Dünya Ekonomik Forumu’nda Afrika Vurgusu
22.01.2026 - 15:21 | Son Güncellenme: 29.01.2026 - 13:22
Dünya Ekonomik Forumu (WEF), 19-23 Ocak 2026 tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenirken, bu yıl yalnızca küresel ekonomideki dalgalanmaların ve büyük güçler arasındaki gerilimlerin tartışıldığı bir platform olmanın ötesine geçerek, Afrika’nın uluslararası sistemdeki yerinin yeniden tanımlandığı bir buluşma noktası haline geldi.
Küresel düzenin geleceğinin sorgulandığı kurallara dayalı sistemin aşındığı ve ticaret ile güvenliğin giderek daha sert bir rekabet alanına dönüştüğü bir dönemde Afrika, Davos’ta dikkatle dinlenen bir aktör olarak öne çıktı. Kıtanın artık küresel gelişmelerin pasif bir öznesi değil, kendi öncelikleriyle masaya oturan bir taraf olduğunu gösterdi.
Zirvenin bu yılki atmosferi, belirsizlik duygusunun son derece baskın olduğu bir dönemi yansıtıyordu. Artan jeopolitik gerilimler, korumacılık eğilimleri ve çok taraflı kurumlara yönelik güven kaybı gelişmekte olan ülkeler açısından yeni riskler doğuruyor. Ancak Afrika açısından bu ortam aynı zamanda yeni fırsatların da kapısını aralıyor. Genç ve hızla artan nüfusu, kritik enerji ve maden kaynakları, büyüyen iç pazarı ve bölgesel entegrasyon hamleleriyle Afrika, küresel ekonominin geleceğinde kilit bir rol oynuyor. Davos 2026’da bu potansiyel soyut bir beklenti olmaktan çıkarak somut projeler, yatırım arayışları ve politik mesajlarla desteklendi.
Gözden Kaçmasın
Bu yıl Davos’ta Afrika’yı öne çıkaran bir diğer önemli unsur ise anlatının değişmesiydi. Uzun yıllar boyunca krizler, yoksulluk ve dış yardımlarla anılan kıta bu kez ticaret, yatırım, enerji güvenliği, dijital dönüşüm ve sağlık altyapısı gibi alanlarda çözüm üreten bir merkez olarak ele alındı. Afrika’yı küresel sahnede daha güçlü biçimde temsil etmeyi amaçlayan bir bilgi, etkileşim ve iş birliği platformu olan Africa Collective gibi platformlar aracılığıyla kıta, kendi hikayesini kendi kelimeleriyle anlatma iddiasını güçlendirdi. Zirve boyunca yapılan açıklamalar ve verilen mesajlar, Afrika’nın küresel sistemde daha bağımsız, daha iddialı ve daha görünür bir konum hedeflediğini ortaya koydu.

Davos sahnesinde yeni bir kıta anlatısı
Davos 2026’da Afrika’nın kolektif sesi en güçlü şekilde Africa Collective platformu üzerinden duyuldu. Dünya Ekonomik Forumu haftası boyunca düzenlenen toplantılar, paneller ve kapalı oturumlar, Afrika’nın ticaret, yatırım, altyapı ve teknoloji önceliklerini küresel karar alıcılarla buluşturmayı amaçladı. Afreximbank ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Alanı (AfCFTA) Sekretaryası gibi kurumların desteğiyle şekillenen bu platform, kıtanın ekonomik liderliğini ve küresel iş birliği arayışını görünür kıldı.
Programın ana eksenini Afrika’nın bir sonraki büyüme sıçramasını nasıl gerçekleştireceği sorusu oluşturdu. Fiziksel ve dijital altyapının geliştirilmesi, bölgesel ticaretin derinleştirilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi gibi başlıklar kıtanın uzun vadeli kalkınma vizyonunun temel taşları olarak ele alındı. AfCFTA çerçevesinde bölgesel entegrasyonun hızlandırılması, Afrika ekonomilerinin küresel şoklara karşı daha dirençli hale gelmesi açısından kritik bir unsur olarak vurgulandı.
Africa Collective’in Davos’taki varlığı da bir dizi etkinlikten ibaret değildi ve Afrika’nın küresel anlatıyı yeniden kurma çabasının somut bir göstergesi olarak öne çıktı. Medya, yatırımcılar ve politika yapıcılar için oluşturulan bu ortak alan, Afrika’yı tekil ülkeler ya da kriz başlıkları üzerinden değil, bütüncül bir ekonomik ve politik aktör olarak konumlandırmayı hedefledi. Bu yaklaşım Davos sonrasında da devam edecek iş birliklerinin ve yatırımların zeminini oluşturdu.
