Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar: “Yeni Bir Enerji Mimarisine İhtiyaç Var”
09.04.2026 - 12:31 | Son Güncellenme: 17.04.2026 - 08:59
ABD/İsrail, İran savaşı sonrasında Hürmüz boğazında yaşanan derin kriz dünyada enerji ve ekonomi piyasasını derinden etkiledi. Enerji arzı, talebi ve güvenliği konuları ciddi biçimde tartışılmaya başlandı.
Kriz aynı zamanda enerjide yeni arayışları, yeni projeleri ve yeni merkezleri de gündeme getirdi. Bu konuda en çok konuşulan ülkelerden bir Türkiye. Asya, Ortadoğu ve Avrupa arasında son derece stratejik bir konuma sahip olan Türkiye, aynı zamanda enerji iletimi ve aktarımı konusunda da kilit rol oynuyor. Krizle birlikte Türkiye’nin enerji ekosisteminde merkezi ve kritik rolünü daha da güçlendireceği konuşuluyor.
Tüm bu konular Türkiye’nin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile konuşuldu. Konusuna hâkim ve Türkiye’nin başarılı genç bakanlarından biri olan Bayraktar Al Jazeera için Kemal Öztürk’ün sorularını cevapladı.
“Krizlerin anası ile karşı karşıyayız”
Sayın Bakan Al Jazeera’nın sorularını cevapladığınız için öncelikle teşekkür ediyorum. 28 Şubat’tan beri devam eden büyük bir kriz var bölgede. Özellikle, Körfez bölgesinde ve Hürmüz Boğazı’nda odaklanmış bir krizle uğraşıyor bütün dünya. Siz bugün itibariyle enerji arzı, enerji güvenliği açısından bugünkü tabloyu nasıl görüyorsunuz?
Çok büyük bir krizle karşı karşıya dünya. Buna “krizlerin anası” (mother of all crisis) diyebileceğimiz bir süreçten geçiyoruz. Yani son 50 yılda birçok petrol krizi yaşadı dünya… Pandemi sonrası, Ukrayna Rusya savaşı gibi birçok kriz gördük. Ama sanki bu hepsinden daha büyük bir şey.
Gözden Kaçmasın
Bununla beraber şunu da söyleyebilirim: Dünya bir taraftan da böyle krizlere karşı bağışıklık kazanmış, alışmış bir durumda. Son 20 yıla bakın, çok sayıda ciddi krizler oldu ama sanki krizler artık “yeni normal” haline gelmeye başladı dünyada…
Durum şudur, dünyada her gün 103 milyon varil petrole ihtiyaç var ama onu sunacak şu anda imkânlar kısıtlı. Çünkü dünyanın en önemli, petrol tedarik lokasyonu Hürmüz boğazında geçişler kapalı. 20 milyon varil eksik var. Dolayısıyla buna bir çözüm bulmaya çalışılan bir dünyada yaşıyoruz. Bugün başlayan ateşkesle durumun değişeceği umudumuz arttı. Petrol fiyatlarında düşüş var ve geçişler başladığında bu daha da iyi bir yere gelecektir. Umudumuz kalıcı barışa ulaşmaktır.
“Yeni bir enerji mimarisine ihtiyaç var”
Bu kriz enerjide nasıl bir arz haritası değişikliği yaratabilir?
Şimdi krizin merkezi Hürmüz malumunuz. Bu bölgede dikkat çekmek istediğim iki şey var: Birincisi Suudi Arabistan’daki boru hattı. Bu Suudi Arabistan’ın petrolünü doğudan batıya taşıyan çok önemli bir boru hattı. Bu boru hattı sayesinde Suudi Arabistan petrolünün önemli bir kısmını Kızıldeniz’e indirip oradan dünya piyasalarına getirebiliyor. Çok önemli bir şey.
Bir başka önemli boru hattı Birleşik Arap Emirlikleri’nde Fujairah Limanı’na 1.8 milyon varil getiren bir petrol boru hattı. Bir de bu boru hatlarının olmadığını düşünün.
Bunları şunun için söylüyorum: Çeşitlendirme her zamankinden daha önemli hale geldi. Bunlar olmasa çok daha yıkıcı krizle dünya karşı karşıya kalabilirdi. Burada çıkartacağımız önemli ders, kriz bizi yeni bir enerji mimarisine doğru zorluyor.
“Kriz bitmezse dünya ekonomisi küçülür”
Şu andaki şok dalgasının yayılma alanını, hızını, etkisini nasıl görüyorsunuz? Daha da kötüye gidecek mi?
Umarım daha da kötüye gitmez. Şu anda herkes bu işin bir noktada duracak diye bir beklentisi var. Ateşkes de bu beklentiyi arttırdı.
Dünyadaki etkisi doğuda ve batıda farklı şekilde görülüyor. Batıda şu anda yaşanan bir fiyat etkisi var. Doğusunda ise arzda, yani tedarikte ayrıca fiyatla ilgili problem var. Krizin ekonomik etkisini şu anda hissetmeye başladı dünya. Batıda da arzla ilgili şu anda bir problem gözükmüyor. Ama fiyat tarafı herkesi etkilemiş durumda. Yani sonuçta bugün fiziki teslim edilecek bir kargo almaya kalkarsanız 140 dolar ödemeniz lazım varil fiyatı olarak.

