Irak Petrolünün Akdeniz Rotasında Suriye’nin Ekonomik Hesabı
23.08.2026 - 10:55 | Son Güncellenme: 27.08.2026 - 14:51
Takvimin dört yıl ilerlediğini ve 2030’a geldiğimizi varsayalım. Irak’ın güneyindeki ve kuzeyindeki petrol sahalarından başlayıp ülkenin batısındaki Hadise’de birleşen, oradan Suriye sınırını geçerek çöl ve Humus üzerinden Akdeniz’deki Banyas Limanı’na uzanan yeni bir boru hattı ağı tamamlanmış olsun.
Bu hattın kademeli olarak günde bir milyon varille devreye girdiğini, ardından bir buçuk milyon varile, nihayetinde ise iki milyon varile ulaştığını düşünelim.
O noktada Suriye açısından en kritik soru şu olacak: Ülke, topraklarının her yıl yüz milyonlarca varil Irak petrolünü dünya pazarlarına taşıyan bir güzergâha dönüşmesi karşılığında gerçekte ne elde edecek?
Bu senaryo artık o kadar da uzak değil. Siyasi ve medya gündeminde yer bulan proje, mevcut bilgilere göre yalnızca eski Kerkük-Banyas hattının restore edilmesini değil, Irak’ın güney ve kuzey sahalarını Hadise’deki bir merkez üzerinden Suriye’nin Banyas Limanı’na bağlayacak yeni bir petrol altyapısının inşasını öngörüyor. Konuya yakın kaynaklar, projenin yaklaşık dört yıl ve en az 15 milyar dolar gerektirdiğini belirtiyor.
Suriye ve Irak, teknik ve finansal fizibilite çalışmaları yürütmek üzere ABD’li Chevron, TI Capital ve Katarlı UCC Holding şirketlerinden oluşan bir konsorsiyumla ayrı ayrı mutabakat muhtıraları imzaladı. ABD ise projeyi, Irak’ın Hürmüz Boğazı üzerinden ihracata bağımlılığını azaltabilecek yollardan biri olarak destekliyor.
Ancak şu ana kadar ne teknik ve finansal çalışmaların sonuçları açıklandı ne de finansman modeli, mülkiyet yapısı veya Suriye’nin elde edeceği transit tarifesi netleşti. Bu ayrıntılar, projenin Suriye topraklarından belirli bir ücret karşılığında geçen sıradan bir petrol boru hattı olarak mı kalacağını, yoksa önümüzdeki on yılda Suriye’nin en büyük ekonomik ve stratejik varlıklarından birine mi dönüşeceğini belirleyecek.
15 milyar doları kim ödeyecek?
Projeyle ilgili bugüne kadar yapılan açıklamalarda kamuoyuyla paylaşılmış bir finansal formül bulunmuyor. Ortada yalnızca mutabakat muhtıraları ve ön çalışmalar var. Bu durum, projenin kimin tarafından finanse edileceğine ve kime ait olacağına dair birkaç farklı senaryoyu gündeme getiriyor.
İlk olasılıkta proje ağırlıklı olarak Irak’a ait olabilir. Bağdat, ağın Irak bölümünü inşa eder ve Suriye güzergâhının bir kısmını finanse eder; karşılığında Suriye ile uzun vadeli bir transit anlaşması imzalar.
Irak açısından günde iki milyon varile kadar taşıma kapasitesine sahip bir hat, Akdeniz’e büyük bir batı çıkışı sağlar ve tek bir güzergâha bağımlılığı azaltır. Bu da söz konusu büyük yatırımı gerekçelendirebilecek temel Irak çıkarını oluşturuyor.
İkinci olasılıkta, Irak ile Amerikalı ve Körfezli yatırımcıların yer aldığı ortak bir proje şirketi kurulabilir. Şirketler, onlarca yıl sürecek işletme hakları ve taşıma gelirleri karşılığında finansmanın bir bölümünü üstlenebilir.
