Suriye’de Akaryakıt ve Barınma Krizi Devleti Sınıyor
19.09.2026 - 10:22 | Son Güncellenme: 19.09.2026 - 10:25
Suriye, yeni dönemine ekonomik yıkımın, toplumsal çözülmenin ve kurumsal zayıflığın ağır mirasıyla girdi. Uzun savaş yılları konutlara, fabrikalara, enerji, ulaşım ve su şebekelerine geniş çaplı zarar verdi; milyonlarca Suriyeliyi göçe ve yerinden edilmeye sürükledi, çok sayıda insanı işinden, birikiminden ve mal varlığından etti. Devletin yeniden inşası artık halkın gündelik hayatını yeniden düzenleyebilme, makul düzeyde geçim güvencesi sağlayabilme ve toplumu siyasi dönüşümün istikrara açılan gerçek bir yol olduğuna ikna edebilme kapasitesiyle yakından bağlantılı hâle geldi.
Suriyeliler, uzun bir savaşın yıktığı ekonominin onarılmasının zaman, kaynak ve uzmanlık gerektirdiğinin bilincinde ve birkaç ay içinde tam sonuç beklemiyor. Ancak kamu politikalarının yönünü anlamak, bu politikaların hayatlarına kademeli olarak yansıdığını görmek ve geçim ile hizmet alanındaki yük ve baskıların adil biçimde dağıtıldığını hissetmek istiyor. Memur, işçi, çiftçi ve küçük işletme sahibinin reform maliyetinin büyük bölümünü üstlenirken, servetini koruyabilen ya da gayrimenkule, dövize, ticari ve sınai yatırımlara dönüştürebilen kesimin hayatın dalgalanmalarından daha az etkilenmesi toplumsal adalet tartışmasını büyütüyor.
Suriye’de geçim krizinin temelinde üretim kaybı ve eriyen alım gücü var
Suriye’deki durumu yalnızca bir “pahalılık dalgası” olarak tanımlamak yeterli bir teşhis sunmuyor. Krizin temelinde ücretler ile yaşam maliyetleri, yerel üretim ile ithalat ihtiyacı ve mevcut kaynaklar ile giderek biriken toplumsal talepler arasındaki dengesizlik bulunuyor. Gıda, barınma, ulaşım ve enerji fiyatları, insanların ayak uydurabileceğinden daha hızlı artıyor. Bu durum orta sınıfın yeni kesimlerini yoksulluk çemberine sürüklerken, zanaatkârlık ya da ücretli çalışma da beklenen toplumsal güvenceyi sağlamaktan uzaklaşıyor.
Bu dengesizlik aile hayatında doğrudan kendini gösteriyor. Bir memur maaşını kira, yemek, ulaşım, ilaç ve diğer günlük giderler arasında paylaştırdığında paranın ayın yarısına gelmeden tükendiğini görüyor. İşçi, ücretinin bir bölümünü iş yerine ulaşmak için harcıyor. Atölye sahibi, enerji ve ham madde maliyetlerini karşılamak için hizmet fiyatını artırınca satın alma gücü düşen bazı müşterilerini kaybediyor. Çiftçi ise sürüm, sulama ve nakliye maliyetlerini yeniden hesaplıyor, beklenen gelirin üretim giderlerini karşılamadığını gördüğünde ekim alanını azaltabiliyor.
Ailelerin krizle baş etme kapasitesi toplumsal konumlarına ve gelir kaynaklarına göre değişiyor. Kendi evine sahip bir aile, gelirinin büyük bölümünü kiraya harcayan bir aileden daha dayanıklı durumda. Yurt dışından para transferi alan biri satın alma gücünün bir bölümünü koruyabilirken, yerel para birimiyle maaş alan memur fiyat artışlarının bütün etkisini hissediyor.
Bu farklılıklar zamanla Suriye’nin toplumsal yapısını yeniden şekillendirdi. Orta sınıf küçüldü, ihtiyaç sahibi kesimler genişledi, nakit, gayrimenkul ve ticari servet sınırlı sayıdaki varlıklı kişinin elinde yoğunlaştı. Özellikle son 15 yılda yoksulluk Suriye toplumunda çok daha geniş kesimleri etkiler hâle geldi.
Akaryakıt zamları piyasayı ve haneleri baskılıyor
Petrol ürünlerine ilişkin yeni fiyatlandırma 13 Eylül 2026’da yürürlüğe girdi. Motorinin litre fiyatı 125 yeni Suriye lirasından 175 liraya çıkarak yaklaşık yüzde 40 arttı. 90 oktan benzinin litre fiyatı 147 liradan 185 liraya, 95 oktan benzinin fiyatı ise 152 liradan 195 liraya yükseldi. Ev tipi gazın fiyatı da yaklaşık yüzde 9 arttı.
