Tunus'ta Siyasi Tablo 5 Yılda Nasıl Değişti?
28.07.2026 - 10:05 | Son Güncellenme: 05.08.2026 - 10:24
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in 25 Temmuz 2021'de ilan ettiği olağanüstü tedbirlerin üzerinden beş yıldan fazla zaman geçti. Bu kararlar, Tunus'un yakın tarihinin en tartışmalı siyasi dönüm noktalarından biri olmayı sürdürüyor.
O gün Said, siyasi tabloyu ve devlet kurumlarını kökten yeniden şekillendiren bir dizi olağanüstü tedbir açıkladı. Eleştirmenler bu adımların siyasi alanı, sendikal faaliyetleri ve temel özgürlükleri daralttığını öne sürerken, destekçiler söz konusu kararları ülkenin yolunu düzeltmek ve yaşanan siyasi tıkanıklığa son vermek için atılmış zorunlu bir adım olarak değerlendiriyor.
Beşinci yıl dönümünde ise bu sürecin bilançosuna ilişkin sorular yeniden gündeme geliyor: Alınan tedbirler siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan ilan edilen hedeflere ulaşabildi mi, yoksa Tunus 2021 öncesinde var olan krizlerle boğuşmaya devam mı ediyor?
"Tunus, benzeri görülmemiş bir otokratik yönetim yaşıyor"
Felsefe profesörü ve Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin önde gelen isimlerinden Ahmed el-Ğaylufi, Tunus'un beş yıldır tarihinde eşi görülmemiş bir tek adam yönetimi altında olduğunu vurguladı. El-Ğaylufi, Cumhurbaşkanı Kays Said'in nüfuzunu sınırlayabilecek herhangi bir parti, muhalefet ya da örgüt olmaksızın tüm yetkileri tek başına kullandığını belirtti.
Al-Araby TV'ye Tunus'tan konuşan el-Ğaylufi, halkın su ve elektrik gibi en temel ihtiyaçlardan yoksun kaldığını, yeniden başlayan protestoların ise devlet yönetimindeki ağır başarısızlığın açık bir göstergesi olduğunu ifade etti. "Tüm yetkileri elinde bulunduran bir cumhurbaşkanının 21. yüzyılda vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayamaması kabul edilemez" dedi.
El-Ğaylufi ayrıca sorumluluğu önceki yönetimlere yükleme siyasetini de sert bir dille eleştirdi. İktidara gelen her kesimin sorunları çözmek yerine aynı yöntemi tekrarladığını belirterek şunları söyledi: "Cumhurbaşkanı yürütme, yasama ve yargı yetkilerini tek elde topladıktan sonra mevcut durumun birinci ve son sorumlusu kendisidir. Dolayısıyla geçmişe sığınmak ya da başkalarını suçlamak için hiçbir gerekçe kalmamıştır." El-Ğaylufi, mantığın cumhurbaşkanından ya başarısızlığını kabul etmesini ya da istifa etmesini gerektirdiğini, önceki yönetimlere saldırarak acizliği meşrulaştırmaya çalışmanın ise gerçek sorumluluktan kaçmak anlamına geldiğini vurguladı.

"Protestolar, siyasi ortamın dinamizmini yansıtıyor"
Gazeteci ve siyasi analist Suheyb el-Müzriki ise son dönemde yaşanan gösterilerin Tunus siyasi sahnesinin canlılığını yansıttığını savundu. El-Müzriki'ye göre bu gösteriler bir yandan mevcut sisteme karşı etkin bir muhalefetin varlığını kanıtlarken, öte yandan iktidar ile muhalefet arasındaki doğal dengenin bir ifadesi niteliğinde. Analist, halkın sokaklara çıkmasının muhalif seslerin var olduğunu ve duyulduğunu teyit ettiğini belirtti; ancak mevcut siyasi tablonun 25 Temmuz'un doğrudan bir sonucu olup olmadığını sorguladı.
