Humus’ta Tırmanan Gerilim ve Suriye’de Derinleşen Kaos
26.11.2025 - 13:13 | Son Güncellenme: 26.11.2025 - 13:22
Suriye son haftalarda, ülkenin kaderini doğrudan etkileyen çok boyutlu ve tehlikeli bir kırılma sürecine girmiş durumda. Özellikle Humus’a bağlı Zaydal kasabasında bir çiftin öldürülmesiyle başlayan olaylar, sadece yerel bir suç vakası olarak kalmadı; aksine mezhepsel tansiyonu en üst seviyeye çıkararak ülkenin kırılgan yapısını harekete geçirdi. Olayın ardından yaşanan geniş çaplı mezhepsel saldırılar, Lazkiye’de güvenlik güçlerinin koruması altında gerçekleşen protestolarla birleşince, Suriye’nin sosyal dokusunda yeni ve tehlikeli fay hatları oluşmaya başladı.
Bu gelişmeler, sahadaki güç dengelerinin artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini ve dış aktörlerin stratejik hesaplarının Suriye içinde çok daha sert sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Son yıllarda ülkenin içyapısını en fazla zorlayan aktörlerden biri olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), hem ideolojik yapılanması hem de dış destekli politikalarıyla bu kırılgan yapının merkezinde yer alıyor.
Zaydal cinayeti: Mezhepsel ateşi yakan kıvılcım
Humus’un Zaydal kasabasında meydana gelen trajik olay, bölgesel gerilimi tetikleyen en önemli dönemeçlerden biri oldu. Sünni Beni Halid aşiretine mensup karı-koca bir çift, evlerinde öldürülmüş halde bulundu; eşlerden birinin yakıldığı tespit edildi. Bu vahşi cinayetin duyulması üzerine bölgedeki Sünni aşiret mensupları hızla sokağa döküldü.
Gözden Kaçmasın
Humus gibi stratejik bir kentte, özellikle de ülkenin en büyük petrol rafinerisine ev sahipliği yapan ve Şam’dan Akdeniz kıyısına uzanan otoyolu kontrol eden bir bölgede gerilimin bu kadar çabuk tırmanması, Suriye’nin kırılgan mezhepsel yapısının ne kadar patlamaya hazır olduğunun en açık göstergesi oldu. Saldırılar sırasında Alevi mahallelerine tekbirler eşliğinde şiddet girişimleri olduğu iddia edildi.

Suriye İçişleri Bakanlığı, olayların hemen ardından “mezhepsel çatışmayı yaymayı amaçlayan bir girişim” tespit ettiklerini açıkladı ve gerilimli bölgelere yoğun güvenlik güçleri gönderildiğini duyurdu. Bakanlığın açıklamasında, saldırılarda kullanılan mezhepsel sloganlara dikkat çekildi.
Bu açıklama, olayın spontane bir suç eylemi olmadığı; bilinçli şekilde bir mezhepsel fitili ateşleme girişimi olabileceği yönündeki şüpheleri artırdı.
SDG’nin yapısal rolü ve bölgesel eşzamanlılık
Tam da Humus’ta mezhepsel tansiyon yükselirken, Lazkiye’de halkın güvenlik güçlerinin himayesinde sokağa çıkarak protesto düzenlemesi dikkat çekti. Suriye tarihinde nadir görülen bu durum, iki farklı coğrafyada yaşanan toplumsal hareketlerin aynı zaman diliminde ortaya çıkması bakımından tesadüf olarak görülemez.
Bu eşzamanlılık, sahada etkili olan güçlerin olayları yönlendirme kapasitesine işaret ederken, özellikle son yıllarda geniş bölgeleri kontrol eden SDG’nin stratejik hamleleriyle bağlantılı bir tablo ortaya koyuyor.
