İsrail, Filistin’in Vergi Gelirlerini Nasıl Baskı Aracına Dönüştürdü?

İsrail’in Filistin Yönetimi’ne aktarılması gereken vergi gelirlerini alıkoyması, maaşlardan sağlık ve eğitime kadar temel kamu hizmetlerinde derin bir mali krize yol açıyor.
İsrail, Filistin’in Vergi Gelirlerini Nasıl Baskı Aracına Dönüştürdü

24.09.2026 - 09:29  |  Son Güncellenme:  24.09.2026 - 09:36

Tulkerim’deki Sabit Sabit Devlet Hastanesi’nde mali kriz, bir bütçe kalemi ya da iki bakanlık arasındaki anlaşmazlık gibi görünmüyor. Kriz, Cihad Ğunaym’ın üç aydır temin edemediği kanser ilacında, stokları sıfıra inen tıbbi malzemelerde ve evine yarım maaşla dönen, aldığı ücret elektrik, su ve yemeğe yetmeyen bir memurun hayatında kendini gösteriyor.

Bu ayrıntıların arkasında, “makasa (mahsuplaşma)” olarak adlandırılan vergi gelirleri sistemi bulunuyor. Bunlar, İsrail’in kontrolündeki liman ve geçiş noktalarından Filistin topraklarına giren mallardan İsrail tarafından tahsil edilen Filistin’e ait vergi ve harçlardan oluşuyor. Bu gelirlerin, tahsilat komisyonu düşüldükten sonra aylık olarak Filistin Yönetimi’ne aktarılması gerekiyor.

Ancak 1994’te imzalanan Paris Ekonomi Protokolü kapsamında oluşturulan bu mali düzenleme, otuz yılı aşkın sürede İsrail’in elindeki en güçlü baskı araçlarından birine dönüştü. İsrail yalnızca geçiş noktalarını ve ticaret hareketlerini kontrol etmekle kalmıyor; Filistin’in kamu gelirlerinin büyük bölümünün ne zaman ve ne miktarda aktarılacağına, hangi kalemlerden kesinti yapılacağına da karar veriyor.

Makasa gelirleri nedir?

Makasa gelirleri, İsrail’in kontrolündeki liman ve geçiş noktalarından Filistin pazarına giren mallara uygulanan gümrük ve ithalat vergilerini kapsıyor. Buna iki taraf arasındaki ticaretin bir bölümüne uygulanan katma değer vergisi ile Filistinlilerin İsrail’de çalışmasıyla bağlantılı bazı vergiler de dahil ediliyor.

Paris Ekonomi Protokolü, bu paraların aylık olarak hesaplanıp aktarılmasını öngörüyor. İsrail tahsilat karşılığında yüzde 3 komisyon kesiyor. Araştırmaya göre bu oran, sistemin kaydettiği gelir hacmi üzerinden yılda yaklaşık 80 milyon dolara karşılık geliyor.

Makasa gelirlerinin önemi, Filistin Yönetimi bütçesindeki ağırlığından kaynaklanıyor. Filistin Maliye ve Planlama Bakanı Istifan Selame’ye göre bu gelirler, Yönetim’in toplam gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluştururken yerel vergi ve gelirlerin payı yaklaşık yüzde 30 seviyesinde bulunuyor. Basına yansıyan daha güncel tahminler ise makasa gelirlerinin payını yaklaşık yüzde 68 olarak gösteriyor.

Bu nedenle gelirlerin alıkonulması sınırlı bir bütçe açığı oluşturmaktan öte, kamu harcamalarının temel finansman kaynağını devre dışı bırakıyor.