El-Müzriki'ye göre o an doğrudan bir neden değil; asıl kriz, siyasi partilerin kendi içine kapanması ve iç anlaşmazlıklarını yönetememesinden kaynaklanıyor. 25 Temmuz öncesinde başta büyük partiler olmak üzere siyasi arenada derin çatlaklar ve istifalar yaşandığını hatırlatan el-Müzriki, mevcut partilerin bağrından yeni partilerin doğmasının parti siyasetine duyulan öfkenin bir yansıması olduğunu vurguladı. Bugünkü protestoların ülkedeki ifade özgürlüğünün sürdüğünü gösterdiğini de sözlerine ekleyen el-Müzriki, "Gazetelerde iktidara yönelik eleştirel yazılar yayımlanmaya devam ediyor, muhalefet görüşlerini kamuoyu önünde dile getirebiliyor. İktidarın sosyal adalet ve ulusal egemenlik üzerine kurduğu söyleme karşı çıkan bir muhalefetin varlığı, iktidarın bazı partilerin iddia ettiği gibi dışlayıcı ya da şoven bir mantıkla hareket etmediğini ortaya koyuyor" dedi.
Siyasi sistemin yeniden yapılandırılması istenen sonuçları vermedi
Tunus Üniversitesi'nden tarih ve siyasi coğrafya profesörü Dr. Tarık el-Kahlavî ise 25 Temmuz sonrasındaki beş yılın en çarpıcı özelliğinin medyada, özellikle de kamu yayıncılığında çok sesli siyasi tartışmanın büyük ölçüde yok olması olduğunu söyledi. El-Kahlavî, tek adam yönetiminin zorunlu olarak başarısızlıkla özdeş olmadığını, tarihte otoriter tek adam deneyimlerinin somut kazanımlar sağladığı örneklerin bulunduğunu kabul etti; ancak Tunus'taki sorunun 25 Temmuz 2021'den bu yana yerleşik hâle gelen ve yönetimi tekeline alan mevcut iktidardan kaynaklandığını vurguladı. Cumhurbaşkanı Said'in kararnameler aracılığıyla yasama yetkisini de fiilen kullandığını belirten el-Kahlavî, bireysel özgürlüklere ilişkin 54 sayılı Kararname ile tüccarları tekelcilik gerekçesiyle hedef alan stokçuluk kararnamesini bu durumun somut örnekleri olarak gösterdi.
El-Kahlavî, iktidarın geniş yetkiler ve zayıf bir parlamento elinde bulunmasına karşın kayda değer ekonomik ya da sosyal bir başarı elde edemediğini vurgulayarak siyasi sistemin yeniden yapılandırılmasının hem etkinlik açısından büyük bir hata, hem de ilke bakımından ciddi bir yanılgı olduğunu savundu. Cumhurbaşkanı'nın devrimden sonraki siyasi seçkinlerin hatasını tekrarladığını belirten el-Kahlavî, o dönemde de devrimi ateşleyen ekonomik ve sosyal krizleri çözmek yerine siyasi sistemi yeniden biçimlendirmeye odaklanıldığını hatırlattı.
El-Kahlavî'ye göre Said, yerel meclisler ve tabandan gelen yönetim anlayışına ilişkin eski bir takıntıya bağlı kalmaya devam etti; oysa 25 Temmuz sonrasında halkın öncelikli beklentileri ekonomik ve sosyal krizle ve Covid-19 salgınının yol açtığı sonuçlarla doğrudan bağlantılıydı. Bu halk önceliklerinden sapmanın iktidarın güvenilirliğini sarstığını vurgulayan el-Kahlavî, cumhurbaşkanının sorunları çözmek için demokrasiyi güçlendirmek yerine devrimden bu yana elde edilen tek kazanımı, yani asgari demokratik standardı ortadan kaldırdığını söyledi.
Kaynak: Al-Araby TV