Trump Beyaz Saray’daki İlk 100 Gününde Dünya Düzenini Nasıl Altüst Etti?  

ABD Başkanı Donald Trump, göreve geldiği ilk 100 günde "Önce Amerika" politikasıyla dünya düzenini sarstı. Müttefiklerini yabancılaştıran, Çin ve Rusya ile gerilimi tırmandıran Trump'ın öngörülemeyen hamleleri, uluslararası ilişkilerde kalıcı değişimlere yol açıyor. Peki, Trump'ın radikal adımları küresel dengeyi nasıl bozdu? İşte detaylar..
Trump Beyaz Saray’daki İlk 100 Gününde Dünya Düzenini Nasıl Altüst Etti 

29.04.2025 - 17:07  |  Son Güncellenme:  29.04.2025 - 17:19

ABD Başkanı Donald Trump göreve gelmesinden bu yana geçen ilk 100 günde, Washington’ın 2. Dünya Savaşı’nın enkazından inşa etmeye yardımcı olduğu kurallara dayalı küresel düzenin bazı kısımlarını altüst eden, çoğu zaman da öngörülemeyen bir politika yürüttü.  

Reuters, Trump’ın küresel düzende yarattığı değişikliklere ilişkin, ABD ve birçok ülkeden çok sayıda mevcut ve eski hükümet yetkilisi, diplomat ve bağımsız analistten görüş aldı.  

Reuters’a konuşan, eski başkanlar Ronald Reagan ve George W. Bush dönemlerinde görev yapan ve Trump’ın ilk döneminde ABD’nin İran ve Venezuela özel temsilcisi olan siyasetçi Elliott Abrams, “Trump şu anda sekiz yıl öncesine göre çok daha radikal. Buna şaşırdım” şeklinde konuştu.  

Trump’ın ikinci dönemindeki “Önce Amerika” gündemi, dostlarını yabancılaştırıp muhaliflerini cesaretlendirirken, ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda da soru işaretleri yarattı.  

Öte yandan Trump’ın eylemleri ve bu belirsizlik, bazı hükümetleri, 2028’de daha geleneksel bir ABD başkanı seçilse bile geri dönüşü zor olabilecek tepkiler verecek kadar endişelendirdi.  

Ayrıca tüm bunlar, Cumhuriyetçi başkanı eleştirenlerin, ülke içinde demokrasinin gerilediğine dair işaretler olarak gördükleri ve ülke dışında da endişelere yol açan gelişmelerin ortasında gerçekleşiyor.  

Bu göstergeler arasında yargıçlara yönelik sözlü saldırılar, üniversitelere yönelik baskılar ve geniş kapsamlı sınır dışı etme kampanyasının parçası olarak göçmenlerin El Salvador’daki kötü şöhretli bir hapishaneye nakledilmesi yer alıyor.  

Küresel ilişkilerde çalkantı  

Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimlerde Orta Doğu müzakerecisi olarak görev yapmış olan Dennis Ross ise konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:  

“Şahit olduğumuz şey, dünya meselelerinde büyük bir çalkantıdır. Şu anda kimse olup bitenler veya bundan sonra ne olacağı konusunda nasıl bir fikir yürüteceğini bilmiyor.”  

Reuters’a konuşan birçok kişi, Trump’ın politikalarını gevşetmesi durumunda, oluşan hasarların bir kısmının uzun süreli olabileceğini, ancak durumun telafisinin imkansız olmadığını söyledi.   

ABD Başkanı, gümrük vergilerinin zamanlaması ve oranı da dahil olmak üzere bazı konularda halihazırda geri adım attı.  

Ancak Reuters’a konuşan yetkililer, ondan radikal bir değişim beklemediklerini ve bunun yerine birçok ülkenin, kendilerini onun dengesiz politikalarından korumak için ABD ile ilişkilerde kalıcı değişiklikler yapmasını beklediklerini belirtti.  

Bunun yansımaları şimdiden başladı. Örneğin, bazı Avrupalı müttefikler, ABD silahlarına olan bağımlılıklarını azaltmak için savunma sanayilerini güçlendirmenin yollarını arıyor.  