Selame, AlAraby’nin röportajı yaptığı sırada hükümetin makasa gelirlerinin aktarılmadığı 16’ncı aya girdiğini belirtiyordu. Filistin hükümeti ise 22 Eylül’de yaptığı açıklamada, İsrail’in makasa gelirlerini alıkoymasının 17 aydır sürdüğünü bildirdi. Böylece kriz geçici bir aylık ödeme gecikmesinden çıkarak maaşların, sağlık, eğitim ve sosyal koruma hizmetlerinin finansmanında kullanılan temel kaynağın uzun süreli kesintiye uğramasına dönüştü.

Bu paralar İsrail’in Filistin Yönetimi’ne verdiği bir bağış değil. İsrail’in ticaret geçişlerini kontrol etmesi ve Filistin Yönetimi’nin kendi işlettiği bağımsız bir limana veya gümrük sınırına sahip olmaması nedeniyle İsrail tarafından tahsil edilen Filistin vergileri. Dolayısıyla söz konusu olan İsrail’in durdurabileceği bir yardım değil, Filistin ekonomik faaliyetlerinden tahsil edilen gelirler.

Geçici düzenleme otuz yılı aştı

Paris Ekonomi Protokolü, birkaç yıl içinde nihai bir anlaşmaya varılması beklenen geçiş dönemini düzenlemek amacıyla tasarlanmıştı. Ancak siyasi sürecin çökmesinden sonra da yürürlükte kaldı ve geçici düzenlemeler, Filistin ekonomisini İsrail’in gümrük sistemine bağlayan kalıcı bir yapıya dönüştü.

Protokol müzakerelerine katılan Filistin heyetinin üyelerinden Samir Halile, Filistin ekibinin gümrük, vergi, ithalat ve ihracat yönetiminde daha önce bir devlet deneyimine sahip olmadan müzakerelere girdiğini anlatıyor. Filistin pazarının ne kadar buğday, un ve ete ihtiyaç duyduğunun hesaplanmasında bile İsrail istatistiklerinden yararlanılıyordu.

Bu durum, İsrail’in transfer yükümlülüğünü yerine getirmemesine ilişkin sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. Ancak dış ticaret ve vergi tahsilatının anahtarlarının, sınırlar ve geçiş noktaları üzerinde zaten askeri kontrole sahip olan tarafın elinde bulunduğu sistemin nasıl oluşturulduğunu gösteriyor.

Protokol, uygulamada gümrük alanını birleştirdi, Filistin ithalatının İsrail’in kontrolündeki noktalardan geçmesini sağladı ve İsrail gümrüğüne sevkiyatları denetleme ile gelirleri aktarılmadan önce vergileri tahsil etme yetkisi verdi.

“Gazetecilik Görevi” programı bu unsurları birbirine bağlı bir zincir olarak ele alıyor: İsrail sistemine bağlı bir gümrük politikası, Filistinlilerin kontrol etmediği geçiş noktaları, sevkiyatlar üzerinde İsrail denetimi ve ardından vergilerin Filistin hazinesine ulaşmadan önce tahsil edilmesi.

Siyasi çözüm süreci işlemez hâle geldiğinde, vergi tahsilat mekanizması kendisinin siyasi amaçlarla kullanılmasını engellemesi beklenen güvence olmadan varlığını sürdürdü.

Geçici blokajdan düzenli kesintiye

Makasa gelirlerinin siyasi baskı amacıyla kullanılması, Filistin Yönetimi’nin kurulmasından birkaç yıl sonra başladı. Araştırma, ilk geniş çaplı blokajın 1996’daki Tünel İntifadası sırasında yaşandığını, uygulamanın 2000’de İkinci İntifada’nın başlaması ve ortak ekonomi komitesinin çalışmalarının durmasıyla tekrarlandığını aktarıyor.

Kriz 2006’da Hamas’ın yasama seçimlerini kazanmasının ardından İsrail’in gelirleri bloke etmesiyle önemli bir dönüm noktasına ulaştı. Paraların alıkonulması, Selam Fayyad hükümetinin kurulmasının ardından serbest bırakılmasına kadar yaklaşık 18 ay sürdü.

