kaynakları sonrasında kültürel değerleri hedef almış; heykeller, maskeler, mücevherler, dini objeler, yazmalar ve hatta insan kalıntıları bile Afrika’dan koparılıp Avrupa’ya götürülmüştür. Bu eserler, Batı’nın kendi medeniyet anlayışını yüceltmek ve sömürgeleştirdiği toplumları ilkel göstermek için araçsallaştırılmıştır.
Sömürge döneminde yağmalamalar
Afrika’nın kültürel varlıklarının en sistematik yağmalanması, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, Avrupalı devletlerin kıtayı kendi aralarında paylaştıkları Berlin Konferansı sonrasında başlamıştır. Bu konferans, Afrika topraklarının sınırlarını Avrupalı güçler arasında cetvelle çizerken, kıtanın zenginliklerini de birer ganimet gibi gören anlayışı meşrulaştırmıştır. O dönemde düzenlenen cezalandırıcı seferler, sözde isyanları bastırma bahanesiyle yürütülmüş; ancak gerçekte, krallıkların hazinelerinin yağmalanmasına ve Batı’ya taşınmasına hizmet etmiştir.
En çarpıcı örneklerden biri, 1897’de İngiliz ordusunun Benin Krallığı’na düzenlediği saldırıdır. Edo halkının yüzyıllar boyunca inşa ettiği kültürel ve sanatsal birikim on gün süren operasyon sırasında paramparça edilmiştir. Oba sarayı ateşe verilmiş, duvarlarını süsleyen bronz plakalar sökülmüş ve binlerce heykel Avrupa’ya taşınmıştır. Bu eserlerin birçoğu kısa sürede Londra’daki müzayedelerde satılmış, bazıları koleksiyonerlerin evlerine, bazıları da büyük müzelerin vitrinlerine yerleştirilmiştir. Bugün British Museum, Berlin Etnoloji Müzesi, Metropolitan Museum of Art ve daha birçok kurum, bu yağmanın ürünleriyle övünmektedir.
Benzer bir kader, Gana’daki Ashanti Krallığı’nın hazineleri için de geçerlidir. 1874’te İngiliz ordusu, Kumasi şehrine girerek kraliyet sarayını ateşe vermiş, altın taht, mücevherler ve dini objeler dahil yüzlerce eseri yağmalamıştır. Ashanti halkı için altın, maddi bir değer olmakla birlikte kutsal bir anlam da taşır. Her obje, ataların ruhlarıyla bağlantılı kabul edilmiş, topluluğun birliğini ve sürekliliğini sembolize etmiştir. Bu nedenle eserlerin kaybı, Ashanti kimliğinde büyük yara açmıştır. Bugün Londra’daki Victoria and Albert Museum ya da British Museum’da görülen bu altın eşyalar, Ganalılar için hala bir travmanın hatırlatıcısıdır.
Mısır’dan çalınan Raşid (Rosetta) Taşı da Afrika’nın kaybedilen mirasının en bilinen örneklerinden biridir. 1799’da Fransız askerlerince keşfedilmiş, kısa süre sonra İngilizlerin eline geçmiştir. 1802’den bu yana British Museum’da sergilenen taş, hiyerogliflerin çözülmesine olanak sağlamıştır. Modern Mısır tarihinin en önemli sembollerinden biri olmasına rağmen Londra’da tutulmaktadır. Mısır’ın defalarca yaptığı iade çağrıları, müzenin evrensel miras savunusuna takılmıştır.

Bu örnekler, Afrika’nın sömürge döneminde uğradığı kültürel yağmanın yalnızca birkaçıdır. Kenya’dan kaçırılan Vigango totemleri, Kamerun’dan götürülen Bangwa Kraliçesi heykeli, Güney Afrika’dan alınan Cullinan Elması… Her biri, sömürgeci şiddetin bir başka boyutunu göstermektedir. Bugün Batılı müzelerin büyük kısmı, Afrika eserleri sayesinde dünya mirasını temsil eden kurumlar olduklarını iddia etmektedir. Ancak bu iddianın ardında, sömürgecilik döneminde elde edilmiş ganimetler yatmaktadır. British Museum’un koleksiyonunda yaklaşık 73.000 Afrika eseri bulunurken, Paris’teki Quai Branly Müzesi Sahra Altı Afrika’dan getirilen 70 bini aşkın objeye sahiptir. Berlin Etnoloji Müzesi, Viyana Weltmuseum ve New York Metropolitan Müzesi de benzer biçimde yağmalanmış yüzlerce eseri sergilemektedir.
Bu müzelerin çoğu, eserleri koruduklarını öne sürerek iadeye direnmektedir oysa birçok obje depolarda çürümeye terk edilmiştir. Kenya’nın kutsal davulu Ngadji, British Museum’un deposunda yüz yılı aşkın süredir hiç sergilenmemiştir. Eserler, ait oldukları toplumların hafızasından koparılmış, Batılı kurumların vitrini için sıradanlaştırılmıştır. Müzeler, evrenselcilik söylemini sürdürerek sorumluluktan kaçmakta, eserlerin tarihsel bağlamını görmezden gelmektedir.