Karar, en az iki ay sürmesi beklenen kapsamlı bakım çalışmaları nedeniyle Banyas Rafinerisi’nin faaliyetlerini durdurmasıyla aynı döneme denk geldi. İran’a karşı yürütülen savaş ve Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle dış piyasalardan yakıt temin etmenin maliyeti de yükseldi.
Enerji Bakanlığı verilerine göre, Suriye’nin yerel üretimi günlük yaklaşık 100 bin varile ulaşırken ülkenin ihtiyacı 300 ila 325 bin varil arasında değişiyor. Bakanlığın açıklamalarına göre Suriye, motorin ihtiyacının yaklaşık yüzde 74’ünü, benzin ihtiyacının yüzde 81’ini ve ev tipi gaz ihtiyacının yüzde 96’sını ithal ediyor. Bu oranlar dışa bağımlılığın büyüklüğünü ortaya koyarken Suriye pazarını rafinaj, nakliye, taşıma, sigorta maliyetleri ve küresel fiyat dalgalanmalarına karşı son derece hassas hâle getiriyor.
Karar, hükümetin karşı karşıya olduğu gerçek bir mali zorluğu da yansıtıyor. Yakıtın temin maliyetinin çok altında satılması devlet kaynaklarını tüketiyor, yeni sevkiyat satın alma kapasitesini zayıflatıyor ve akaryakıt sıkıntısı ile karaborsanın büyümesine yol açabiliyor.
Bununla birlikte karar yalnızca kamu hazinesine sağlayacağı tasarruf üzerinden değerlendirilemez. Motorin tarımda, fırınlarda, ulaşımda, sanayide ve jeneratörlerin çalıştırılmasında kullanılıyor. Bu nedenle motorin fiyatındaki her artış tarım ürünlerinden ekmeğe, mallardan hizmetlere kadar birçok kalemin fiyatına yansıyor.
Geçim protestoları devlet-toplum güvenini sınıyor
Fiyat artışlarına yönelik halk tepkileri, İngiliz tarihçi Edward Palmer Thompson’ın 1971’de yayımlanan ve 18. yüzyıl İngiltere’sindeki ekmek protestolarını ele alan çalışmasında geliştirdiği “ahlaki ekonomi” kavramı üzerinden değerlendiriliyor.
Thompson, insanların piyasayı düzenleyen ahlaki ve toplumsal kuralların bozulduğunu, tüccarların veya tekelcilerin temel ihtiyaçları istismar ettiğini ve yönetimin toplumun kendisinden beklediği yaşam hakkını koruma görevini yerine getirmediğini düşündüğünde harekete geçtiğini savunuyordu.
Bu yaklaşım Suriye açısından da önem taşıyor. İnsanlar yakıtı, ekmeği, barınmayı ve ulaşımı aile istikrarı ile gündelik hayatın temel ihtiyaçları olarak görüyor. Devletten tekelciliği, manipülasyonu ve yolsuzluğu önlemesini, düşük gelirli kesimleri korumasını ve krizin maliyetini adil biçimde dağıtmasını bekliyor.
Temel ihtiyaçların fiyatları yükselirken maaşların düşük kalması ve vatandaşların hükümetle bağlantılı ya da varlıklı bazı kesimlerin ithalat ve gayrimenkul spekülasyonundan büyük kazançlar elde ettiğini düşünmesi, ekonomik adalet konusunda rahatsızlığa yol açıyor.
Yeni fiyatlandırmaya karşı protestolar İdlib, Halep, Deyrizor, Rakka, Haseke ve Hama’daki bazı bölgelere yayıldı. Bazı noktalarda yollar kesildi, lastikler ateşe verildi ve tankerlerin geçişi engellendi. Göstericiler fiyatların yeniden değerlendirilmesini, geçim koşulları ile gelir seviyelerinin dikkate alınmasını istedi. Suriye Halk Meclisinin çok sayıda üyesi de Enerji Bakanı’nın dinlenmesi ve kararın vatandaşlar üzerindeki etkilerinin tartışılması için acil oturum çağrısında bulundu.
Kaynak yazının değerlendirmesine göre protestoların devletle bir husumet olarak ele alınması, kurumların toplumu anlama kapasitesine zarar verebilir. Yazıda, göstericilerin önemli bir bölümünün devrim sürecinde ağır bedeller ödeyen çevrelerden geldiği ve yeni devletin başarılı ve istikrarlı olmasını istedikleri, ancak bunun aileleri, işleri, geçim kaynakları ve onurları konusundaki kaygılarını ortadan kaldırmadığı vurgulanıyor.