Sonraki blokajlar Filistin yönetiminin uluslararası kurumlardaki adımlarıyla bağlantılı olarak gerçekleşti. Bunlar arasında Filistin’in 2011’de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütüne (UNESCO) üye kabul edilmesi, 2012’de Birleşmiş Milletler’de üye olmayan gözlemci devlet statüsü kazanması ve 2014-2015 döneminde Roma Statüsü ile Uluslararası Ceza Mahkemesine katılması yer aldı.

Bu uygulamalar çoğunlukla geçici cezalandırma tedbirleri olarak kullanılıyor, ardından siyasi ve uluslararası baskılar sonucunda paralar serbest bırakılıyordu.

Dönüm noktası 2018’de İsrail Meclisinin (Knesset), Filistin Yönetimi’nin esirlere, yaralılara ve şehit ailelerine yaptığı ödemelere eşdeğer miktarların makasa gelirlerinden kesilebilmesini öngören yasayı kabul etmesiyle geldi.

Uygulamanın 2019’da başlamasıyla politika geçici bir karardan düzenli ve tekrarlanan bir kesintiye dönüştü. Araştırmaya göre söz konusu kesintiler ayda yaklaşık 17 milyon dolara ulaştı.

7 Ekim 2023’ten sonra kesintilerin kapsamı Gazze Şeridi’yle bağlantılı ödenekleri de içerecek şekilde genişletildi. Araştırmaya göre İsrail, ayda 275 milyon şekel, araştırmada kullanılan kur hesabıyla yaklaşık 92 milyon dolar, bloke etti.

Bu tutar öğretmenler, sağlık çalışanları ve sosyal koruma personelinin maaşlarını kapsıyordu. Filistin Yönetimi bu giderleri ödemekle yükümlü olmaya devam ederken bunlara karşılık gelen tutar makasa gelirlerinden alıkonuldu.

Araştırmada ayrıca başka bir hukuki riskten söz ediliyor. Programda konuşan ekonomistlerden birine göre İsrail Meclisi, Mart 2024’te milliyetçi saikli olarak sınıflandırılan saldırılarda ölen veya yaralanan İsraillilerin, Filistin Yönetimi’nin paralarından tazminat talep edebilmesine imkan veren bir yasayı kabul etti.

Uzman, bu kapsamda açılan davaların 20 milyar şekele kadar ulaşabilecek talepler doğurabileceğini tahmin ediyor. Ancak bu rakam davalardaki muhtemel tazminat taleplerine ilişkin bir tahmin; fiilen kesilmiş bir miktar değil.

Araştırmada kullanılan verilerin dışında Filistin Maliye Bakanlığı, 2025’in başında o dönemde alıkonulan tutarın 3,6 milyar şekeli aştığını açıklamıştı. İsrail ise dondurulan paraların bir bölümünü İsrail Elektrik Şirketine olan borçların ödenmesine yönlendirme kararı aldı.

Selame, araştırmada alıkoymanın daha sonra daha ağır bir aşamaya geçtiğini ve transferlerin durmasıyla hükümetin kendi ifadesiyle “hayatta kalma moduna” geçtiğini söylüyor.

Araştırmada yer alan ekonomist ifadesine göre İsrail, Mayıs 2025’te makasa gelirlerinin tamamını aktarmayı durdurmaya başladı. Böylece politika kesintiden transferlerin tamamen sıfırlanmasına doğru ilerledi. AA’nın 22 Eylül 2026 tarihli haberinde de Filistin hükümeti, bu gelirlerin 17 aydır alıkonulduğunu açıkladı.

Para hastane eczanesinden kaybolduğunda

Krizin en ağır sonuçlarından biri sağlık sektöründe görülüyor. Filistin Sağlık Bakanlığı araştırmaya yaptığı açıklamada, depolarında 726 ilaç kaleminin tamamen tükendiğini, kanser ilaçlarının yüzde 50 ila 60’ının çekimden önceki ay itibarıyla bulunamadığını, yüzlerce tıbbi sarf malzemesi ile prematüre bebekler için hayati ilaçların da eksik olduğunu belirtiyor.

