Tunus'ta İdari ve Mali Baskılar Sivil Özgürlükler Konusunda Endişe Yaratıyor
27.07.2026 - 15:51 | Son Güncellenme: 31.07.2026 - 13:36
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’e muhalif partiler, dernekler ve sivil toplum kuruluşları tiyatroyu bir nefes alanı olarak görüyor; ancak artan baskılar bu alanın kapanması ve kapılarına kilit vurulması tehdidini doğuruyor.
"El Rio" Tiyatrosu'nun sahibi El-Habib Belhadi, Al Araby TV'ye yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Baskılar; idari engellerden, bu mekânın ayakta kalmasını ve faaliyetlerini sürdürmesini sağlayan finansman kaynaklarının kurutulmasına kadar kademeli olarak başladı."
Resmî Uyarılar
Tiyatro, seyirci azlığından değil, üst üste binen baskılar nedeniyle kapılarını kapatmak zorunda kalabilir.
Öte yandan çeşitli dernek ve kuruluşlar, faaliyetlerinin askıya alınmasına yönelik resmî uyarılar aldı; bu uyarılar kapatma kararlarının habercisi niteliğinde. Aralarında araştırmacı gazetecilik sitesi "Nawaat"ı yöneten Nawaat Derneği'nin de bulunduğu bu kuruluşlar, benzer süreçlerle karşı karşıya.
Nawaat sitesinin genel yayın yönetmeni Eymen Rızki konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Devletin bu tek sesli anlayışını reddeden sivil toplumun yeri ya unutulmak, ya hapishane, ya kapatılmak ya da yasaklanmaktır. Cumhurbaşkanı Kays Said bunu yıllar önce müjdelemişti; bugün ise son derece açık bir biçimde hayata geçiriyor."
Rızki sözlerini şöyle sürdürdü: "Nawaat Derneği ve diğer dernekler söz konusu olduğunda, 88 sayılı Kararname'ye dayanılarak üç aşamalı, açık ve sistematik bir kapatma süreci işletilmektedir." Bu aşamalar sırasıyla uyarı, bir aylık faaliyet askıya alma ve ardından kesin kapatma davası açılmasından oluşuyor.
Afrika ve Arap dünyasının en köklü insan hakları kuruluşu olan Tunus İnsan Hakları Birliği de faaliyetlerinin durdurulması talebiyle açılan bir davayla karşı karşıya. Birliğin yanı sıra Nawaat Derneği, Demokrat Kadınlar Derneği ve Tunus Ekonomik ve Sosyal Haklar Forumu da benzer hukuki süreçlerle mücadele ediyor.
Hak ve özgürlükler alanında faaliyet gösteren "Taqattu'" Derneği, iki yıl içinde 88 hedefleme vakasını belgeledi; bunların 8'i tutuklamayı kapsıyor.
Derneğin araştırmacısı Fadi Ferici, "baskı üçgeni" olarak nitelendirdiği durumu şöyle özetledi: "Mali engelleme, idari boyun eğdirme ve sivil toplum çalışmalarının suç kapsamına alınması. Bu göstergeler, iktidarın bağımsız bir sivil toplumun varlığını istemediğini ve bağımsız sesleri susturmaya çalıştığını açıkça ortaya koyuyor."
Demokratik geçiş döneminde sivil toplum, ya da yaygın adıyla ulusal kuruluşlar, kamu politikalarının oluşturulmasında etkin bir ortak ve kamusal tartışmaların vazgeçilmez bir parçasıydı. Oysa bugünkü siyasi konjonktürde bu rolün sınırları yeniden çizildi; yabancı finansmanla bağlantısı sorgulanır hâle geldi ve sivil toplumun bir kesimi devletin ortağı konumundan hedef tahtasına taşındı.
İktidara yakın çevreler ise hedef alındığını öne süren sivil toplum kesimlerinin şikâyetlerini önemsizleştiriyor; yasaların istisnasız herkese eşit biçimde uygulandığını savunuyor. Bu görüş ilk bakışta makul görünse de yürütülen kovuşturmaların büyük çoğunluğunun iktidara mesafeli bağımsız dernekleri hedef aldığı göz ardı edilemez. Nitekim Cumhurbaşkanı Said, Tunus İnsan Hakları Birliği, Tunus Gazeteciler Sendikası ve Tunus Genel İşçi Sendikası gibi kuruluşların yönetim anlayışına itiraz etmesinin ardından bu örgütlerden giderek uzaklaştı.
Sonuç olarak Tunus'ta sivil toplum, demokratik geçiş döneminin sağladığı özgürlük ortamından yararlanarak politika üretiminde ortak bir rol üstlenmişti. Ancak bu rol, yeni siyasi konjonktürde giderek törpülendi; sivil toplum ortaklık statüsünden çıkarılarak âdeta suçlananlar safına itildi.
Kaynak: Al-Araby TV