World Decolonization Forum’da “İstanbul Perspektifi” Vurgusu
11.05.2026 - 15:36 | Son Güncellenme: 11.05.2026 - 15:47
Sömürge rejimlerinden ve zihniyetlerinden arınmayı ifade eden dekolonizasyonu tartışmak, özellikle bilginin tek merkezli dünya perspektifinden arındırılması için modeller sunmak üzere, Güney Amerika’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya farklı entelektüel geleneklerden düşünürler, sosyal bilimciler, akademisyenler, eğitimciler ve çeşitli alanlardan uzmanlar, 11 Mayıs’ta, World Decolonization Forum’da bir araya geldi. Epistemik, siyasi ve kültürel bir mücadele olarak dekolonizasyonu ele almak üzere bu yıl ilki gerçekleştirilen Forum, Latin Amerika’dan Güney Asya’ya çok sayıda ülkeden partner kurumlar iş birliği ile Enstitü Sosyal ve NUN Eğitim ve Kültür Vakfı ev sahipliğinde Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenleniyor.
İki yılda bir düzenlenmesi hedeflenen forum, bilgi üretimi ve dolaşımını epistemoloji, eğitim, teknoloji, medya, kültür, toplumsal yapı ve politik küresel güç ilişkileri üzerinden çok boyutlu yeniden düşünmeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, Avrupa merkezci evrensellik iddialarının tarihsel olarak nasıl kurulduğunu sorgularken, aynı zamanda farklı toplumların bilgi üretim biçimlerini, tarihsel deneyimlerini ve entelektüel geleneklerini görünür kılmayı öngörüyor.
Farklı bilgi gelenekleri arasında daha dengeli, daha çoğul ve daha eleştirel bir ilişki kurulmasını hedefleyen forumun temel yaklaşımı, belirli tarihsel deneyimlerin ve bilgi üretim biçimlerinin küresel düzeyde tek geçerli çerçeve gibi sunulmasının yeniden değerlendirilmesi. İstanbul Perspektifi olarak ortaya konan bu duruş, dekolonizasyonu Batı’ya karşı bir karşıtlık ya da “Batısızlık” olarak değil, insanlığın ortak bilgi mirasını çoğullaştıran bir araç olarak gören; farklı medeniyetlerin, epistemik geleneklerin ve tarihsel deneyimlerin adalet temelinde ve göz hizasında buluşmasını amaçlayan bir düşünce çerçevesi. Bu perspektif, bilginin tek merkezli üretimine karşı çıkarak, İstanbul’u sembolik olarak Doğu ile Batı, geçmiş ile gelecek, yerel ile küresel arasında kurucu bir temas alanı olarak konumlandırıyor. Amaç, yeni bir merkez kurmaktan ziyade, merkez fikrini çoğullaştırmak ve farklı bilgi geleneklerinin karşılaşabileceği adil bir zemin oluşturmak. İstanbul perspektifi, dekolonizasyonu eleştirel bir söylem olarak değil, aynı zamanda kurucu bir pratik olarak ele alıyor. Bu bağlamda, epistemik adalet, karşılıklı tanıma ve insan onuru temel ilkeler olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşım, insanlığı bölünmüş kategoriler üzerinden değil, ortak bir varoluş ve karşılıklı bağlılık alanı olarak yeniden düşünmeyi teklif ediyor.

“Bilgi Üretimi ve Dolaşımının Sömürgecilikten Arındırılması” temasıyla düzenlenen forumun birinci gününde yapılan oturumlarda, bilgi üretiminin yapısal eşitsizlikleri hem epistemik hem kurumsal düzlemde ele alındı. Avrupa merkezci bilim anlayışının evrensellik iddiası ve bu iddianın tarihsel koşulları oturum temalarının çıkış noktasını oluştururken, sosyal bilimlerdeki nesnellik ve tarafsızlık iddialarının ideolojik işlevi, saha araştırması ile etnografinin sömürgecilikle tarihsel ilişkisi ve yerli bilgi sistemlerinin akademik hiyerarşi içindeki konumu da gündemin merkezinde yer aldı.
