Cenevre’de Tahran–Washington Görüşmeleri: Zamana Karşı Diplomasi Yarışı
18.02.2026 - 14:10 | Son Güncellenme: 06.03.2026 - 16:00
Cenevre’deki müzakerelerin, Arakçi ile ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner arasında, Umman Dışişleri Bakanı’nın arabuluculuğunda yürütülmesi planlanıyor.
Bu müzakere turu, ayın 6’sında Umman’ın başkenti Maskat’ta düzenlenen ilk görüşmenin ardından ikinci resmi temas niteliği taşıyor.
Taraflar, Haziran ayında patlak veren ve müzakere sürecinin askıya alınmasına yol açan savaş öncesinde beş tur görüşme gerçekleştirmişti.
Gözden Kaçmasın
Tahran yönetimi, Washington’un müzakere sürecini savaş hazırlıkları için kullandığını öne sürmüştü.
Altıncı turun arifesinde gerçekleşen saldırılar nedeniyle planlanan toplantı iptal edilmişti.
İranlı yetkililere göre Maskat’taki ilk tur, savaş sonrası bozulan güven ortamını yeniden tesis etmeye ve tarafların pozisyonlarını test etmeye odaklandı.
ABD merkezli Axios ise Cenevre’deki ikinci turun daha teknik ve kapsamlı başlıklara gireceğini, bu nedenle kritik önem taşıdığını yazdı.
Görüşmeler öncesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen hafta acil bir ziyaretle Beyaz Saray’a giderek Başkan Trump ile görüştü.
Netanyahu görüşmede, müzakerelerin gündemini değiştirmeye ve İran füze programı da dahil olmak üzere ek konuları gündeme getirmeye çalıştı.
Tahran ise bu yaklaşımı reddediyor ve müzakere sürecindeki temel önceliğinin yaptırımların kaldırılması olduğunu vurguluyor.
Cenevre’deki ikinci tur görüşmeler öncesinde taraflardan eşzamanlı mesajlar geldi.
İran Devrim Muhafızları, Pazartesi akşamı “Hürmüz Boğazı'nın Akıllı Kontrolü” adlı askeri tatbikat başlattı.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, müzakerelerden saatler önce yaptığı açıklamada, görüşmelere dolaylı olarak katılacağını belirterek İran’ı anlaşma sağlanmaması halinde sonuçları konusunda uyardı.
Trump ayrıca, “Anlaşma yapılmamasının sonuçlarını göze almak isteyeceklerini sanmıyorum” ifadelerini kullandı.
İran Dışişleri Bakanı Arakçi ise Cenevre’ye varışında yaptığı açıklamada, “adil ve dengeli bir anlaşmaya ulaşmayı amaçlayan gerçek inisiyatiflerle” masada olduklarını söyledi ve tehditlere boyun eğmeyeceklerini vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de Cenevre’den yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
"Şu ana kadar ortaya çıkan tabloya dair ihtiyatlı değerlendirmemiz, ABD’nin İran’ın nükleer dosyasına yaklaşımı daha gerçekçi bir çizgiye doğru hareket ettiği yönünde.”
Müzakerenin genel çerçevesi
İranlı uzman Hasan Beheştipur, Al Araby Al Jadeed gazetesine yaptığı değerlendirmede, İran ile ABD’nin müzakereleri sürdürme kararı almasının, en azından diyaloğun devamını sağlayacak genel bir çerçeve üzerinde uzlaşıldığını gösterdiğini belirtti.
Bu durumun, ele alınan başlıklar üzerinde ön bir anlayışın oluştuğuna işaret ettiğini, ancak çerçevenin ayrıntılarının henüz tam anlamıyla netleşmediğini söyledi.
Beheştipur, ABD’nin taleplerinin, İran’ın uranyum zenginleştirme oranını sıfıra indirmesi, füze programına sınırlamalar getirilmesi ve yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 400 kilogramdan fazla uranyumun akıbetinin belirlenmesi üzerinde yoğunlaştığını dile getirdi.
İran’ın pozisyonunun ise yalnızca nükleer dosya ile sınırlı müzakere yürütmek yönünde olduğu belirtti.
İranlı uzmana göre Tahran, programın barışçıl niteliğini kanıtlayacak güven artırıcı adımlar atmaya hazır olduğunu belirtirken, temel şart olarak tüm yaptırımların kaldırılmasını ve “sıfır yaptırım” hedefini öne çıkarıyor.
Tahran’ın ayrıca, gelecekte ABD ile ekonomik iş birliği ihtimaline ilişkin bazı öneriler sunduğu, ancak asıl zorluğun iki tarafın taleplerini Cenevre’de ortak bir çerçevede buluşturabilmesi olduğunu da vurguladı.
Beheştipur, esas zorluğun tarafların taleplerini ortak bir metinde buluşturmak olduğunu belirterek, bu sürecin gerçek ve kapsamlı müzakerelere geçişi sağlayacak birleşik bir çerçeveye dönüşmesi gerektiğini söyledi.