Üçüncü olasılık ise kamu ve özel sektör ortaklığına dayalı yap-işlet-devret (BOT) modeline yakın bir yapı. Bu modelde yatırım konsorsiyumu altyapıyı finanse eder, işletir ve taşıma ile hizmet ücretlerinden yatırımını geri kazanır; ardından mülkiyet hükümetlere veya ulusal şirketlere devredilir.
Sınır ötesi boru hatlarının genel yapısına bakıldığında, tarifelerin yalnızca transit ücretini yansıtmadığı görülüyor. İnşaat, finansman ve işletme maliyetlerinin geri kazanılması ile yatırımcıya sağlanacak getiri de tarifeye dâhil edilebiliyor. Bu nedenle Suriye açısından sözleşmenin ayrıntıları, projenin toplam 15 milyar dolarlık maliyetinden daha belirleyici olabilir.
Suriye yalnızca arazi kullanım bedeli ve varil başına belirli bir ücret alan transit ülke konumunda kalırsa elde edeceği pay, projenin büyüklüğüne kıyasla sınırlı olabilir. Buna karşılık bir Suriye kamu şirketinin veya devletin, ülke topraklarındaki altyapıya ortak olması ya da depolama, yükleme ve ihracat faaliyetlerinden pay alması hâlinde gelir çok daha yüksek seviyelere çıkabilir.
Suriye transit ücretlerinden ne kazanabilir?
Suriye’nin hesabı en basit rakamdan başlıyor: petrol transit ücreti.
Şu an için yeni hattın öngörülen transit tarifesine ilişkin kamuoyuyla paylaşılmış herhangi bir bilgi bulunmuyor. Dolayısıyla belirli bir rakama dayalı güvenilir bir gelir tahmini yapmak mümkün değil. Ancak planlanan akış hacimleri, Suriye’nin varil başına elde edeceği her bir doların ne anlama geldiğini ortaya koyuyor.
Günde bir milyon varil taşındığında yılda yaklaşık 365 milyon varil Suriye topraklarından geçer. Bu durumda Suriye’nin varil başına elde edeceği her bir dolar, yıllık yaklaşık 365 milyon dolarlık gelire karşılık gelir.
Günde bir buçuk milyon varilde bu rakam, varil başına her bir dolar için yıllık yaklaşık 547,5 milyon dolara çıkar.
Günde iki milyon varilde ise Suriye’nin varil başına elde edeceği her bir dolar, yılda yaklaşık 730 milyon dolar anlamına gelir.
Karşılaştırma amacıyla, Irak-Türkiye hattında taşınan her varil için yaklaşık 1,62 dolarlık bir tarife uygulandığına dair raporlar bulunuyor. Benzer bir tarifenin teorik olarak Suriye güzergâhından geçen Irak petrolünün tamamına uygulanması hâlinde taşıma bağlantılı toplam gelir; günde bir milyon varilde yıllık yaklaşık 591 milyon dolar, bir buçuk milyon varilde 887 milyon dolar, iki milyon varilde ise 1,18 milyar dolar olur.
Ancak bu rakamlar, gelirin tamamının Suriye hazinesine gireceği anlamına gelmiyor. Nihai pay; hattın sahibinin, işleticisinin ve finansörünün kim olduğuna ve taşıma ücretlerinin yatırım maliyetinin geri ödenmesi, işletme giderleri, yatırımcı kârı ile ev sahibi ülkenin payı arasında nasıl bölüşüleceğine göre şekillenecek.
Öte yandan proje için kurulacak altyapı, Suriye rafinerilerine Irak ham petrolü tedarikinin maliyetini, tamamen deniz veya kara taşımacılığına bağımlı bir modele kıyasla azaltabilir.
Proje, iki taraf arasında sağlanacak bir anlaşmayla Suriye pazarına ayrılmış belirli miktarlarda petrolü güvence altına alan uzun vadeli anlaşmaların yapılmasına veya daha uygun ödeme ve fiyatlandırma koşullarının sağlanmasına da imkân verebilir.
