7. Afrika Birliği-Avrupa Birliği Zirvesi Angola’da Düzenlendi

Araştırmacı Esin Güzel, Luanda’da düzenlenen 7. Afrika Birliği–Avrupa Birliği Zirvesi’nin jeopolitik arka planını, iki kıta arasındaki güç dengelerindeki dönüşümü, eşit ortaklık arayışını ve güvenlik–ekonomi–iklim ekseninde şekillenen yeni işbirliği vizyonunu Fokus+ için inceledi.
Esin Güzel
7. Afrika Birliği-Avrupa Birliği Zirvesi Angola’da Düzenlendi

25.11.2025 - 13:24  |  Son Güncellenme:  25.11.2025 - 13:37

Angola’nın başkenti Luanda’da düzenlenen 7. Afrika Birliği–Avrupa Birliği Zirvesi, iki kıtanın 25 yıllık stratejik iş birliğinde yeni bir sayfa açma iddiasıyla toplandı. Liderler, çok kutupluluğun derinleştiği küresel ortamda barış, güvenlik, ekonomik entegrasyon, dijital dönüşüm ve küresel yönetişim reformu gibi başlıkları masaya yatırırken, eşit ortaklık vurgusu zirvenin ana eksenini oluşturdu. 

  1. Zirvede “ortak kader” tartışması 

1990’ların sonundan bu yana Afrika Birliği ve Avrupa Birliği arasındaki ortaklık, uzun süre kalkınma yardımı, ticaret anlaşmaları, güvenlik iş birliği ve insani destek başlıklarında yürüyen, statik bir ilişki olarak görüldü. Ancak son on yılda Afrika’nın iç dinamiklerindeki dönüşüm, kıtanın artan jeopolitik önemi, Avrupa’nın güvenlik kaygılarındaki derinleşme ve küresel güç dengelerinin radikal biçimde değişmesi bu ortaklık modelini giderek yetersiz hale getirdi.  

Zirvenin arka planını anlamak için günümüz dünyasının jeopolitik tablosuna bakmak gerekiyor. Küresel güç rekabeti Çin–ABD ekseninde sertleşirken, Rusya’nın Afrika’daki varlığı derinleşiyor, Körfez ülkeleri kıtaya yoğun yatırım yapıyor ve Türkiye sahadaki etkisini genişletiyor. Dolayısıyla tüm bunlar Avrupa’nın Afrika’daki konumunu eskisi kadar rahat koruyamadığı bir ortam yaratıyor. Buna karşılık Afrika ülkeleri artık yardım talep eden değil, çok sayıda ortak arasında seçim yapabilen, ekonomik olarak büyüyen, genç nüfusu hızla artan ve uluslararası arenada daha fazla söz sahibi olmak isteyen bir kıta haline geldi. 

Luanda’daki zirve, Afrika ile Avrupa arasındaki ilişkilerin sadece teknik iş birliği başlıklarına sıkıştırılamayacağı, bilakis küresel jeopolitiğin yeni gerçeklikleri nedeniyle stratejik bir yeniden konumlanma sürecine girdiği gerçeğini tüm açıklığıyla ortaya koydu. Afrika tarafında son yıllarda Avrupa’ya yönelik bir mesafe hissinin oluşması, AB’nin kıtaya dair söylemleriyle pratiklerinin giderek birbirinden uzaklaştığı yönündeki rahatsızlığı artırmıştı. Bu nedenle zirveye yüklenen anlam, önceki buluşmaların standart diplomatik çerçevesinin çok ötesine geçti. 