Bu rakamlar Bakanlığın programın çekildiği dönemde açıkladığı verileri yansıtıyor ve yeni sevkiyatların ulaşması veya başka stokların tükenmesiyle değişebiliyor.

Araştırmaya göre ilaç tedarik şirketlerine yaklaşık 400 milyon dolar borç bulunuyor. Dolayısıyla sorun yalnızca yeni tedarikçi bulmak değil; Bakanlık geciken borçlarını ödeme ve yeni malzeme satın alma imkanını da kaybetmiş durumda.

Dördüncü evre meme ve lenf bezi kanseri hastası Cihad Ğunaym, bu zincirin sonuçlarını yaşayan isimlerden biri. Batı Şeria’nın kuzeyindeki kamplara yönelik İsrail saldırıları sırasında Nur Şems Kampı’ndaki evini kaybeden Ğunaym, daha sonra kullandığı hormon tedavisinin devlet sağlık merkezlerinde bulunmadığını öğrendi.

Ğunaym, temel ilacını kullanmadan 90 gün geçirdiğini ve ailesinin, tedaviyi temin etme imkanı olmadan sağlığının kötüleşmesini izlediğini anlatıyor.

Mali kriz sahadaki kısıtlamalardan da bağımsız değil. AlAraby, Batı Şeria’da baskınların ve yerleşimci saldırılarının arttığını aktarırken kontrol noktaları ve kapatmalar hastaların, sağlık ekiplerinin ve tıbbi malzemelerin ulaşımını geciktiriyor. Finansmanın azalması hareket kısıtlamalarıyla birleştiğinde hastanelerin eksiklikleri telafi etme kapasitesi de zayıflıyor.

Yarım maaş evi ve okulu aksatıyor

Kriz hastanelerle sınırlı değil. Hükümet gelirlerinin yalnızca sınırlı bir bölümünü alabildiğinde kamu çalışanlarına maaşlarının belirli bir yüzdesini ödüyor, kalan miktar ise ertelenmiş alacak olarak birikiyor.

Altı çocuk babası öğretmen Muhammed Hamayil, birikmiş alacaklarının 100 bin şekele yaklaştığını, buna karşılık bazı dönemlerde elektrik sayacına yükleme yapabilecek parayı bile bulamadığını söylüyor.

Hamayil için yarım maaş, harcamaların yarıya indirilmesi anlamına gelmiyor. Çünkü su, elektrik, gıda ve ilaç giderlerini aynı şekilde yarıya indirmek mümkün değil.

Etki okullara da yansıyor. Araştırma, bazı dönemlerde ders günlerinin haftada üç güne kadar düştüğünü, öğretmenlerin okullarına ulaşım masrafını karşılayamadığını ve eğitim sürecinin düzeninin bozulduğunu aktarıyor.

Öğretmen, evindeki suyun kesilmesini ve çocuklarının harçlığını düşünürken öğrencilerine sebat ve vatandaşlık kavramlarını anlatmakla yükümlü kalıyor.

Kriz kamu çalışanlarından pazara da yayılıyor. Maaşların gecikmesi tüketimi azaltıyor, bu durum esnafın satışlarını ve vergi ile ücret ödeme imkanlarını düşürüyor. Ardından hükümetin artırmak istediği yerel gelirler de azalıyor.

Böylece dışarıdan uygulanan mali blokaj, borç ve ekonomik daralmadan oluşan içsel bir döngüye dönüşüyor.

Esir ödemeleri: İsrail kesintisi ve Filistin kararı

Filistin Yönetimi, Şubat 2025’te esir, yaralı veya şehit ailesi statüsünün doğrudan mali hak doğurmasına dayanan sistemi kaldırdı ve bu vakaları ekonomik ihtiyacın değerlendirilmesini öngören bir sosyal koruma sistemine aktardı.