İki gün sürecek forumun ilk oturumları tamamlandı. Forumun açılış konuşması ev sahibi kurumlardan, NUN Eğitim ve Kültür Vakfı’nı temsilen Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak tarafından yapıldı. Albayrak, “Bugün, sömürgeci aklın kullanageldiği meşruiyet ruhsatlarını geçersiz kılmak zamanı. Zira dünyamız alarm veriyor. İhtiyaç duyduğumuz, ‘Beyaz Adamın Yükü’nün karşısına reaktif bir şekilde ‘Siyah Adamın Yükü’nü koymak değil. Zira bir mantığı tersine çevirmek, onu aşmak değil; yıkılmak istenen hiyerarşinin mimarisinin içinde kalmaya devam etmektir. Olması gereken, bu mantığın terk edilmesidir. İnsanın yükünü konuşmayı öneriyoruz. Meseleye ırksal ya da medeniyetsel bir kategori olarak değil, daha temel bir iddiadan doğan ortak sorumluluk olarak bakmak ve insanlık onuruna yaraşır daha adil bir dünya için çalışmak durumundayız.” diyerek forumun perspektifini açıkladı. Albayrak, “Burada tartıştığımız şey, biraz da çocuklarımızın nasıl bir dünyada büyüyeceği meselesidir. Onlara dünyayı nasıl göreceklerini, kendilerini bu dünyanın neresinde konumlandıracaklarını öğretiyoruz. Kendi seslerini bulmalarına, kendi tecrübelerini değerli görmelerine yardımcı olmak istiyoruz. Ama, bilginin tek bir merkezden ve türlü algoritmalardan süzülerek ekranlarına aktığı bir dünyada, bunları başarmak çok zor. Çocuklarımızın dikkati, hayali ve hafızası teknokolonyal rejimin sürekliliği için adeta birer ham madde. Burada Batı’ya karşı bir başka merkez kurmak veya Batı’sız bir dünya için de toplanmadık. Bilakis, dekolonizasyon Batı’ya da kendisini ele geçirmiş olan ‘efendilik kompleksi’nden arınması için açık bir davettir. Zira tıkanan uluslararası sistemin, Paris’te, Londra’da, New York’ta, Amsterdam’da üretilen bilginin sınırlarına dayandığı anlaşılıyor. Dünyanın artık yeni merkezlere, İstanbul’da, Cakarta’da, Addis Ababa’da, Rabat’ta, Kahire’de ve Gazze’de üretilen bilgeliğe de ihtiyacı var. İşte bu yüzden forumun ‘İstanbul’da olması bir tesadüf değil. Yüzyıllardır kültürlerin buluştuğu, farklılıkların bir arada yaşayabildiği bu şehir, forumun ideallerinin tarihsel olarak vücut bulduğu somut bir örnektir.” diyerek forumun İstanbul Perspektifi’ni teorik olarak nereye oturttuğuna işaret etti ve İstanbul’un sembolik işlevine değindi.
Gözden Kaçmasın
Dekolonizasyonun üç katmanı: Dil, insan ve kurumlar
Açılış konuşmasının ardından “Why are Institutions Aligning Around Decolonization?” teması ile partner kurumlar ve ev sahibi Enstitü Sosyal temsilcilerinin konuşmalarını yaptığı açılış oturumu yapıldı. Konuşmalarda her kurumun kuruluş ilkeleri ve misyonları doğrultusunda dekolonizasyon gündemine nasıl geldiği, hangi iç tartışmalar ve somut deneyimlerin tutumlarını biçimlendirdiği üzerine görüşler paylaşıldı. Ayrıca kurumların nasıl bir teorik ortak zemin üzerinde buluştuğu, hangi ilkeler üzerinde uzlaşıldığı ve bu birliktelikten ne tür çıktılar bekledikleri üzerine görüşler ifade edildi. Oturumda, ev sahibi kurum Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan, forumun teorik çerçevesini üç katmanlı olarak ortaya koydu. “Her şeyden önce, dilin ve kavramların dekolonizasyonu ile başlamalıyız. Çünkü dünyayı anlamlandırma biçimimiz, kullandığımız kavramlarla şekillenir. Bugün hâlâ ‘gelişmiş-az gelişmiş’, ‘üçüncü dünya ülkesi’, ‘ilkel-uygar’, ‘modern-geleneksel’, ‘merkez-çevre’ gibi ikilikler