Kenya’nın AB Daimî Temsilcisi Bitange Ndemo ile Kofi Annan Vakfı temsilcisi Sébastien Brack’in ortak değerlendirmesi zirvedeki en çarpıcı ifadelerden biriydi. İki uzman, Avrupa ile Afrika arasındaki yapısal bağımlılığa dikkat çekerek, Afrika ve Avrupa ortak bir geçmişi ve –ister kabul edilsin ister edilmesin– ortak bir kaderi paylaşıyor sözleriyle ilişkilerin tarihsel boyutunu hatırlattı. Onlara göre Avrupa, demografik yaşlanma ve iş gücü açığı gibi ciddi meydan okumalarla karşı karşıyayken; Afrika genç nüfusu, girişimcilik enerjisi ve büyüme potansiyeliyle küresel ekonominin en canlı alanlarından biri haline gelmiş durumda.  

Avrupa tarafında da benzer bir farkındalık olduğu zirve konuşmalarından anlaşıldı. Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, açılış konuşmasında iki kıtanın ortaklığının değerini yeniden hatırlatarak, “Güçlü, dengeli ve ileriye dönük bir AB-Afrika ortaklığı bu dönüm noktası niteliğindeki zirvemizin hedefidir. AB, Afrika için güvenilir ve öngörülebilir bir ortaktır” ifadesini kullandı. Bu sözler, Avrupa’nın Afrika’yı yeniden stratejik hesaplamalarının merkezine alma çabasının diplomatik bir yansıması olarak değerlendirildi. 

Bir diğer önemli mesaj ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’den geldi. Von der Leyen, dünyada ekonomik rekabetin keskinleştiği, jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde Avrupa’nın Afrika ile ilişkilerini güçlendirmesi gerektiğini söyleyerek iki kıtanın birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirtti. Bu vurguyla anlaşılan artık geleneksel yardım ilişkisi üzerinden değil, karşılıklı güç kazanma arayışı üzerinden bir ortaklık kurma zorunluluğuydu. 

Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmoud Ali Youssouf

Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmoud Ali Youssouf’un mesajı ise kıtanın daha öz güvenli bir konumdan konuştuğunu gösterdi. Youssouf, Afrika’nın ortaklığa kaynak sunan bir taraf olarak görülmesine karşı çıkarak, “Afrika bu ortaklığa kaynak sunmanın çok ötesine geçerek demografik dinamizm, teknolojik atılım ve yenilikçi bir genç nesil getiriyor” dedi.  

Ev sahibi Angola Cumhurbaşkanı João Lourenço’nun açılış konuşması Afrika’nın uzun süredir dile getirdiği finansal adalet talebini yeniden gündeme taşıdı. Lourenço, kıtanın borç krizinin sürdürülemez bir hal aldığını belirterek, kalkınmaya yatırım yapabilmemiz için bizi sürdürülemez borç yüküyle boğmayan yeni bir finansal ilişki vizyonuna ihtiyacımız var dedi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres de Afrika’nın bu çağrısını destekleyerek, “Dünya finans mimarisini herkesin yararına olacak şekilde reforme etmeliyiz. Bu, ezici borç döngüsüne son vermek anlamına geliyor” sözleriyle uluslararası toplumun sorumluluğuna dikkat çekti. 

  1. Güvenlik, ekonomi ve iklim ekseni 

Güvenlik alanındaki en kritik tartışma, BM Güvenlik Konseyi’nin 2023 yılında kabul ettiği 2719 sayılı kararın uygulanması oldu. Söz konusu karar Afrika Birliği’nin barış operasyonlarının BM’nin zorunlu bütçesinden finanse edilmesine olanak tanıyordu ve bu karar Afrika için bir dönüm noktası olarak görülüyordu. Ancak iki yıl geçmesine rağmen mekanizmanın uygulanmasındaki yavaşlık, Afrika tarafında ciddi bir memnuniyetsizliğe yol açtı. Kenya Cumhurbaşkanı William Ruto, konuda hakkında yaptığı değerlendirmede şu uyarıda bulundu, “Kenya, Afrika liderliğindeki barış operasyonları için öngörülebilir finansman ve daha güçlü terörle mücadele iş birliğini ilerletecektir.” Ruto’nun sözleri, Afrika’nın kendi güvenlik mimarisini güçlendirmek için daha kararlı bir ortaklık istediğini gösteriyor. 