İade talepleri ve mücadeleler
Bağımsızlık sonrası dönemde Afrika ülkeleri, eserlerinin iadesi için diplomatik ve hukuki yollara başvurmuştur. Nijerya, bu konuda çaba gösteren ülkelerden biridir. 2020’de kurulan Miras Restorasyon Vakfı, yabancı kurumlarla müzakereleri yürütmekte ve iade taleplerini koordine etmektedir. Aberdeen Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi ve Metropolitan Müzesi bazı eserleri iade etmeyi kabul etmiştir. Almanya ise 2021’de Benin Bronzlarının önemli bir kısmını Nijerya’ya geri göndereceğini açıklamış, bu adım uluslararası alanda büyük yankı uyandırmıştır.
British Museum ve Victoria and Albert Museum geçen yıl 32 altın objeyi Gana’ya “ödünç” vermeyi kabul etmiştir. Ancak bu geçici uygulama, kalıcı iade talebini karşılamadığı için yoğun biçimde eleştirilmiştir. Kenya ise Mijikenda halkına ait Vigango totemlerinin iadesi için ABD’deki müzelerle görüşmeler yapmış, bazı eserler geri dönmüştür. Senegal’deki Siyah Medeniyetler Müzesi, iade edilen eserleri sergileyerek kıtanın kültürel hafızasının yeniden inşasında öncü rol üstlenmektedir.
Etiyopya’da 1868’deki Meqdala seferi sırasında İngiliz ordusu, İmparator II. Tewodros’un kalesini işgal ederek yüzlerce dini el yazması, taç, haç ve ikona ile birlikte Ortodoks geleneği açısından kutsal sayılan birçok emaneti ülke dışına çıkardı. Bu eserler uzun yıllar boyunca Birleşik Krallıktaki kütüphane ve müze depolarında tutuldu. Etiyopya hükümetinin iade çağrıları çoğu zaman sonuçsuz kalsa da 2023 yılında önemli bir gelişme yaşandı ve aralarında Medhane Alem’in tableti, Prens Alemayehu’nun saçından bir tutam, bronz kaplamalı gümüş fincanlar ve bir kalkanın bulunduğu bazı parçalar Londra’daki Etiyopya Büyükelçiliği’nde düzenlenen törenle resmi olarak iade edildi. Bu dönüş, sömürgeci yağmanın yarattığı derin haksızlığın uluslararası düzeyde kabul edilmesi anlamına gelmektedir.
Bununla birlikte 1960’lardan itibaren Afrika ülkeleri, iade taleplerini uluslararası hukuk çerçevesinde dile getirmeye başlamıştır. 1970 tarihli UNESCO Sözleşmesi, kültürel varlıkların yasadışı ithal ve ihracını yasaklamıştır fakat bu sözleşme yalnızca yürürlüğe girdiği tarihten sonraki eserler için geçerli olmuştur. Bu nedenle sömürge döneminde yağmalanan eserler için hala ciddi boşluklar bulunmaktadır. 
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2017’de yaptığı açıklama, bu konuda bir dönüm noktasıdır. Macron, “Afrika mirası sadece Avrupa müzelerinde var olamaz” diyerek iade sürecini başlatmıştır. Ardından hazırlanan Sarr-Savoy raporu, Afrika kültürel mirasının yüzde 90’ının Avrupa’da olduğunu ortaya koymuştur. Almanya da 2022’de Benin Bronzlarını iade edeceğini açıklamış ve bu eserlerin sergileneceği yeni bir müze için Nijerya ile işbirliğine gitmiştir. Buna karşın İngiltere’deki yasal düzenlemeler, British Museum’un iade yapmasını engellemeye devam etmektedir.
Çalınan eserler, Afrikalılar için sanat, kimlik ve hafıza meselesidir. Bir maskenin, bir heykelin ya da bir müzik aletinin kaybı, topluluğun geçmişle bağının kopması anlamına gelmektedir. Diasporada yaşayan Afrikalılar için ise bu eserlerin iadesi, köklerle yeniden bağ kurma sürecinin bir parçasıdır. Nijeryalı sanatçı Jelili Atiku’nun performansları, eserlerin eve dönme arzusunu dramatize ederken, Gana’da kurulan mobil müze projeleri, halkın iade edilen eserlerle yeniden buluşmasını sağlamaktadır.
Benin Bronzları, Ashanti altınları, Maqdala hazineleri, Rosetta Taşı ya da Vigango totemleri, Batı müzelerinde estetik objeler olarak görülebilir. Ancak Afrikalılar için bunlar, tarihin ve kimliğin ayrılmaz parçalarıdır. Son yıllarda Fransa ve Almanya’nın attığı adımlar olumlu bir eğilim yaratsa da, iade süreci sınırlı ve yavaştır. Eserlerin kalıcı olarak iade edilmesi, tazminat mekanizmalarının geliştirilmesi ve Afrika’da güvenli müze altyapılarının kurulması şarttır. Ancak o zaman, sömürgecilik döneminde koparılan bağlar onarılabilir ve Afrika halkları kendi geçmişleriyle yeniden buluşabilir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.