üzerinden düşünen bir dilin içindeyiz. Bu kavramlar nötr değildir, belirli bir tarihsel ve güç ilişkileri bağlamında üretilmiştir. İkinci olarak, insanın dekolonizasyonu meselesi karşımıza çıkar. Sömürgecilik topraklarla birlikte zihinleri de işgal eder. Bu nedenle dekolonizasyon, insanların kendi zihniyle, kendi kabulleriyle yüzleşmesini gerektirir. Kendi değerini, kendi bilgisini ve kendi hikâyesini dış referanslara göre tanımlayan bir bilinç, tam anlamıyla özgür değildir. Üçüncü olarak ise kurumların dekolonizasyonu gelir. Çünkü bireysel farkındalık, kurumsal yapılarla desteklenmediği sürece kalıcı bir dönüşüm gerçekleşemez. Eğitim sistemleri, akademik yapılar, medya ve politika üretim mekanizmaları çoğu zaman belirli epistemik merkezlerin etkisi altındadır. Enstitü Sosyal için kurumların dekolonizasyonu, bu yapıları daha çoğulcu, daha adil ve daha kapsayıcı hâle getirmeyi ifade eder. Bu, temsil meselesinden ibaret değildir; bilginin nasıl üretildiği, kimler tarafından üretildiği ve nasıl dolaşıma sokulduğu sorularını da yeniden düşünmeyi gerektirir.” diyerek forumun, dekolonizasyonun kavramsal, bireysel ve kurumsal dönüşümün eş zamanlı ve birbirini beslediği bir süreç olarak ele alınmasını önerdiğini ifade etti.

Açılış oturumunun ardından ilk akademik oturum Sümeyye Sena Polat moderatörlüğünde, uluslararası hukuk uzmanı, insan hakları savunucusu ve aktivist Mireille Fanon Mendès-France ve teorisyen ve sosyolog Salman Sayyid’in katılımı ile gerçekleşti. Fanon, Filistin örneğinin, dekolonizasyon tartışmalarını tarihsel bir mesele olmanın ötesine taşıyarak, egemenlik, kendi kaderini tayin hakkı, yerinden edilme ve yapısal şiddet gibi güncel küresel sorunları yeniden düşünmeye çağırdığını ifade etti. Fanon, sömürgecilik eylemlerinin geçmişinin bugünün küresel yönetişim krizinin de doğrudan üreticisi olduğuna işaret etti. Salman Sayyid ise “Bugün dekolonizasyon kavramı giderek daha fazla kullanılıyor; ancak asıl mesele, dünyayı hangi düşünsel çerçevelerle anlamlandırdığımızı gerçekten dönüştürüp dönüştüremediğimizdir. Eğer dekolonizasyon küresel bir tartışma olacaksa, bilgi üretiminden medya düzenine, ekonomik ilişkilerden akademik hiyerarşilere kadar hangi yapıların hâlâ sömürgesel mantıklar ürettiğini açık biçimde tartışmak gerekir.” diyerek kavramın popülerleşmesinin değil dönüştürücü kapasitesinin önemine dikkat çekti.
“İnsanlığın Yükü: Dekolonizasyonun Bugünü” Sergisi, Dekolonize Film Günleri ve iki gün sürecek forumdan oluşan program, ev sahibi Enstitü Sosyal ve NUN Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından, partner kurumlar Boğaziçi Üniversitesi, İslam Araştırmaları Merkezi - İSAM (Türkiye), International Islamic University Malaysia - IIUM (Malezya), Institute of Islamic Understanding Malaysia - IKIM (Malezya), Research Center on the Circulation of Knowledge (CECIC), Shanghai Üniversitesi (Çin), South-South Exchange Programme for Research on the History of Development - SEPHIS, The Latin American Council of Social Sciences - CLACSO (Arjantin), Universitas Islam Internasional Indonesia - UIII (Endonezya), Institute of the Global South (Güney Afrika), Institute of Oriental Studies, Russian Academy of Sciences (Rusya), Iqbal Centre for Critical Muslim Studies - Leeds University (İngiltere), Al Jazeera Centre for Studies ve Anadolu Ajansı iş birliği ile düzenleniyor.