Bu fiyat daha yukarılara da gidebilir, 200 doları da bulabilir. Tabii böyle bir senaryo en istenmeyen senaryo. Böyle bir durumda dünya ekonomisinin tekrar küresel çapta bir resesyona girebilir. Hem ekonomiler küçülür hem de yüksek enflasyonla yaşarız. Bu işin sonu yıkıcı bir sonuç olabilir maalesef bütün dünya için. Dolayısıyla herkes bir an önce bu iş bitsin istiyor. Umarız ateşkes kalıcı bir barışa döner.
“Türkiye yatırımları ve konumu gereği merkez oluyor”
Türkiye’nin alternatif bir rota, bir güzergâh olma konumuna doğru hızla ilerlediği söylenebilir mi? Siz Türkiye’nin bir enerji merkezi, olma hedefini güçlendirdiğini düşünüyor musunuz?
Öncelikle çok kısa enerji güvenliğinden bahsetmek istiyorum. Şimdi enerji güvenliği, aslında üç alanı içinde barındıran bir konu. İçinde arz güvenliği var, talep güvenliği var, bir de taşıma, iletim (transportation) güvenliği var. Ne demek istiyorum? Şimdi Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı, Avrupa gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler için arz güvenliği temel meseledir. Ama Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler için de talep güvenliği önemlidir. Ne zaman bu öne çıktı? Mesela pandemide. Pandemide bazı ülkeler “petrol almıyorum” dedi. O nedenle bu ülkeler için talep güvenliği hayati öneme sahip.

Şimdi bütün bunların yanında enerji güvenliğinin hayati bir konusu gündeme geliyor: Talep var, arz da var ama taşıma güvenliği (transportation security) var mı? Hürmüz kapalı, dolayısı ile bir taşıma yok. Suudi Arabistan, Katar, BAE gibi ülkeler “üretiyorum, mal hazır.” diyor. Alıcılar Asya’da bekliyor “gazı gönder” diyor ama mal Hürmüz’den çıkamıyor. Anlatmak istediğim enerji güvenliğinin tüm boyutları her açıdan çok önemli.
Şimdi biz Türkiye olarak ne diyoruz? Türkiye olarak çok uzun yıllardır muazzam bir altyapı yatırımı yapıyoruz. Yani Türkiye’de boru hatları, depolama tesisleri, çeşitlendirme stratejisiyle beraber çok büyük yatırımlar yaptık. Tabii bizim temel bir amacımız var: Ülkemizin enerji güvenliğini sağlama almak. Ülkemizde 86 milyon nüfus var, 34 milyon araç var, herkese 7/24 elektrik lazım. Yani bütün yatırımlarımızı öncelikle bu ihtiyaçları karşılamak için yapıyoruz. Ama gerek coğrafi konumumuz gerek dünya petrol, doğalgaz rezervlerinin bölgemizde bulunması, bu altyapı yatırımlarımızla ve coğrafi konumumuzla aynı zamanda bölgede önemli bir merkez ülke konumuna gelmiş durumdayız.
Haritamıza bakın, iki tane ana boru hattımız var, Rusya’dan Mavi Akım ve Türk Akım boru hatlarıyla doğalgaz alıyoruz. Onun dışında Azerbaycan’dan iki noktadan Türkiye’ye giriş var, İran’dan giriş var. Dolayısıyla Türkiye doğalgaz boru hatlarıyla doğalgaz tedarikini yapıyor. Bunların yanı sıra birçok yerde doğal gaz depolama alanları inşa ettik. Avrupa’yla olan bağlantılarımızın kapasitelerimizi artırdık. Suriye’ye çok kısa bir zaman önce Kilis üzerinden gaz vermeye başladık. Entegre bağlantılarımızla komşularımızla hem elektrikte hem doğal gazda hem petrolde muazzam bir altyapı yatırımı yaptık.

