Gazze Sonrası Dünya: Batı’nın İsrail Destekçiliğinin Sömürgeci Yüzü
22.04.2025 - 16:02 | Son Güncellenme: 16.07.2025 - 17:19
Hint entelektüel Pankaj Mishra, “Gazze Sonrası Dünya: Bir Tarih” isimli kitabında, Filistin-İsrail çatışmasını karmaşık bir tarihsel mercekle yeniden ele alarak, bu çatışmanın ahlaki ve jeopolitik etkilerini yeniden çerçevelendirdi.
Kitabında, yıllar boyunca çatışmayı şekillendiren faktörlerin kapsamlı bir analizini sunan Mishra, Holokost’a ve Batılı güçlerin İsrail’i yaratan küresel düzenin şekillenmesindeki rolüne odaklandı.
İsrail’in kuruluşunun sadece Nazi Holokostu’na bir tepki olmadığını, bilakis Filistinliler aleyhine yerleşimciliğe destek veren bir sömürge projesinin parçası olduğunu savundu.
Çatışmanın kökleri ve İkinci Dünya Savaşı’nın etkisi
Kitabına, İkinci Dünya Savaşı’nın dünya düzeni üzerindeki etkisine değinerek başlayan Mishra, bu düzenin birçok yönden Nazi Holokostu’na tepki olarak şekillendiğini belirtti. 
Yazar, Holokost’un, Batı’nın hafızasında soykırım ve vahşet için temel bir standart haline geldiğini, ayrıca Batı’nın İsrail’in var olma ve “kendini savunma hakkını” tanımasına yol açtığını da vurguladı.
Gözden Kaçmasın
Ancak bu trajik hatıraya rağmen Mishra, Holokost’un Batılı güçler tarafından İsrail’in yerleşim politikalarını desteklemek için bir araç olarak kullanıldığını belirtti.
Aynı zamanda yazar, Afrika ve Asya gibi dünyanın pek çok başka bölgesinin de “Holokost’un benzersizliği” iddiasını kabul etmediğine dikkat çekerek, Batılı sömürgeci güçlerin işlediği soykırım ve katliamlar da dahil olmak üzere tarihin diğer yönlerini de hatırlattı.
Bu bağlamda Holokost’un, Afrika ve Asya da dahil olmak üzere diğer bölgelerde bu güçler tarafından işlenen bir dizi vahşetin parçası olduğunu vurgulayarak, bunun Küresel Güney’deki birçok sömürgeleştirilmiş halkın kimliğini nasıl şekillendirdiğine değindi.
Dünyada giderek artan sayıda insanın İsrail’i “ırkçı bir apartheid rejimi” olarak gördüğüne dikkat çeken Mishra, İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarının, diğer pek çok halka zarar veren sömürgeci işgalin bir uzantısı olduğunu ifade etti.
İsrail sömürgeciliğine Batı desteği
Batı’nın İsrail’in yerleşim birimlerine verdiği desteği analiz eden Mishra, Batılı güçlerin bölgedeki varlıklarını güçlendirme arayışında olduğu bir dönemde İsrail’i desteklemelerinin, “Yahudilerin kendi kaderini tayin hakkının” ötesine geçen, İsrail’in Ortadoğu’da stratejik bir müttefik olacağı düşüncesine dayanan sömürgeci desteğe kadar uzandığının altını çizdi.
Batı’nın bu desteğinin büyük ölçüde çelişkili olduğuna işaret eden yazar, İsrail Yahudilerin Filistin’e göç etme haklarını benimserken, Batılı güçlerin, özellikle de İngiltere’nin, Holokost’un başlamasından sonra bile Yahudi mültecileri kabul etme konusunda çelişkili bir tutum sergilediğine dikkat çekti.
