Suriye Uluslararası Finans Kuruluşlarına Geri Dönmek İstiyor
29.04.2025 - 16:18 | Son Güncellenme: 29.04.2025 - 16:26
Uluslararası Para Fonu (IMF), Suriye’de 14 yıl önce iç savaşın başlamasından bu yana ülkeyle ilk resmi temasını gerçekleştirerek, IMF Suriye Misyonu’nun başına uzman ekonomist Ron van Rooden’i atadı.
IMF’nin bu hamlesi, Suriye hükümetiyle doğrudan diyaloğun önünü açacak ilk adım olarak değerlendirildi.
Söz konusu atama haberi, Suriye Maliye Bakanı Muhammed Yasser Barnia ve Merkez Bankası Başkanı Abdulkadir el Husriyye’nin, ABD'nin başkenti Washington’da düzenlenen IMF-Dünya Bankası Yıllık Bahar Toplantıları’na katılımı sırasında duyuruldu.
Gözden Kaçmasın
Reuters’tan haberine göre Suriye Maliye Bakanı Barnia atamayı duyururken yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Rooden’ın atanması, Suriye’nin talebi üzerine gerçekleşti. Bu önemli atama, önemli bir adım teşkil ediyor ve IMF ile Suriye arasında Suriye'nin ekonomik toparlanmasının ilerletilmesi ve Suriye halkının refahının iyileştirilmesi yönündeki ortak hedefle yapıcı bir diyaloğun önünü açıyor.”
Ekonomik açıklık için beklentiler
Suriyeli ekonomi danışmanı Dr. Usame El-Kadı, Suriyeli bakanların IMF toplantılarına katılımını, özellikle ülkenin 40 yılı aşkın bir süredir maruz kaldığı mali ve bankacılık izolasyonu ışığında, ikili görüşmeler ve toplu siyasi girişimlerde bilinçli eylemler yoluyla dikkatle değerlendirilmesi gereken “nadir bir fırsat” olarak değerlendirdi.
Konuya ilişkin Fokus Plus’a konuşan Kadı, son 14 yılda ülkeye yönelik finansal izolasyonun derinleştiğini vurgulayarak, şunları ekledi:
“Suriye’nin küresel SWIFT sisteminden fiilen çıkmış olması, resmi finansal transferleri neredeyse imkansız hale getirerek bireyleri ve tüccarları döviz büroları veya Lübnan üzerinden dolaylı kanallar gibi gayri resmi yöntemlere başvurmaya zorluyor. Bunlar, yeniden yapılanma ya da milyarlarca dolarlık yatırım çekme gerekliliğine ayak uyduramayan sınırlı çözümlerdir.”
Bu izolasyonu kırmak için işleyen bir bankacılık sistemi gerektiğini vurgulayan Kadı, “Suriye nakit parayla ya da hileli yöntemlerle değil, uluslararası finans sistemine gerçek bir entegrasyonla inşa edilebilir” dedi. 
Ekonomi danışmanı, IMF’nin Suriye Misyonu’nun başına Ron van Rooden’i atamasının siyasi ve ekonomik açıdan önemli bir adım olduğunun altını çizerek, aynı zamanda uluslararası finans kuruluşlarıyla doğrudan diyaloğun önünü açtığını ve Suriye’nin uluslararası şeffaflık ve yönetim standartlarına uymaya hazır olduğuna dair olumlu bir mesaj verdiğini dile getirdi.
Kadı, Fokus Plus’a yaptığı açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:
“Bu adım gerçek reformlarla desteklenirse, ABD ve uluslararası karar alıcıların yaptırımların gözden geçirilmesi konusunda ikna edilmesine katkıda bulunabilir ve Suriye’nin küresel finans sistemine yeniden entegre olmasının önünü açabilir.”
Suriye bankaları için teknik destek fırsatları
Öte yandan teknik destek fırsatlarına değinen Kadı, IMF ile işbirliğinin mali boyutla sınırlı kalmayacağını, personelin eğitilmesi, bankaların teknolojik altyapısının modernize edilmesi ve Merkez Bankası’nın verimliliğinin arttırılmasını da içeren teknik yardım sağlanmasına kadar uzanacağını belirtti.
Kadı, daha önce kullanılmamış alternatif bir fırsatın ise, aralarında Avrupa dışından ülkelerin de bulunduğu 38 ülkeyi kapsayan Avrupa SEPA sistemine geçici erişim sağlayacağının altını çizdi.
Bu seçeneğin SWIFT’e doğrudan dönüşü beklemekten daha gerçekçi olduğunu ve daha önce Katar’da olduğu gibi ECB’den diplomatik bir istisna yoluyla elde edilebileceğini dile getirdi.
Kadı açıklamasının sonunda, Suriye bankacılık sektöründe iyi yönetim standartlarının oluşturulması ve ülkenin “Orta Doğu’daki konumuna yakışır ve uluslararası arenadaki ekonomik rolünü yeniden kazanmasını sağlayacak” modern bir teknik bankacılık yapısının kurulmasına olanak tanınması gerektiğini de vurguladı.
İlk ziyaretin önemi
Suriyeli eski diplomat Bassam Barbandi de, Suriyeli resmi yetkililerin IMF ve Dünya Bankası toplantılarına katılımının, Şam ile uluslararası finans kuruluşları arasındaki ilişkilerde uzun yıllar süren bir yabancılaşmanın ardından bir “dönüm noktası” olduğunu söyledi.
Fokus Plus’a konuşan Barbandi, gerçek sonuçları ne olursa olsun, bu ziyaretin gerçekleşmiş olmasının bile, savaşın patlak vermesinden bu yana Suriye’ye uygulanan siyasi ve mali izolasyonda bir kırılma anlamına geldiğine dikkat çekti.