Bu kapsamda, Güney Kore’de nükleer cephaneliğin geliştirilmesi konusunda tartışmalar sürüyor.   

Kötüleşen ilişkilerin, ABD’nin ortaklarını en azından ekonomik olarak Çin’e yaklaştırabileceği yönündeki spekülasyonlar artıyor.  

Biden’ın liderliğinin izlerini temizleniyor

Beyaz Saray ise Trump’ın ABD’nin itibarını zedelediği yönündeki iddiaları reddederek, bunun yerine eski Başkan Joe Biden’ın küresel sahnedeki “pervasız liderliğinin” izlerini ortadan kaldırmanın gerekliliğine işaret etti.  

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Brian Hughes konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:  

“Başkan Trump, Ukrayna ve Rusya’yı savaşa son vermek için müzakere masasına getirerek, fentanil akışını durdurarak, Çin’i sorumlu tutup Amerikan işçilerini koruyarak ve azami baskıyı yeniden sağlayıp İran’ı müzakere masasına oturtarak bu zorlukları ele almak için hızlı bir şekilde harekete geçiyor”  

Hughes, Trump’ın “Husilere terörizmin bedelini ödettiğini ve dört yıldır işgale açık olan, ülkenin güney sınırını güvence altına aldığını” da sözlerine ekledi.  

Öte yandan, Reuters/Ipsos tarafından 13 Mart’ta yayınlanan bir ankete göre, her dört Cumhuriyetçiden biri de dahil olmak üzere, ABD’lilerin yarısından fazlası Trump’ın Rusya ile “çok yakın ilişki içinde” olduğuna inanıyor.   

ABD halkı ayrıca, Trump’ın yayılmacı gündemine pek sıcak bakmıyor.  

Trump küresel düzeni sarsıyor  

Uzmanlar, ABD egemenliğinde son 80 yıldır belirginleşen serbest ticaret, hukukun üstünlüğü ve toprak bütünlüğüne saygıya dayalı küresel düzenin geleceğinin tehlikede olduğu konusunda uyarıyor.  

Çok taraflı örgütleri küçümseyen ve dünya meselelerine sıklıkla eski bir emlakçı perspektifinden bakan Trump yönetiminde, küresel düzende köklü sarsıntılar yaşanıyor.   

Ticaret ortaklarını on yıllardır ABD’yi “yağmalamakla” suçlayan Trump, finans piyasalarını altüst eden, doları zayıflatan ve küresel ekonomide yavaşlama ve resesyon riskinde artış uyarılarına yol açan kapsamlı bir gümrük vergisi politikası başlattı.  

Trump gümrük vergilerini gerekli bir “ilaç” olarak tanımlasa da, yönetimi düzinelerce ülkeyle ayrı anlaşmalar müzakere etmeye çalışırken bile hedefleri belirsizliğini koruyor.  

Ukrayna konusu  

Aynı zamanda Trump, Rusya’nın Ukrayna’da üç yıldır sürdürdüğü savaşla ilgili ABD politikasından uzaklaşarak, Şubat ayı sonlarında Oval Ofis’te Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile hararetli bir tartışmaya girdi.   

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ilişkilerini geliştirmeye öncelik veren Trump’ın, Moskova’ya yakınlaşarak, NATO destekli Kiev’i toprak kaybını kabul etmeye zorlayacağı yönündeki endişeler arttı.  

ABD yönetiminin uzun zamandır transatlantik güvenliğin temel dayanağı olan Avrupa ve NATO’yu küçümsemesi de büyük endişe yaratıyor. Trump ve danışmanları, Avrupa ve NATO’yu ABD’den faydalanmakla suçluyor.  

Yalnız ABD  

Almanya’nın Başbakan adayı Friedrich Merz, Şubat ayındaki seçimleri kazanmasının ardından Avrupa’nın ABD ile ilişkileri konusundaki endişelerini dile getirdi.  

Merz, “Önce Amerika” sloganını benimseyenlerin sloganlarını “Yalnız Amerika” olarak değiştirmeleri durumunda durumun zorlaşacağını söyleyerek, “Bu aslında Avrupa için bir felaket öncesi dönem” diye ekledi.  