Kamu politikalarına yönelik sorumlu eleştirinin yönetime kararlarının sonuçlarını görme, hataları daha geniş krizlere dönüşmeden tespit etme ve düzeltme imkânı sunduğu belirtiliyor. Protestoların gücünün barışçıl olmalarından ve taleplerinin açıklığından, devletin gücünün ise ifade hakkını koruyup ihlalleri yasa çerçevesinde denetlemesinden geldiği ifade ediliyor.
Küresel krizlerin bedeli içeride nasıl dağıtılacak?
Suriye devleti devam eden savaşları, küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmaları ve nakliye ile sigorta maliyetlerini kontrol edemez. Bu tür krizler 1929 Büyük Buhranı, 1997 Asya Mali Krizi, Körfez savaşları ve 2020’deki Kovid-19 pandemisi sırasında daha zengin ve istikrarlı devletleri de zorladı.
Ancak devletin sorumluluğu, bu krizlerin ülke içindeki etkilerini yönetmek ve maliyetlerini toplum kesimleri ile sektörlerin taşıma kapasitesine göre dağıtmakla başlıyor.
Bunun için üretim, ithalat ve stok miktarlarını, fiyat değişikliklerinin nedenlerini ve geçici tedbirlerin ne kadar süreceğini açıklayan düzenli bir hükümet iletişimine ihtiyaç bulunuyor. Verilerin açık biçimde paylaşılması, söylentileri ve tekelciliği sınırlayabilir.
Yetkililerin pazarlarda, köylerde ve sanayi bölgelerinde sahada bulunması, çiftçileri, şoförleri, işçileri ve küçük esnafı dinlemesi ve medya aracılığıyla vatandaşlarla doğrudan diyalog kurması gerektiği belirtiliyor. Etkili yönetimin, doğru bilgiyi kararların halkın gündelik hayatında yarattığı etkiyi anlamakla birleştirmesi gerektiği vurgulanıyor.
Enerji fiyatlandırmasında sosyal koruma arayışı
Suriye’nin üretim ve ithalat maliyetlerini dikkate alan, aynı zamanda yakıtın ekonomideki farklı kullanım alanlarını gözeten bir enerji politikasına ihtiyacı bulunuyor.
Bir sulama pompasını, fırını ya da toplu taşıma aracını çalıştıran motorin geniş bir ekonomik ve toplumsal fayda sağlıyor. Bu alanlarda kullanılan yakıta, temel olmayan kullanımlarla aynı oranda zam yapılması üretim maliyetlerini ve mal fiyatlarını artırıyor.
Tarım, fırınlar, toplu taşıma ve küçük işletmeler için belirli tahsisatlar uygulanabileceği, buna dağıtımı denetleyecek ve akaryakıtın sistem dışına çıkarılması ile kaçakçılığı önleyecek dijital bir sistemin eşlik edebileceği belirtiliyor. Bunun için etkin bir yönetim ve doğru bir veri tabanı gerekiyor. Denetimsiz destek yolsuzluk kaynağına dönüşebilirken, desteğin tamamen kaldırılması da düşük gelirli kesimlere taşıyamayacakları bir yük bindirebilir.
Değerlendirilebilecek önerilerden biri, fiyat artışının devlet, şirketler ve tüketiciler arasında paylaşılması amacıyla Suriye Petrol Şirketi ile akaryakıt istasyonlarının kâr marjlarının geçici olarak düşürülmesi. Bir değerlendirmeye göre bu uygulama nihai fiyat üzerinde yaklaşık yüzde 6’lık bir rahatlama sağlayabilir.
Ayrıca sektör gelirlerinin bir bölümü, yüksek tüketime uygulanacak harçlar ve sektörde faaliyet gösteren şirketlerin kârlarından finanse edilecek ulusal bir enerji şoku fonu kurulması öneriliyor. Fonun kaynaklarının en yoksul ailelere, toplu taşımaya, tarıma ve fırınlara yönlendirilmesi öngörülüyor.
Endonezya, 2005’te Cumhurbaşkanı Susilo Bambang Yudhoyono döneminde yakıt fiyatlarındaki artışla birlikte doğrudan nakit transferi programı uygulamış, sonraki yıllarda da yararlanıcı veri tabanını sosyal koruma programlarının geliştirilmesinde kullanmıştı.
Barınma krizi geri dönüşleri zorlaştırıyor
Enerji krizinin yanında barınma krizi de büyüyor. Konutların yıkılması, yerinden edilenlerin geri dönüşü, inşaat malzemelerindeki fiyat artışları ve iş fırsatlarının Şam ile Halep’te yoğunlaşması gayrimenkul ve kira fiyatlarını yükseltti. Uygun bir eve ulaşmak, Suriye içinde ve dışında yaşayan çok sayıda aile ve genç için ekonomik güçlerini aşan bir yük hâline geldi.