Trump, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni hedef almaya devam etti
Davos 2026’nın en çok konuşulan başlıklarından biri Batılı liderlerin uluslararası düzene dair açık itirafları oldu. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin zirvede yaptığı konuşma bu açıdan dikkat çekici bir kırılma anı olarak değerlendirildi. Carney, küresel sisteme dair şu ifadeleri kullandı:
“Açık konuşayım, bir geçiş döneminde değil, bir kopuşun ortasındayız. Son yirmi yılda finans, sağlık, enerji ve jeopolitik alanlardaki bir dizi kriz, aşırı küresel entegrasyonun risklerini açıkça ortaya koydu. Ancak son zamanlarda büyük güçler ekonomik entegrasyonu silah olarak kullanmaya başladılar (açıkça Trump’ı kastediyordu). Kurallara dayalı uluslararası düzen, güçlü devletlerin işine geldiğinde uyguladığı, işine gelmediğinde ise göz ardı ettiği kısmen sahte bir kurgu haline geldi.”
Carney ayrıca orta ölçekli ülkelerin bağımlı hale gelmemek için iç dayanıklılıklarını güçlendirmeleri ve esnek ittifaklar kurmaları gerektiğini söyledi. Bu sözler Afrika’da uzun süredir dile getirilen eleştirilerin Batılı bir lider tarafından açıkça kabul edilmesi olarak yorumlandı.
Zirvenin bir diğer çarpıcı figürü ise ABD Başkanı Donald Trump oldu. Trump, Davos’taki özel konuşmasında hem ekonomi hem de enerji politikalarına dair sert mesajlar verdi. Yenilenebilir enerji politikalarını hedef alarak, “Green New Scam” ifadesini kullanan Trump, “Biz enerji santrallerini kapatmıyoruz, açıyoruz” dedi. ABD’nin petrol, gaz ve nükleer enerji üretimini artırdığını vurgulayan Trump, “Amerika büyüdüğünde, dünyanın geri kalanı da bundan fayda sağlar” ifadeleriyle küresel ekonomi vizyonunu özetledi.
Trump’ın Güney Afrika’ya yönelik açıklamaları ise zirvenin en tartışmalı anlarından biri oldu. ABD Başkanı, “Güney Afrika’da olanlar korkunç. Bugün böyle bir şeyin olabileceğini düşünmezsiniz. Ama oluyor ve bunun durdurulması gerekiyor” diyerek ülkede beyaz Afrikanerlere yönelik bir soykırım yaşandığı iddiasını yineledi. Trump’ın sözleri Güney Afrika hükümeti tarafından daha önce çarpıtılmış ve yanlış olarak nitelendirilmişti, Davos’ta da büyük tepki çekti.
Afrika’nın Davos’taki görünürlüğü katılan liderler kadar katılamayan isimler üzerinden de şekillendi. Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, ülkesindeki siyasi takvim ve devlet hazırlıkları nedeniyle zirveye katılamadığını açıkladı. Ramaphosa, Davos’a katılmama gerekçesini, Afrika Ulusal Kongresi Toplantısı, Kabine Toplantısı ve yaklaşan Ulusun Durumu Konuşması hazırlıkları olarak ifade etti. Mozambik Devlet Başkanı Daniel Chapo ise ülkede yaşanan sel felaketleri nedeniyle Davos ziyaretini iptal etti ve sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Bu anda mutlak öncelik hayat kurtarmaktır.” dedi.
Tüm bu gelişmeler, Afrika’nın küresel sistemdeki konumunun çok boyutlu olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bir yanda enerji, ticaret ve yatırım fırsatları; diğer yanda insani krizler, siyasi gerilimler ve dış baskılar kıtanın önündeki karmaşık tabloyu şekillendiriyor.
Davos 2026, Afrika açısından küresel sahnede verilen güçlü bir mesaj olarak kayda geçti. Kıta, küresel kararların şekillenmesinde söz sahibi olmak isteyen bir aktör olduğunu net biçimde ortaya koydu. Liderlerin açıklamaları, iş dünyasının ilgisi ve Africa Collective gibi platformların artan etkisi bu dönüşümün somut göstergeleri olmaya devam ediyor.
Zirvede dile getirilen sözler, Afrika’nın uzun süredir hissettiği adaletsizliklerin artık daha açık bir şekilde konuşulduğunu da gösterdi. Mark Carney’nin kısmen sahte olarak tanımladığı uluslararası düzen, Afrika için yeni bir manevra alanı yaratabilir. Ancak bu alanın fırsata dönüşebilmesi, kıtanın kendi iç entegrasyonunu hızlandırmasına, AfCFTA gibi mekanizmaları etkin biçimde kullanmasına ve çok yönlü ortaklıklar kurmasına bağlı.
Forum sona ererken ortaya çıkan en net tablo şu oldu: Küresel düzen değişirken Afrika da değişiyor. Enerji, ticaret, teknoloji ve yatırım başlıklarında kendi önceliklerini savunan bir Afrika profili, artık uluslararası toplantıların ayrılmaz bir parçası. Davos 2026’da yükselen bu ses, kıtanın gelecekte küresel denklemde çok daha belirleyici bir rol oynayacağının güçlü bir işareti olarak değerlendiriliyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.