Aynı zamanda ABD’nin, Holokost’un İsrail yerleşimlerinin genişlemesini desteklemek için bir araca dönüştürülmesinde önemli bir rol oynadığını ve İsrail’e uluslararası eleştirilere karşı manevi bir dokunulmazlık kazandırdığını ekledi.
Filistin ve Holokost
Kitabında Holokost’un kolektif hafızasının Batı kamuoyunun şekillenmesindeki etkisini de inceleyen Mishra, bu hafızanın savaştan sonra doğal olarak ölümsüzleşmediğini, siyasi amaçlar için kasıtlı olarak inşa edildiğini belirtti.
Mishra, Holokost hafızasının bu gecikmiş ve seçici kullanımının çarpıtıldığı ve İsrail’in “meşru müdafaa” ve “varoluşsal tehditlerle mücadele” kisvesi altında Filistin’de zulüm yapmasına olanak sağladığını ifade etti.
Batı’daki ahlaki ve siyasi bölünme
Kitabın başka bir bölümünde ise Mishra, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği saldırının siyasi ve ahlaki sonuçlarına değindi.
Bu bölümde yazar, bu saldırının Batı için yeni bir “Pearl Harbor” olduğunu ve İsrail’in artık “yenilmez güç” olmadığını, aksine itibarının tehdit altında olduğunu gösterdiğini vurguladı.
Bu meydan okumanın, Batı’nın İsrail’e verdiği desteğin yeniden düşünülmesine kapı açtığını da ekledi.
Pek çok Batılı politikacı, dünyadaki Yahudilerin kaderini İsrail’in kaderine bağlamaya devam ederken, Mishra bu bağlantının sadece siyasi açıdan yanlış olmakla kalmayıp aynı zamanda antisemitizme neden olduğunu da ifade etti.
Bu bağlamda, Yahudilerin güvenliğini tek bir devletin güvenliğine bağlamanın, başka yerlerdeki Yahudileri daha büyük bir riske attığının altını çizdi.
Irk ve kimlik
Mishra, kitabının bir başka bir bölümünde, en önemli etik konuya ilişkin, “Bazı hayatlar diğerlerinden daha mı önemlidir?” sorusuna dikkatleri çekti.
Bu soruyu da, Gazze’ye yapılan saldırı ve bunun sonucunda ortaya çıkan bölünmüş küresel tepki bağlamıyla ilişkilendirdi.
Mishra, adalet ve ırkçılık hakkındaki bu temel soruları gündeme getirerek, Batılı hareketlerin, özellikle de aşırı sağın, ırkçı kutuplaşmayı daha da kötüleştirdiğini ve ırkçı üstünlük fikirlerini güçlendirdiğini belirtti.
Ayrıca bu durumun dünyanın diğer bölgelerindeki, özellikle de Küresel Güney’deki ulusal hareketler üzerindeki etkisine de değinen Mishra, Filistin’in bugün jeopolitik bir çatışma olduğu kadar bir ten rengi meselesi haline geldiğini de ekledi.
Sonuç
“Gazze Sonrası Dünya: Bir Tarih” isimli kitap, Filistin-İsrail çatışmasının daha derin ve kapsamlı bir şekilde anlaşılması için açık bir çağrı olarak görülebilir.
Mishra’nın, Batı’nın sömürgecilik tarihine yönelik sert bir eleştiri sunduğu, iddialı bir entelektüel çabayı yansıtan kitabı, Filistin-İsrail çatışmasıyla ilişkili ahlaki ve politik konumları yeniden tanımlıyor.
Bu da kitabı, içinde bulunduğumuz dönemde Batılı güçlerin İsrail ile ilişkileri ve Filistin sorununu anlamak için önemli bir araç haline getiriyor.
“Dünya çapında giderek artan sayıda insan, İsrail’i aşırı sağcı Batılı politikacılar ve onların liberal yoldaşları tarafından desteklenen acımasız bir yerleşimci sömürgeci ve Yahudi apartheid rejimi olarak görüyor.” - Pankaj Mishra