Karar, bu ödemelerin durdurulması yönündeki sürekli İsrail ve ABD baskısı ortamında ve Filistin Yönetimi’ne verilen yardımların bir bölümünü kısıtlayan ABD’nin “Taylor Force Yasası” sonrasında alındı.

Serbest bırakılan Filistinli esirler ve yaralılar bu değişikliğe karşı çıktı. Onlara göre düzenleme, kendilerini ulusal bir dosyanın parçası olmaktan çıkarıp sosyal yardım dosyasına dönüştürdü.

Omurgasından kurşunla yaralanan ve daha sonra serbest bırakılan Ala Uşahi, programda ödeneğinin kesilmesinin ilaç satın alma ve onurlu bir yaşam sürdürme imkanını elinden aldığını söylüyor.

Buna rağmen sistemdeki değişiklik İsrail’in transferleri yeniden başlatmasını sağlamadı. Kaynağa göre bu durum, baskı altında yapılan tavizin sınırlarını gösteriyor: Filistin Yönetimi, İsrail’in kesintiler için gerekçe gösterdiği ödeme mekanizmasını değiştirdi ancak alıkoyma sürdü ve bunun hukuki ve siyasi gerekçeleri genişledi.

Borç ve gecikmiş ödemeler 17,5 milyar dolar

“Gazetecilik Görevi” ekibi, ilk kez medyada yayımlandığını belirttiği bir belgeye ulaştı. Belgede Filistin Yönetimi’nin toplam borç ve gecikmiş ödemelerinin yaklaşık 17,5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Programda aktarılan rakamlara göre yükümlülükler arasında yerel bankalara 3,5 milyar dolar, yabancı bankalara 1,3 milyar dolar, özel sektöre 2,1 milyar dolar ve kamu çalışanlarına 3,7 milyar dolarlık gecikmiş maaş ödemeleri bulunuyor. Bunlara Emeklilik Kurumuna yönelik büyük yükümlülükler de ekleniyor.

Ancak 17,5 milyar dolarlık toplam, resmî verilerde kullanılan “kamu borcu” tanımıyla birebir örtüşmüyor. Söz konusu belge doğrudan borcun yanı sıra gecikmiş ödemeler ve emeklilik yükümlülüklerini de birlikte hesaplıyor.

Bu nedenle 17,5 milyar dolarlık rakam Dünya Bankasının veya Filistin Maliye Bakanlığının yayımlanmış kamu borcu hesabı olarak değil, araştırma ekibinin ulaştığı belgede yer alan toplam yükümlülük tahmini olarak aktarılıyor.

Rakamın muhasebe sınıflandırmasından bağımsız olarak ortaya koyduğu tablo ise krizin yalnızca bir aylık maaş ödemesini ertelemediği. Yükümlülük geleceğe taşınıyor; kamu çalışanı hükümetten alacaklı hâle geliyor, ilaç şirketi Sağlık Bakanlığından ödeme bekliyor, emeklilik fonuna aktarılması gereken para gecikiyor ve bankaların kamu sektörü ile kamu çalışanlarına yönelik finansal riski büyüyor.

Filistin Yönetimi makasa gelirlerine bağımlılığı azaltabilir mi?

Filistin Maliye ve Planlama Bakanı Selame, hükümetin vatandaşların vergi oranlarını yükseltmeden yerel gelirlerin payını artırmaya, vergi kaçakçılığı ve kaçakçılıkla mücadele etmeye çalıştığını söylüyor. Selame, vergi ödemeyi yalnızca mali bir yükümlülük değil, hükümetin ayakta kalmasıyla bağlantılı bir mesele olarak değerlendiriyor.

Ancak yerel gelirler ile makasa gelirleri arasındaki yüzde 30’a karşı yüzde 70’lik oranı tersine çevirmek yalnızca vergi tedbirleriyle gerçekleştirilebilecek bir hedef değil.