Bu kadar altyapıyla Türkiye’ye bugün yaklaşık seksen milyar metreküp doğalgaz getirebilirsiniz. Gemiyle getirebiliriz, boru hatlarıyla getirebiliriz. Bizim tüketimimizden daha fazla bir kapasitemiz var. Bu aradaki farkı komşularımıza, Bulgaristan, Yunanistan üzerinden bütün Avrupa’ya satma imkânımız var. Bu bölgenin de gaza ihtiyacı var. Otomatik olarak bu durum bizi enerji mimarisinde merkezi bir konuma getiriyor.
“Türkiye üç yeni enerji hattı teklif ediyor”
Şimdi bu krizle beraber siz ne öneriyorsunuz bölgeye?
Bu krizle beraber biz bölgeye şunu söylüyoruz, yeni enerji mimarisine ihtiyaç olduğu bu krizle birlikte oraya çıktı. Siyasi karar verildiğinde teknik olarak yapılabilecek, ticari olarak yapılması gereken yeni hatlar olması gerekiyor.

Üç önerimiz var:
1. Yıllardır konuştuğumuz bir konu, Türkmen gazının Hazar üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya gidişini hayata geçirmek gerekiyor. Yüzde yüz olması gereken bir proje.
2. Irak-Türkiye boru hattının Basra’ya kadar uzaması çok çok ehemmiyetli bir şey. Bir de bu sadece Türkiye ve Irak için değil, bu petrol boru hattının yapılması dünya küresel piyasalar için de önemli bir şey.
3. Katar’dan Türkiye’ye doğal gaz boru hattı kesinlikle yapılması gereken bir proje. Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşacak büyük bir proje olur. Teknik olarak ve ticari olarak yapılabilir bir projedir.
Yani dünyanın ve bu bölgenin yapması gereken en önemli şey enerji mimarisinde çeşitlendirmedir. Farklı altyapı projelerini hayata geçirmemiz lazım. Bu teklifler dünyadaki şu anda yaşadığımız enerji krizini azaltacak önemli projelerdir.
“Fiyat artışının bize maliyeti büyük”
Türkiye’nin bu son enerji krizinde ekonomisi nasıl etkiledi? çok mu kırılgan ekonominiz?
Petrolün varil fiyatında bir dolarlık artışın bize maliyeti yaklaşık 400 milyon dolar. Yani finansal yükü çok büyük. Ciddi bir tüketimi olan büyük bir ülkeyiz. Mali açıdan baktığınız zaman, yani eğer bu yıl ortalama 100 dolarlar civarında bir petrol fiyatı olursa, petrol ve akaryakıt tarafında bize yaklaşık ilave maliyeti en az 13-14 Milyar dolar gibi olacak gözüküyor. Doğalgaz tarafında maliyeti de 7-10 milyar doları bulabilir. Türkiye’ye ilave bir yükü olacak bir konudan bahsediyoruz.

Şu andaki gözüken tablo kısa ve orta vadede bir risk görmüyoruz. Ama bu ne kadar sürecek, daha farklı şeyler olur mu, daha farklı arz kısıntıları olur mu onu bilmiyoruz. Şu anda gerçekleşen ateşkes kalıcı barışa dönüşür ve fiyatlar makul seviyeye gelirse oluşacak etkinin sınırlı olacağını düşünüyoruz.
“Arz güvenliğinde sorunumuz yok”
Yeterli stratejik rezerviniz var mı? Acil durum planınız nedir?
Doğalgazda depolarımız %72 oranında dolu. Bu oran Avrupa’da %28 doluluk.
Depolarımızı doldurmaya şu anda devam ediyoruz. Burada hem arz güvenliğini dikkate alıyoruz hem de fiyatlamasını, yani bunun ekonomik etkisi hesap ediyoruz. Ham petrol tanklarımızın %50’sinden fazlası dolu. Petrol ihtiyacımızın %10’u Hürmüz boğazından geliyor bu da yönetilebilir bir oran.