SDG, fiilen Kandil merkezli kadrolar tarafından yönetilen, ideolojik açıdan ayrılıkçı bir örgüt yapısına sahip. Deyrizor, Haseke ve Rakka gibi stratejik ve doğal kaynak bakımından zengin bölgelerin kontrolü, örgütün hem finansal hem askeri kapasitesini artırdı. Özellikle petrol gelirleri, SDG’nin bölgedeki operasyonlarını finanse eden ana kaynak konumunda bulunuyor.
ABD’nin örgüte sağladığı destek ise SDG’yi yerel bir aktör olmaktan çıkarıp bölgesel politikaların uygulayıcısı haline getirdi. Bu güçlenme, SDG’nin Suriye’deki etnik ve mezhepsel dengeleri manipüle edebilme kapasitesini artırdı.
Ayrılıkçı strateji: Azınlıklar üzerinden kaos üretimi
SDG’nin ayrılıkçı ideolojisinin en belirgin özelliklerinden biri, Suriye’deki tüm azınlıkların merkezi hükümete bağlı olmak istemediği iddiasını yaymak. Bu iddia, örgüt için hem ayrılığı meşrulaştıran hem de kaos ortamını diri tutan bir araç niteliği taşıyor.
Örgüt, kontrol ettiği petrol sahalarından elde ettiği gelirlerle Hikmet el-Hicri milisleri gibi grupları destekleyerek aynı ayrılıkçı söylemin farklı bölgelerde yayılmasını sağlıyor. Bu milislerin İsrail ile bağlantılarının olduğu iddiaları, Suriye’nin kuzey ve doğu bölgelerinde yürütülen ayrıştırma faaliyetlerinin daha geniş bir bölgesel stratejiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Aynı yöntemi Alevi toplulukları üzerinde de uygulayan SDG’nin, petrol gelirlerinden aktardığı mali desteklerle bu grupların Humus başta olmak üzere çeşitli bölgelerde gerilim yaratmasına zemin hazırladığı iddia ediliyor. Bu durum, Zaydal cinayetinin ardından yaşanan olayların arka planında SDG’nin manipülasyon ihtimalini daha da güçlü kılıyor.
Zaydal olayının bölgesel planla örtüşmesi
Humus’taki cinayetin bir anda geniş çaplı bir mezhepsel çatışmaya dönüşmesi, SDG’nin Suriye’de kaos üretme stratejisinin sahadaki yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor. Çünkü örgütün ayrılıkçı ideolojisinin uygulanabilmesi için Suriye’nin merkezi otoritesinin zayıflatılması, mezhepsel fay hatlarının keskinleştirilmesi ve uluslararası kamuoyunda “çözümü olmayan bir iç savaş” algısının oluşturulması gerekiyor.
Zaydal olayı ve ardından yaşanan saldırılar, tam da bu amacı destekleyen bir tablo oluşturuyor:
- Toplumsal kırılma
- Mezhepsel kışkırtma
- Devlet otoritesinin aşındırılması
- Dış aktörler için müdahale alanı oluşturulması
Bu koşullar, hem İsrail’in Suriye’de etkisini genişletme hedefiyle hem de SDG’nin ayrılıkçı hayalini besleyen düzenle birebir örtüşüyor.
Sonuç: Suriye yeni bir eşik aşıyor
Humus-Zaydal cinayeti ve onu takip eden olaylar, Suriye’nin yeni bir kırılma sürecine girdiğinin işareti. SDG’nin ayrılıkçı politikaları, uluslararası destekle birleşerek yalnızca kuzeydoğu Suriye’yi değil, ülkenin tamamını etkileyen bir kaos mekanizmasına dönüşmüş durumda.
Lazkiye’deki protestolar, Humus’taki mezhepsel saldırılar ve SDG’nin çok katmanlı müdahaleleri bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor:
Suriye artık sadece iç dinamiklerinin belirlediği bir ülke değil; bölgesel ve küresel güçlerin senaryolarının sahnelendiği bir kaos alanı haline gelmiş durumda.
Bu nedenle önümüzdeki süreç, yalnızca Suriye için değil, bölgesel güvenlik dengeleri açısından da kritik öneme sahip.