Bir Kumaştan Davaya: Dünyanın Omuzlarındaki Kefiye

Filistin kefiyesi, tarihsel kökenlerinden direniş sembolüne uzanan yolculuğunda bugün dünyanın dört bir yanında küresel bir dayanışma dili olarak öne çıkıyor.
 Bir Kumaştan Davaya Dünyanın Omuzlarındaki Kefiye

29.01.2026 - 14:21  |  Son Güncellenme:  04.02.2026 - 16:34

Genç bir adam kefiyeyi boynuna sarıyor, genç bir kadın başına eşarp gibi takıyor. Bu sahne Berlin, Madrid, Cape Town, Mexico City ve Melbourne gibi dünyanın birbirinden uzak birçok şehrinde, üniversitelerde, kafelerde ve meydanlarda tekrarlanıyor.

Kefiye

Kefiye her yerde; coğrafi olarak Filistin’e ait olmayan mekanlarda bile, öyle ki artık günlük sokak manzaramızın tanıdık bir parçası haline gelmiş durumda. Çünkü siyah benekli beyaz kumaş parçası, onu üreten halka ait folklorik bir giysi olmaktan çıktı; sömürgeciliğe, zulme ve ırkçı üstünlük anlayışına karşı yükseltilen ortak bir dile dönüştü ve tercümeye ihtiyaç duymayan bir protesto olarak bedenlere asıldı. Tarihin başlangıcından beri insanlık, düşünceleri ve aidiyetleri ifade etmenin veya sansür ve baskıdan kaçınmanın gizli bir yolu olarak semboller yaratmaya başvurmuştur. Çünkü bir sembol, derin anlamları küçük bir görüntüye yoğunlaştırır, bu da onu kolayca erişilebilir ve kolektif hafızada kolayca dolaşabilir hale getirir. İnsanlar sembollerde kendi başına bir dil görmüşlerdir; bu dil deneyimleri ve olayları özetler, nesilleri birbirine bağlar ve zamanın silemeyeceği kimlikler oluşturur. Bu nedenle semboller, tüm ifade biçimlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Ulusal bayraklar ve parti amblemleri böyle doğdu; mağara resimlerinde, hiyeroglif gibi piktografik dillerde, pullarda ve madeni paralarda tezahür eden semboller, siyasi ve kültürel anlam taşıyan, hafızayı koruyan ve insan deneyimini özetleyen, dünyayı ve insan kimliklerini anlamanın anahtarı haline geldi.

Kefiyenin Filistin’e ulaşmadan ve sömürgeciliğe karşı devrimle ilişkilendirilmeden önceki kullanımını anlamak için kökenlere dönmek gerekir. Sümerlerin, milattan önce üç bin yıldan fazla bir süre önce, başlarını doğa koşullarından korumak amacıyla kefiye benzeri örtüler kullanan ilk topluluklar olduğuna inanılır. Adının ise Irak’taki Kufe şehrinden geldiği düşünülür.

Eski öyküler, Mezopotamyalı balıkçıların güneşten korunmak için başlarına balık ağları yerleştirdiklerini anlatır. Zamanla bu, ağlara ve su çizgilerine benzeyen desenlere sahip kendine özgü bir başörtüsüne dönüştü. Bazıları bu desenlerin ticaret yollarını temsil ettiğini, geniş noktaların deniz kabuklarını, yan sembollerin ise zeytin yapraklarını temsil ettiğini söylüyor. Kefiye, bir zamanlar sahibini koruyan ve kötülüklerden uzaklaştıran bir tılsım gibiydi; daha sonra Bedeviler ve çiftçiler arasında yaygınlaştı ve birçok Arap toplumunda kimliğin bir parçası haline geldi.

Şunu belirtmekte fayda var ki, 20. yüzyılın ilk on yıllarında bu meşhur dokumanın çağdaş kimliğinin temelleri atıldı. Geleneksel renkler başlangıçta desensiz siyah ve beyazdı; daha sonra makineyle işlenen, en meşhuru beyaz zemin üzerine siyah ve kırmızı benekli olan desenli kefiyeler yayıldı. “Şemag”, “hıtta”, “kıdada”, “gutra” gibi farklı adlar aldı; çoğunlukla başta sabitlenmesi için siyah bir agal ile takıldı. Körfez ülkelerinde, Irak’ta ve Şam bölgesinin kırsal ve çöl alanlarında erkek kıyafetinin ayrılmaz bir parçası olmayı sürdürdü.

1936'da Filistin Devrimi)

Kefiye, 1936'da kırsalda başlayan Filistin Devrimi sırasında siyasi direnişin sembolü haline geldi.

Devrimin liderleri, daha sonra bir sembol haline gelen kefiyeyi bir kimlik biçimi olarak giymeye karar verdiler. Ancak o dönemde, İngiliz Mandası yetkililerini şaşırtmak ve onları tutuklamak için peşlerinde olan devrimcileri yanıltmak amacıyla türban ve fesin çıkarılması bir tür kafa karışıklığı yaratma yöntemiydi.