Trump’ın Washington’ın küresel imajına bir darbe daha vurması, modern başkanların uzun süredir kaçındığı yayılmacı söylemi kullanması anlamına geliyor.   

Analistler, Çin’in kendi kendini yöneten Tayvan’ı işgal etmeye karar vermesi durumunda, bu söylemi gerekçe olarak kullanılabileceğini söylüyor.  

Trump Grönland’ı “alacağını” iddia ediyor

Trump, ABD’nin yarı özerk Danimarka adası Grönland’ı “alacağını” iddia ediyor.   

ABD Başkanı ayrıca, Kanada’nın varlığının hiçbir gerekçesi olmadığını ve ABD’nin bir parçası olması gerektiğini söyleyerek Ottava’yı öfkelendirdi.   

Aynı zamanda, 1999’da Orta Amerika ülkesine devredilen Panama Kanalı’nı ele geçirmekle tehdit etti.  

Öte yandan, Washington’ın savaştan harap olmuş Gazze’nin kontrolünü ele geçirmesini ve Riviera tarzı bir tatil köyüne dönüştürmesini önerdi.  

Analistler, Trump’ın büyük güçlerin coğrafi nüfuz alanlarını bölüştüğü Soğuk Savaş tarzı bir küresel yapıyı yeniden canlandırmaya çalışıyor olabileceğini söylüyor.   

Ayrıca Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, bu ayın başında Grönland’da düzenlediği basın toplantısında konuya dair şunları söyledi:  

“Danimarka Krallığı topraklarının bir kısmını ele geçirmeyi talep ettiğinizde, en yakın müttefikimizin baskısı ve tehditleriyle karşılaştığımızda, bu kadar yıldır hayranlık duyduğumuz ülke hakkında neye inanacağız? Bu, nesiller boyunca Atlantik ötesinde birlikte inşa ettiğimiz dünya düzeniyle ilgili.”  

Trump uluslararası ilişkileri yeniden şekillendiriyor  

Diğer hükümetler de, Trump’ın eylemleri karşısında politikalarını yeniden şekillendirmeye başladı.   

Trump, Avrupa Birliği’nin (AB) ABD’yi mahvetmek için kurulduğunu öne sürerken, AB müzakereler başarısız olursa uygulanacak bir dizi karşı gümrük tarifesi hazırladı.  

Almanya ve Fransa gibi bazı ülkeler, Trump’ın talep ettiği gibi ordularına daha fazla harcama yapmayı düşünüyor. Ancak bu aynı zamanda, kendi savunma sanayilerine daha fazla yatırım yapmaları ve ABD’den daha az silah almaları anlamına da gelebilir.  

Bu bağlamda, ABD ile tarihi dostluğu gerilen Kanada, Avrupa ile ekonomik ve güvenlik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.  

Bu durum, Trump’ın milliyetçilik dalgasını ateşleyen ve Washington’un artık güvenilir bir ortak olmadığına dair algıları körükleyen eylemlerine karşı seçmen hoşnutsuzluğunun hakim olduğu Kanada’da seçimlerin yapıldığı bir döneme denk geliyor.  

Diğer yandan Güney Kore de, Trump’ın ABD askerlerini çekme tehditleri de dahil olmak üzere politikalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.  

Ancak Seul, ABD Başkanı ile birlikte çalışmaya ve nükleer silaha sahip bir Kuzey Kore tehdidi karşısında önemli olduğunu düşündüğü ittifakı sürdürmeye söz verdi.  

ABD’nin müttefiki olan Japonya da, Trump'ın gümrük vergilerinin boyutları karşısında şaşkın ve endişeli.  

Başbakan Şigeru İşiba’ya yakın üst düzey bir Japon hükümet yetkilisi ise Tokyo’nun “karşılık vermek için çabaladığını” söyledi.  

Çin de, uluslararası düzeyde zaman zaman açgözlü eylemlerle dolu siciline rağmen, Trump’ın ticaret yaklaşımından tehdit hisseden ülkeler için kendisini bir çözüm olarak öne sürdü.  

Pekin aynı zamanda, Trump’ın insani yardımı azaltma kararlarının bıraktığı boşluğu da doldurmaya çalışıyor.  

 


Kaynak: Al Araby TV