Dünya Bankası, Suriye’de hasar gören fiziksel varlıkların yeniden inşa maliyetini yaklaşık 216 milyar dolar olarak tahmin ediyor. Bunun yaklaşık 75 milyar doları konutların yeniden inşasına ilişkin. Bu rakam, toplumun barınma ihtiyacı ile mevcut imkânlar arasındaki uçurumun büyüklüğünü ortaya koyuyor.
Barınma maliyetlerinin artması toplumsal yapı üzerinde de uzun vadeli etkiler yaratıyor. Gençlerin evlenmesini geciktiriyor, aileleri kalabalık ya da uygun olmayan konutlarda yaşamaya zorluyor, yerinden edilenlerin dönüşünü engelliyor ve mülk sahipleri ile kiracılar arasındaki farkı büyütüyor.
Yurt dışında birikim yapan bir Suriyeli ülkesine döndükten sonra parasını birkaç ay içinde kira ve geçim giderleri için tüketebilir ve yeniden göç etme seçeneğiyle karşı karşıya kalabilir. Böyle bir durumda ülke, yeniden inşa sürecinde ihtiyaç duyduğu insan gücünü, tecrübeyi ve sermayeyi kaybediyor.
Bosna-Hersek’in savaş sonrası barınma ve mülkiyet sorunlarını çözme deneyimi de Suriye açısından örnek gösteriliyor. 1992-1995 savaşı sonrasında mülteci ve yerinden edilenlerin konutlarını geri almasına yönelik mekanizmalar kuruldu. 1999’da ise mülk sahiplerinin haklarının tescili ile kararların uygulanmasını bir araya getiren Mülkiyet Yasalarının Uygulanması Programı başlatıldı.
Suriye için mülkiyet anlaşmazlıklarını ele alacak bağımsız bir kurum oluşturulması, tapu kayıtlarının dijitalleştirilmesi, oturulabilir durumdaki konutların onarımının hızlandırılması, uygun fiyatlı konut projelerinin başlatılması ve fiyatları artırmak amacıyla yapılan gayrimenkul spekülasyonlarını sınırlayacak düzenlemeler öneriliyor.
Yatırımların bölgelere yayılması ve tarımın desteklenmesi
Kaynak yazının son bölümünde, şirketlerin, üniversitelerin ve gelişmiş hizmetlerin Şam ile Halep’te yoğunlaşmasının nüfusu ve sermayeyi bu iki kente çektiğine, bunun da gayrimenkul fiyatları ile altyapı üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekiliyor. Humus, Hama, İdlib, Deyrizor, Tedmur, Rakka, Süveyda, Haseke ve sahil bölgelerinde sanayi alanları, eğitim merkezleri, teknik üniversiteler ve sağlık kuruluşları oluşturulması; bu bölgelerdeki yatırımların vergi ve finansman teşvikleriyle desteklenmesi öneriliyor.
İdari ve kalkınma alanındaki yerinden yönetim uygulamalarının vilayetlere ekonomik önceliklerini belirleme konusunda daha geniş bir rol sağlayabileceği ifade ediliyor. Tarımın ise istihdam yaratması, kırsal nüfusu yerinde tutması, gıda üretimini artırması ve nakliye, depolama, soğutma ile gıda sanayisini canlandırması nedeniyle ekonominin yeniden ayağa kalkmasında temel sektörlerden biri olabileceği belirtiliyor. Çiftçilerin uygun fiyatlı yakıt, kaliteli tohum, kredi, sulama imkânı ve temel ürünler için adil alım garantisine ihtiyaç duyduğu; küçük ve orta ölçekli işletmelerin de uygun krediler, geçici vergi kolaylıkları ve kamu alımlarında adil fırsatlarla desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Akaryakıt krizi, üretimdeki zayıflık, ücretler ile yaşam maliyetleri arasındaki fark ve ekonomik şokları karşılayabilecek bir sosyal koruma ağının bulunmaması gibi daha derin sorunları görünür hâle getirdi. Fiyatların gelirlerden daha hızlı artmaya devam etmesi hâlinde ekonomik krizin piyasadan aile hayatına, oradan da toplumsal ilişkilere taşınabileceği ve geçim protestolarının devletin istikrarını etkileyebilecek bir güven krizine dönüşebileceği değerlendiriliyor.
Kaynak yazıda, Suriyelilerin geçim şartlarının korunmasının yeni devletin inşasının temel unsurlarından biri olduğu; bunun yönetimin politikalarını uygulayabilmek için ihtiyaç duyduğu toplumsal güveni ve ekonominin üretim ile yatırım için ihtiyaç duyduğu istikrarı koruyacağı vurgulanıyor. Böylece vatandaşların ülkedeki geleceklerini yeniden göç etmekten daha iyi bir seçenek olarak görmelerinin mümkün olabileceği ifade ediliyor.
Kaynak: SuriyeTV