Filistin ekonomisi hareket, ithalat, ihracat, toprak ve kaynaklara erişim üzerindeki kısıtlamalar altında faaliyet gösteriyor. İsrail’de çalışmaları engellenen on binlerce işçinin geliri kaybolurken maaşların gecikmesi de ticari faaliyetleri ve tüketimi aşağı çekiyor.

“Gazetecilik Görevi” programı dört paralel yol öneriyor:

  1. Paraların yürürlükteki bir anlaşmayla düzenlenen Filistin gelirleri olduğu gerekçesiyle serbest bırakılması için hukuki ve diplomatik baskının artırılması.
  2. Arap mali güvenlik ağının etkinleştirilmesi ve Avrupalı ile uluslararası ortaklar üzerinden bütçeye destek sağlanması. Filistin Bağışçılar Grubu’nun ikinci toplantısında Filistin Yönetimi’nin ekonomik durumu, uluslararası mali destek ve Avrupa Birliği’nin PEGASE mekanizması ele alındı.
  3. Yerli üretimin artırılması ve İsrail ile diğer ülkelerden yapılan ithalatın bir bölümünün Filistin ürünleriyle ikame edilmesi. Böylece makasa sistemi üzerinden geçen para miktarının azaltılması.
  4. Harcamaların rasyonelleştirilmesi, yolsuzlukla mücadele edilmesi ve reform planının ayrıntılarının kamuoyuyla paylaşılması. Böylece vatandaşların hangi mali yükü neden üstlendiğinin ve hükümetin bu maliyeti kurumları arasında nasıl dağıttığının açıklanması.

Kaynağa göre bu dört yolun hiçbiri tek başına hızlı bir çözüm sunmuyor. Hukuki süreçler yıllarca sürebilir, Paris Ekonomi Protokolü’nün değiştirilmesi iki tarafın onayını gerektiriyor, dış yardımlar istikrarlı değil ve ithal ürünlerin yerine geçebilecek düzeyde yerel üretimin oluşturulması yatırım, hareket özgürlüğü ve pazarlara erişim gerektiriyor.

Kaynak, mevcut işgal koşullarının bunları sağlamadığını ifade ediyor.

Alıkonulan parayla birlikte hayat da alıkonuluyor

Makasa krizi, Filistin Yönetimi’nin içinde bulunduğu yapının sınırlarını da ortaya koyuyor. Yönetim maaşları ödemek, hastaneleri ve okulları işletmekle yükümlüyken ticaretinin geçtiği sınır ve geçiş noktalarını veya gelirlerinin büyük bölümünü tahsil eden tarafı kontrol edemiyor.

Kaynağa göre bu yapı, İsrail’e siyasi anlaşmazlıkların sonuçlarını kamu çalışanının evine, hastanın eczanesine ve okul sınıfına taşıma imkanı veriyor. İsrail’deki bir bakanlığın mali tablosunda yapılan her kesinti daha sonra eksik bir ilaç dozu, eksik maaş, yeni bir borç veya kaybedilen bir okul günü olarak ortaya çıkıyor.

Filistin hükümeti yerel gelirlerini artırabilir, vergi kaçakçılığı ve yolsuzlukla mücadele edebilir ve reformlarını kamuoyuna anlatabilir. Ancak kaynak, hükümetin yalnızca iç tedbirlerle işgal gücünü vergileri tahsil eden ve bu paraların ne zaman sahibine ulaşacağına karar veren taraf hâline getiren sistemi ortadan kaldıramayacağını belirtiyor.

Bu noktada makasa, muhasebeyle sınırlı anlamının ötesine geçiyor ve bir tarafın parayı toplayıp sahibinin kullanmasını engelleyebildiği bir ekonomi düzeninin yoğunlaştırılmış görüntüsüne dönüşüyor.

 

Kaynak: Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi  (Alaraby)