Trump’ın ise süreci hızlı biçimde sonuçlandırmak istediği ve bir ayı aşmayan bir takvim öngördüğü de ekledi.
Güvensizlik gölgesinde diplomasi mi, askeri seçenek mi?
Karşılıklı güvensizlik ortamında askeri seçeneğin gündeme gelip gelmeyeceği sorusuna Beheştipur, tüm ihtimallerin teorik olarak masada olduğunu ancak mevcut tabloda diplomasinin daha ağır bastığını belirterek yanıt verdi.
Netanyahu’nun ziyaretinin ikinci tur müzakerelere gölge düşürüp düşürmeyeceği sorulduğunda Beheştipur, Trump’ın Netanyahu’dan etkilendiğini ancak tüm taleplerini birebir uygulayan bir lider olmadığını vurguladı.
Trump’ı pragmatik bir siyasetçi olarak niteleyen uzman, ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiğini düşünmesi halinde, İsrail’in azami taleplerini karşılamasa dahi İran’la anlaşmaya gidebileceğini belirtti.
Beheştipur, İran’ın füze kapasitesinden vazgeçmeyeceğini, ancak bu kapasitenin yalnızca savunma amaçlı kullanılacağına dair güvence vermeye hazır olduğunu ifade etti.
Uzman, mevcut göstergelerin savaş seçeneğine kıyasla diplomatik çözüm ihtimalini güçlendirdiğini ifade ederek, olası bir askeri çatışmanın bölgesel bir savaşa dönüşebileceği ve tüm taraflara ağır kayıplar yaşatacağı konusunda uyardı.
“Savaşın kazananı olmaz” diyen Beheştipur, buna karşılık müzakerelerin İran, bölge ülkeleri ve ABD açısından kazan-kazan zemini oluşturabileceğini, bu tablonun da savaşa nispeten diplomasi ihtimalini güçlendireceğini ekledi.
İran “düşmanlık söylemini” bitirir mi?
İranlı uzman Ahmed Zeidabadi de, Tahran’ın ABD ile geniş kapsamlı ekonomik ilişkiler kurulmasını gündeme getirmesini, 47 yıldır süren düşmanlık döngüsünden çıkma arayışının göstergesi olarak değerlendirdi.
Zeidabadi, İranlı yetkililerin kapsamlı ekonomik ilişkilerin "düşmanca söylem ve kışkırtıcı sloganlarla" bir arada var olamayacağını anladıklarını vurguladı.
Ticari ilişkilerin farklı bir dil ve davranış biçimi gerektirdiğini, uluslararası ilişkiler söz konusu olduğunda bunun çok daha farklı olması gerektiğinin altını çizdi.
ABD’nin de sonuçsuz bir savaşa girmek istemediğini savunan Zeidabadi, Washington’un İran’la ilişkileri normalleştirmeye ilgi duyduğunu ifade etti.
ABD müzakere heyetinin ticari arka planı düşünerek hareket ettiğini, karşılıklı ekonomik çıkarların siyasi ve güvenlik gerilimlerini düşürmede etkili bir araç olarak görüldüğünü kaydetti.
Zeidabadi, uranyum zenginleştirme oranı, santrifüjler, füze programı ya da dondurulmuş varlıklar gibi teknik ayrıntılara odaklanmanın bir anlaşmaya yol açmayacağını söyledi.
Gerilimi azaltmaya ve yaptırımların kaldırılmasına bağlı gerçek bir ekonomik girişimin, başarılı müzakereler için gerçekçi bir yaklaşım olduğunu vurguladı.
Washington’ın Netanyahu’nun baskısına boyun eğmemesi koşuluyla İran’ın bu yola hazır olduğunu dile getirdi.
Netanyahu’yu “savaşa takıntılı” olarak niteleyen Zeidabadi, İsrail’in gerçekçi olmayan taleplerle müzakere sürecini başarısızlığa sürüklemeye çalıştığını söyledi.
Bu tür taleplerle, müzakereleri bir “onur ve egemenlik” meselesine dönüştürmeyi amaçlayan Netanyahu’nun, İran içindeki sertlik yanlısı çevreleri herhangi bir anlaşmayı engelleme yönünde kışkırttığını da ekledi.
İsrail’in psikolojik harp yürüttüğünü ileri süren Zeidabadi, İran heyetine temkinli olma ve sembolik başlıklara sürüklenmeme çağrısı yaptı.
Mevcut tabloda dengeli bir anlaşma ihtimalini yüksek gördüğünü belirten uzman, yaptırımların kaldırılması ve ekonominin rahatlatılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtti.
Bunun da ancak sakin, dikkatli ve medya gürültüsünden uzak bir diplomasiyle mümkün olabileceğini sözlerine ekledi.
Kaynak : Al Araby Al Jadeed