Ekonomik entegrasyon alanında ise Afrika Kıtası Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) merkezde yer aldı. Avrupa, 1,5 milyar tüketiciyi kapsayan bu dev pazarın yalnızca hammadde kaynağı olarak görülmesinin kendi stratejik çıkarlarına zarar verdiğini artık net biçimde kabul ediyor. Bu nedenle Avrupa’nın AfCFTA’yı destekleme yönündeki iradesi, zirvede yeni bir ekonomik çerçevenin temelini oluşturdu. Bu noktada Ndemo ve Brack’in şu sözleri özellikle dikkat çekiciydi: “Birleşik bir Afrika pazarı, Avrupa için çıkarımcı bir sınır değil; ortak üretim, yeşil sanayi ve sürdürülebilir ticaret için tarihi bir fırsattır.” 

İklim krizi ise iki kıtanın hem ayrıştığı hem de buluştuğu bir alan olarak gündeme geldi. Afrika küresel karbon salımının yalnızca yüzde 4’ünden sorumlu olmasına rağmen iklim değişikliğinden en çok zarar gören bölgelerden biri. Bu nedenle kıta, iklim finansmanının artırılmasını ve adil paylaşım mekanizmalarının kurulmasını talep etti.  

Göç ve hareketlilik konusu zirvede geçmişe kıyasla daha yapıcı bir çerçevede ele alındı. Avrupa tarafı, kıtanın yaşlanan nüfusu ve iş gücü açığı nedeniyle kontrollü ve nitelikli göçün artık bir zorunluluk olduğunu kabul ederken, Afrika tarafı göçün bir tehdit değil fırsat olarak ele alınmasını istedi. Bu bağlamda Zambiya’nın Angola Büyükelçisi Elias Munshya, gerçek ortaklık, iki kıtaya da refah getirecek sonuçlar üretmelidir açıklamasında bulundu.  

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa’nın “Bu yıl Afrika için adalet yılıdır” sözleri ise zirvenin genel ruhunu yansıtan en siyasi ifadelerden biri oldu. Ramaphosa, kıtanın hem uluslararası sistemde daha fazla temsil talep ettiğini hem de Avrupa’nın Afrika ile ilişkisini daha eşitlikçi bir temele oturtması gerektiğini vurguladı. Benzer şekilde Nijerya Devlet Başkan Yardımcısı Kashim Shettima, “Afrika–AB iş birliğinin güvenlik ve ticaret boyutlarının güçlendirilmesi hayati önem taşıyor” diyerek ilişkilerin söylem düzeyinde kalmaması gerektiğini ifade etti. 

Luanda zirvesi bir dönüşümün başlangıcı olabilir mi? 

Luanda’da ortaya çıkan genel tablo, Afrika ile Avrupa’nın giderek daha karmaşık hale gelen küresel ortamda birbirleri için tamamlayıcı olduklarını fark etmeye başladığını gösteriyor. Zirvede yapılan konuşmalar, her iki tarafın da ilişkileri geleneksel yardım mantığından çıkarıp karşılıklı güç kazanımı üzerine kurma amacı taşıdığını net biçimde ortaya koydu. Ancak tüm liderlerin üzerinde uzlaştığı bir nokta vardı, asıl belirleyici olan verilen sözler değil, atılacak somut adımlar olacak. Bu nedenle zirvenin tarihe geçebilmesi için dile getirilen ideal ortaklık vizyonunun yeterli olmadığı açıktır. Geçmişte Avrupa ülkelerinin Afrika’daki sömürgeci varlığı göz önüne alındığında, çok kutuplu dünyanın belirsizliğinde kaybolmak istemiyorsa, burada atılan adımları kalıcı politikalarla pekiştirmek zorunda. Nitekim zirve boyunca esas vurgulanan durum Afrika’nın fayda bekleyen değil, ortaklık şartlarını belirleyen ve reform talep eden bir aktör olarak hareket etmek istediğiydi.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.