Filistin kefiyesi ipek, yün ve pamuk gibi çeşitli malzemelerden yapılır. El Halil'deki tarihi Hirbawi Tekstil Fabrikası'nda, ilk ve en ünlü üretici olarak kabul edilir. Fabrikanın açılış hikayesini anlatan oğlu Abid Hirbawi, Şam yolu üzerinde kumaş tüccarı olan babasının 1960’ların başında iki makineyle işe başladığını; başarı ve artan taleple birlikte makine sayısının çoğaldığını aktardı.

1948'de İsrail Devleti'nin kurulmasının ardından, önce sembolik, sonra da siyasi olarak kolektif kimliği yeniden kazanma ihtiyacı son derece önemli hale geldi. Filistin silahlı mücadelesinin başlamasıyla birlikte, kefiye sadece bir giysi olarak değil, görünür bir siyasi sembol olarak da fedailerin imajını şekillendirmede merkezi bir rol oynadı.

1965’te Fetih Hareketi’nin kuruluşuyla, siyah kefiye ilk savaşçıların omuzlarında belirdi. Mülteci kamplarından ve diasporadan gelen bu savaşçılar, kefiyeyle yeni Filistinli’nin yüzünü çizdiler, Silah taşıyan ve dönüş hayali kuran bir mülteci. 1967’de Filistin Halk Kurtuluş Cephesi de aynı kefiyeyi benimsedi. Böylece kefiye, farklı siyasi programlara rağmen silahlı mücadele fraksiyonlarını direniş bayrağı altında birleştiren bir sembol gibi göründü.

Kefiye, Filistinli fedailerin görsel kimliğidir; pusu görüntülerinin ilkinde, sınır ötesi operasyonların kayıtlarında ve şarkılarda, posterlerde ve şiirlerde savaşçının omzunda yer almıştır. Sanatçılar onu duvarlara resmetmiş, fotoğrafçılar ise dünya basınında dolaşan siyah beyaz fotoğraflarla ölümsüzleştirmiştir. Dünya kefiyeyi bir "sembol" olarak görmüş ve ona hem korku hem de saygıyla yaklaşmıştır.

1987'de Birinci İntifada'nın başlamasıyla birlikte kefiye, direniş savaşçısının omzundan taş atan çocuğun başına geçti. Batı üniversitelerinde, insan hakları platformlarında ve işgal karşıtı gösterilerde ortaya çıkmasıyla küresel erişimi genişledi. Kefiye, 2000'deki İkinci İntifada'da da varlığını sürdürerek kalıcı ve kırılmaz bir sembol olarak konumunu sağlamlaştırdı. Bugün, ikinci yılına giren ve devam eden imha savaşının karşısında, kefiye meydanlarda sağlam bir şekilde yerini alarak Filistin'in kırılmadığını bir kez daha ilan ediyor. Dünyanın dört bir yanındaki aktivistler ve milletvekilleri kefiye takıyor ve göstericiler "Nehirden denize", "Özgür Filistin" ve "Katliamı durdurun" gibi sloganlar atarken kefiyeyi de dalgalandırıyorlar. Bu küresel benimsemeyle birlikte, kefiye artık sadece bir Filistin mirası öğesi olmaktan çıkıp, yenilenmiş ahlaki dayanışmanın canlı bir ifadesi, baskıya karşı yükseltilmiş bir karşı bayrak, Gazze'nin yalnız olmadığını ve bir sembolün küresel bilinçte kök saldığında yenilmez olduğunu ilan eden bir sembol haline geldi.

Kefiyenin küresel alandaki varlığı genişledikçe, Filistin sembolleri bugün yeni bir sınavla karşı karşıya: Batı mağazalarında satılan moda veya dekorasyon ürünlerine dönüştürülürken, pazarlarda ve dükkanlarda ticari olarak tüketildiklerinde özgürlükçü anlamlarını nasıl koruyacaklar? Kefiye artık bir direniş bayrağı olmaktan ziyade tişörtlere basılıyor, moda gösterilerinde yer alıyor ve çağdaş sanat müzelerinde görsel bir miras olarak inceleniyor.

Bu paradoks bizi küreselleşme çağında sembolizmle ilgili daha derin bir soruya geri götürüyor: Acıdan doğan bir sembol, ticari alışveriş alanına girdiğinde orijinal anlamına sadık kalabilir mi? Ve dünyanın Filistin'le dayanışması bazen eylemden yoksun, salt sembolik bir tüketime mi dönüşüyor?