Washington’da özellikle Suriye meselesini görüşmek üç oturum düzenlendiğini dile getiren Barbandi, bunlardan birinin doğrudan Suudi Arabistan Maliye Bakanı tarafından desteklendiğini ve bunun da ülkenin uluslararası kurumlara yeniden entegre edilmesi yönünde Arap ülkelerinin tutumunda kayda değer bir değişimi yansıttığını belirtti.
Barbandi, Suudi Arabistan’ın bu toplantıları düzenlemesinin ve üst düzey ülke temsilcileri ile bağışçıları davet etmesinin resmi Arap desteği bağlamında önemli bir gelişme olduğunu ve Suriye konusunda daha geniş bir müzakere sürecinin önünü açtığını söyledi.
Bu olumlu göstergelere rağmen, Suriye ile Dünya Bankası arasındaki ilişkinin henüz başlangıç aşamasında olduğunu söyleyen Barbandi, bunun bankanın bölgedeki Mısır veya Türkiye gibi diğer ülkelerle var olan stratejik işbirliğinden tamamen farklı olduğunu da dikkat çekti.
Dünya Bankası’nın son toplantılardan önce Suriye’ye fon tahsis ettiğini ve Haziran’dan sonra onaylanabilecek yeni bir finansman paketine dair ilk beklentilerin olduğunu belirten Barbandi, Fokus Plus’a yaptığı açıklamasına şu ifadelerle devam etti:
“Ancak bu gerçek bir kurumsal ortaklık anlamına gelmiyor. Uluslararası standartlarla uyumlu net taahhütlere ve iş birliği programlarına çevrilmediği sürece başlangıçta sembolik bir açıklık olarak görülebilir.”
Batı’nın koşulları ve yaptırımların izlediği yol
Aynı zamanda Suriye’ye yönelik yaptırımlara değinen Barbandi, ABD’nin taleplerine yanıt verilmesinin bu konuda gerçek bir ilerleme kaydedilmesi için ön koşul olduğunu vurguladı.
Şu anda yaşananların, yaptırımların kapsamlı bir şekilde kaldırılması anlamına gelmediğini, daha ziyade bazı insani işlemlere ve kişisel transferlere izin veren sınırlı bir çözüm olduğunu ekledi.
ABD’nin aşamalı bir yaklaşım izlediğini ve bu süreçte Suriye hükümetinin taleplerine yönelik yanıtını değerlendirdiğini söyleyen Barbandi, “ABD’nin taleplerinin sonu yok ve Suriye hükümeti ekonomik kısıtlamaları gerçekten hafifletmek istiyorsa bunları ciddiye almalı” diye konuştu.
Şam somut ve ölçülebilir reform adımları atmadığı sürece, bu konudaki çıkmazın devam edeceğinin de altını çizdi.
Suudi Arabistan’ın güven inşasındaki rolü
Barbandi, Suudi Arabistan’ın Suriye hükümetinin Dünya Bankası’na olan yaklaşık 15 milyon dolar tutarındaki eski borçlarını ödediğini belirterek, Esed rejimin mali kaynaklara sahip olmasına rağmen borcu ödemeyi reddettiğini ve bu durumun iki taraf arasında güven eksikliğine yol açtığını vurguladı.

Aynı zamanda bu borçların geri ödenmesinin Suriye ile Dünya Bankası arasında “yeni bir sayfa açmak” için bir ön koşul olduğunu ve bu olmadan herhangi bir hibe veya finansman desteğini düşünmesinin imkansız olacağını dile getirdi.
Barbandi, Suudi Arabistan’ın bu borcu ödeme girişimin güvenin yeniden inşa edilmesine katkıda bulunduğunu ve “asgari sınırlar” dahilinde Suriye’ye mali hibe sağlama olasılığının önünü açtığını söyledi.
Bu adımın, sınırlı da olsa, Dünya Bankası’nın reform ve uluslararası standartlarla işbirliği konusunda ciddiyet göstermesi koşuluyla Suriye’ye karşı temkinli bir açıklığın başlangıcına işaret ettiğini de sözlerine ekledi.
Ekonomik izolasyonun hafifletilmesi
Suriye’nin son hamleleri, uluslararası toplumun Şam’a uygulanan yaptırım politikalarını gözden geçirdiğine dair işaretlerin arttığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Bu bağlamda Avrupa Birliği (AB), “Suriye durumundaki gelişmeleri yakından takip ettiğini” belirterek, bazı yaptırımların askıya alınmasını uzatmayı düşünürken, Kanada, mevcut yaptırımları incelemeye devam ederek, ülkeye yaklaşık 58,4 milyon dolarlık insani yardım sağlama niyetini duyurdu.
ABD ise, Suriye’ye insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak amacıyla devlet kurumlarıyla yapılan işlemlerin yanı sıra bazı enerji ile havale hareketlerine izin veren 6 ay süreli muafiyet sağlandığını duyurdu.
İngiltere de, geçtiğimiz ay aralarında Merkez Bankası, bazı bankalar ve petrol şirketlerinin de bulunduğu 24 Suriye kuruluşunu yaptırım listesinden çıkararak, mal varlıklarının dondurulmasını kaldırdı ve bazı finansal işlemlerin yapılmasını kolaylaştırdı.
Temkinli ve sınırlı da olsa atılan bu münferit adımlar, Suriye’ye yönelik şartlı bir uluslararası açılımın potansiyel işaretleri olarak görülüyor.
Söz konusu adımlar, temel siyasi ve ekonomik reformların eşlik etmesi halinde Suriye ekonomisinin küresel finans sistemine yeniden entegrasyonuna elverişli bir ortam yaratabilir.