2030’da üç senaryo
Mevcut rakamlara göre proje için üç ekonomik senaryo öngörülebilir. Burada günde iki milyon varile kadar kapasiteden söz eden tarafın ABD olduğunu, Chevron’un ise henüz kesin bir kapasite tahmini açıklamadığını dikkate almak gerekiyor. Şirket ayrıca boru hatlarının genellikle ilk günden itibaren tam kapasiteyle çalışmadığını belirtiyor.
İlk senaryoda hat günde bir milyon varil, yani yılda 365 milyon varil taşır. Bu dönemde Suriye’nin temel kazanımı; transit ücretleri, pompa ve depolama tesislerinin işletilmesi ile Banyas Limanı’ndaki faaliyetler olabilir. Güzergâh boyunca destekleyici hizmetler de ortaya çıkmaya başlar.
İkinci senaryoda günde bir buçuk milyon varille yıllık hacim yaklaşık 547,5 milyon varile ulaşır. Depolama, deniz elleçleme, bakım ve yerel taşeronluk faaliyetleri büyür; hattın çevresindeki altyapının genişletilmesi ekonomik açıdan daha cazip hâle gelir.
Üçüncü senaryoda ise günlük akışın iki milyon varile ulaşmasıyla Banyas teorik olarak yılda yaklaşık 730 milyon varille karşı karşıya kalır. Bu hacim, sınırlı bir transit faaliyeti olmanın çok ötesine geçer ve Suriye kıyısını bölgesel ölçekte geniş bir petrol faaliyetiyle karşı karşıya bırakır. Buna uygun yükleme ve depolama tesisleri ile denizcilik, güvenlik ve teknik hizmet altyapısına ihtiyaç duyulur.
Transit ücretlerinin ötesindeki kazançlar
Suriye’nin çıkarını yalnızca transit ücretleriyle sınırlandırmak, projenin potansiyel ekonomik değerini küçümsemek anlamına gelir. Banyas’a ulaşan petrol; tanklar, ölçüm istasyonları, yükleme tesisleri, deniz rıhtımları, römorkörler ve gemi hizmetlerinin yanı sıra bakım, koruma sistemleri, haberleşme ve pompa istasyonlarını çalıştıracak enerji altyapısı gerektirir. Ayrıca sınırdan Banyas’a uzanan güzergâh boyunca inşaat, işletme, bakım ve hizmet sektörlerinde doğrudan ve dolaylı istihdam yaratılır.
Petrol hacmi arttıkça güzergâh boyunca petrol hizmet şirketleri, depolar, yerel müteahhitler, bakım ve işletme merkezleri ile eğitim tesisleri kurmanın ekonomik cazibesi de artar.
Burada Suriye’nin yalnızca bir petrol koridoru olması ile petrol hizmetleri platformuna dönüşmesi arasında belirgin bir fark ortaya çıkıyor. Birincisi varil başına transit geliri sağlarken ikincisi, petrolün çevresinde oluşan değer zincirinden pay alınmasına imkân veriyor.
Banyas Limanı bu rolü daha küçük ölçekte oynamaya başladı. Irak, limanı fuel oil ihracatı için kullanıyor ve ihracatı ham petrol ile naftayı kapsayacak biçimde genişletmeye yöneliyor. Irak ulusal petrol şirketi SOMO da Banyas’ta varlık oluşturmaya başladı.
Mevcut verilere göre Banyas’tan çıkan sevkiyatlar ABD pazarına ulaştı. Bunlar arasında “Nissos Christina” adlı tankerle taşınan yaklaşık 288 bin 500 varil ile “Green Warrior” adlı tankerle taşınan yaklaşık 414 bin 400 varil bulunuyor. Bu durum, Suriye üzerinden geçen petrol koridorunun artık yalnızca coğrafi bir tasarım olmadığını, uluslararası petrol ticareti ağına dâhil olduğunu gösteriyor.
Irak sınırından Banyas’a
Projenin Suriye coğrafyasına başka bir etkisi daha bulunuyor. Önerilen güzergâh Irak’ı Suriye’nin iç bölgeleri ve kıyısıyla birleştirecek; Irak sınırından çöl üzerinden Humus’a, oradan da Banyas’a uzanan bir eksen oluşturacak.