Burada kefiye sadece bir kumaş parçası değil, bir fikir olarak sınanıyor. Bir Amerikan üniversitesindeki aktivist veya Berlin'deki bir gösterici onu giydiğinde, soru artık sadece Kimle dayanışma gösteriyorlar? değil, Bu ipliklerin taşıdığı kan ve hatıra tarihini anlıyorlar mı? oluyor. Bu, hayatta kalma mücadelesinin ardından gelen bir anlam mücadelesidir. Filistin fiziksel olarak yok olmasına direndiği gibi, şimdi de her şeyi, hatta mücadeleyi bile tüketen hızlı tempolu bir dünyada sembollerinin sulandırılmasına direnmek zorundadır.

Filistin sembolizmi sadece kefiye ile sınırlı değildir; edebiyat ve sanata da uzanır.

(Gassan Kanafani)Gassan Kanafani Neden tanka vurmadılar? diye haykırdı. Yenilgi ve ertelenmiş direnişin bir özeti olarak Mahmud Derviş, günlük yaşamın sözcük dağarcığını boyun eğmez bir kimliğin evrensel sembollerine dönüştürdü. Naci el-Ali ise Hanzala’yı, herhangi bir gösteri veya resimde kefiye kadar etkili, kararlı Filistin duruşunun popüler bir simgesi haline getirdi.

Böylece Filistin sembollerinin arşivi oluştu, şiirler, romanlar, posterler, gömlekler ve şallar. Hepsi de silinmeye karşı tek bir savaşın araçlarıydı.

Filistin bağlamında semboller sadece ifade araçları değil, renkleri, kumaşları ve çizimleri bile hedef alan bir sömürgecilik karşısında varoluşsal zorunluluklardı. Kimlik kuşatıldığında, dil tek başına onu kapsayamaz, bu yüzden kendini ifade etmek için maddi bir çıkış yolu arar. Sömürgecilik altında, görünür ve günlük olan her şey—bir kumaş parçası, bir karpuz, duvar resimleri, bir direniş savaşçısının yürüyüşü veya bir kampın adı—halkın bilincine yerleşir ve silinmez bir kolektif koda dönüşür. Kefiye, karpuz, Hanzala, Sabra ve Şatila, Cenin kampı tüm bunların hepsi işgalin sadece toprağı gasp etmekle kalmayıp aynı zamanda anlatının kendisini de ortadan kaldırmaya çalıştığı için doğan veya yeniden canlandırılan sembollerdir.

Filistin, tam da burada, kimlik silinmesinin mekanizmalarını ve bu mekanizmaların popüler ve maddi sembolizm aracılığıyla nasıl yeniden üretildiğini çözümlemeye odaklanan postkolonyal çalışmalarla kesişmektedir. Filistin bağlamında sembolizm, mücadelenin yalnızca dekoratif bir unsuru değil, yasaklamaya yenilikle, baskıya hayal gücüyle ve sansüre dönüşümle karşı koyan bir direniş aracıdır. Bu nedenle folklor unsurları ikili bir rol oynar: hafızayı korumak ve bugünü güvence altına almak. İstikrarlı ülkelerde miras olarak adlandırılan şey, Filistin'de hayatta kalma mücadelesinde incelikli bir silah haline gelir. 

Burada, kolektif hafızadan (kefiye veya halk şarkıları gibi) alınan semboller, kuşatma veya trajedi anlarında doğanlarla (Hanzala veya karpuz gibi) birleşerek, Nakba'yı, İntifada'yı ve çağdaş direnişi birbirine bağlayan dinamik bir sembolik aygıt oluşturur.

Dolayısıyla Filistin, yalnızca sembollerinin niceliğiyle değil, aynı zamanda nasıl şekillendiğiyle de benzersizdir: baskıdan doğan, onurun ikonlarına dönüşen semboller. 

Yukarıdan dikte edilen semboller değil, halktan, günlük bilinçlerinden ve sessizliğin yasak olduğu zamanlarda seslerini duyurma acil ihtiyaçlarından doğan semboller.

Son savaşta kefiye, Madrid, New York ve Berlin’deki göstericilerin omuzlarında dalgalandı; Avrupa parlamentolarına ve meydanlardaki dayanışma ekranlarına sızdı. Sanki Filistin’in siyasi doğum belgesini bir kez daha kayda geçiriyordu.

Kefiye şimdi bir tür sembolik bağışıklık haline geldi, yerinden edilmeye, hapse ve katliama direnen kimliğin, her şey yok olsa bile, dünyanın bilincinde canlı kalabileceğinin sürekli bir hatırlatıcısı.

Özgün olandan evrensele, mirastan küresel bilince, birincil anlamını kaybetmeden geçen sembol: Filistin...

Belki bugün katliamları durduracak kadar adalete sahip olmayabiliriz. Ama her yerde kaldırılan kefiye şunu söylüyor: Bu yüz silinmeyecek. Bu toprak unutulmayacak. Bu hafıza koparılmayacak.

 

Kaynak: Magazine UltraSawt