Boru hattı tek başına bir tesis olarak kalırsa mekânsal etkisi görece sınırlı olabilir. Ancak yollar, demir yolları, sanayi bölgeleri, depolar, elektrik ve enerji projeleri ile limanların geliştirilmesiyle eş zamanlı ilerlerse bu güzergâh, yalnızca yer altına döşenmiş bir boru hattı olmaktan çıkıp Suriye’nin doğusu ile batısı arasında ekonomik bir koridora dönüşebilir.
Bu olasılık, Suriye’yi bölgesel ulaşım ve ticaret ağlarına yeniden bağlamayı hedefleyen diğer projelerle de örtüşüyor. Suriye, Tartus Limanı ile bağlantılı lojistik hizmetlerin, sanayi ve ticaret bölgelerinin geliştirilmesi için DP World ile 800 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladı.
Suriye aynı zamanda Körfez ile Irak’ı Akdeniz’e bağlayabilecek bir düğüm noktası olarak daha geniş ölçekte öne çıkarılıyor. Bu kapsamda gündeme gelen projeler petrolle sınırlı değil; doğal gaz, limanlar, karayolları, demir yolları ve iletişim altyapısını da kapsıyor.
Bu tabloda coğrafi konum başlı başına bir ekonomik kaynağa dönüşüyor: Irak petrol üretiyor, dünya pazarları bu petrol için güvenli çıkışlar arıyor, Suriye ise petrolün Akdeniz’e taşınması için gerekli coğrafi konumu ve hizmetleri sağlayabiliyor.
Gerçek Ölçüt: Değer Zincirinden Alınan Pay
Dört yıl sonra proje hayata geçirilirse Suriye topraklarından geçecek petrolün değeri yılda onlarca milyar doları bulabilir. Ancak petrolün değeri, ülkenin elde edeceği değerle aynı şey değil. Gerçek ölçüt, Suriye’nin bu değer zincirinden ne kadar pay alabileceği olacak.
Transit ücretleri yalnızca ilk halkadır. Ardından boru hattının Suriye bölümünün mülkiyeti ve işletimi, Banyas’taki depolama ve elleçleme faaliyetleri, deniz hizmetleri, bakım, yerel satın almalar, istihdam, vergiler ve Suriye pazarının ihtiyaçlarının karşılanması geliyor. Daha uzun vadede ise güzergâh çevresinde yeni sanayi ve lojistik projelerinin çekilmesi ihtimali bulunuyor.
Suriye, yalnızca topraklarından geçiş hakkı satan bir ülke olmaktan çıkıp bütün bu hizmetleri birlikte sunan bir konuma geldikçe projenin ekonomik getirisi de artacak. Buna karşılık yatırımcıların altyapının büyük bölümünü finanse edip işletmesi ve devletin payının sınırlı bir transit ücretiyle kalması hâlinde, her gün iki milyon varil petrol Suriye topraklarından geçse bile bu büyük hacim Suriye ekonomisine aynı ölçüde yansımayabilir.
Bu denklemde Irak, Akdeniz’e güvenli bir çıkış istiyor. Şirketler ve yatırımcılar, maliyeti 15 milyar doları aşabilecek bir projeden getiri sağlamayı hedefliyor. ABD ise projeyi, Hürmüz Boğazı’na daha az bağımlı bir enerji altyapısının parçası olarak görüyor.
Suriye açısından asıl çıkar ise tüm bu tarafların ihtiyaçlarını, ülkenin coğrafi konumundan elde edilebilecek mümkün olan en yüksek ekonomik ve jeopolitik kazanca dönüştürebilme kapasitesine bağlı olacak. O zaman Irak-Banyas hattının yalnızca Irak petrolünü denize taşıyan bir boru hattı olarak mı kalacağı, yoksa Suriye’nin ekonomik haritasının bir bölümünü yeniden mi şekillendireceği görülecek.
Kaynak: Syria TV