Süveyda Krizi Suriye’nin Geleceğini Nasıl Şekillendiriyor?
11.09.2026 - 10:47 | Son Güncellenme: 11.09.2026 - 11:15
Süveyda krizi artık yalnızca Şam ile devlet otoritesine dönmeyi reddeden ve dış işgalle bağlantılı ayrılıkçı bir liderlik arasındaki anlaşmazlıktan ibaret değil. Krizi yalnızca Şeyh Hikmet el-Hecri’nin şahsına ya da giderek yükselen “kendi kaderini tayin” söylemine indirgemek de mümkün değil.
Suriye’nin güneyinde yaşananlar artık çok daha büyük bir mücadelenin parçası haline geldi. Mesele, yeni Suriye devletinin biçimini çizme hakkına kimin sahip olacağı, güneyin niteliğini kimin belirleyeceği ve Suriye’nin sınır bölgeleri kalıcı nüfuz alanlarına dönüştürülmeden bölgesel çıkar ağına nasıl yeniden dahil edileceği sorularında düğümleniyor.
ABD’nin Süveyda’daki herhangi bir ayrılıkçı projeye karşı son dönemde takındığı sert tutum da bu çerçevede anlaşılabilir. Tom Barrack’ın yürüttüğü süreç doğrultusunda ABD, eski biçimiyle merkezi bir Suriye devletinin yeniden üretilmesiyle ilgilenmiyor gibi görünüyor. Ancak aynı zamanda bölünmenin de önünü açmak istemiyor.
Üzerinde çalışılan formül bu iki uç arasında yer alıyor: Tek bir devlet, ancak geniş ölçüde yerel yönetim ile vilayet halkının güvenlik ve siyasi temsiline dayanan bir yapı. Süveyda’nın devlet kurumlarına entegre edilmesi ve Dürzi isimlere vilayet yönetimi ile güvenlik aygıtlarında öne çıkan roller verilmesi modelinin gündeme gelmesi de bununla açıklanıyor.
Hecri ile İsrail Arasındaki Hesap
Bu denklem Hecri’yi gerçek bir sorunla karşı karşıya bırakıyor. Hecri, geçtiğimiz aylarda İsrail’in müdahalesinden ve Şam’ın güneyde tam otoritesini uygulama kapasitesinin çökmesinden yararlanarak söyleminin çıtasını yükseltti. Ancak toprağa ve silaha sahip olmak, fiilî durumu tanınan bir siyasi yapıya dönüştürme kapasitesine sahip olmak anlamına gelmiyor. Tam da bu noktada Hecri’nin istediği ile İsrail’in ihtiyaç duyduğu şey arasındaki mesafe ortaya çıkıyor.
Buradaki çelişki şu: Hecri söyleminin çıtasını ne kadar yükseltirse İsrail’e o kadar bağımlı hale geliyor ve İsrail dışında manevra yapma kapasitesi o ölçüde azalıyor.
İsrail, silahlanması zayıf ve resmî askerî varlığı sınırlı bir Suriye güneyi istiyor. Ayrıca sınırlarını tehdit edebilecek bir gücün ortaya çıkmasını engelleyecek garantiler talep ediyor. Süveyda’daki yerel güçlerin güvenlik açısından en büyük ağırlığa sahip olmasını ve Şam’ın bölgede sınırlı bir varlığının bulunmasını da kendi çıkarına uygun görüyor.
Ancak bu çıkarların hiçbiri bağımsız bir Dürzi devletinin kurulmasını zorunlu kılmıyor. Aksine böyle bir yapının ortaya çıkması, İsrail’i Süveyda kartından yararlanan bir konumdan çıkararak söz konusu yapının ekonomik, güvenlik ve siyasi varlığının sürdürülmesinden doğrudan sorumlu hale getirebilir. Bu ise koruma veya askerî destek sağlamaktan tamamen farklı bir yük.
Bu nedenle Hecri’nin İsrail ile ilişkisini okuma biçiminde temel bir hata bulunuyor: İsrail’in kendisine duyduğu ihtiyaç ile İsrail’in onun projesini hayata geçirmeye hazır olması arasındaki farkı birbirine karıştırıyor. Tel Aviv, Dürzi kartını Şam’a baskı yapmak, Suriye ordusunun güneye dönmesini engellemek ve uzun vadeli güvenlik düzenlemeleri elde etmek için kullanabilir. Ancak bu, söz konusu kartı bir devlete dönüştürmeye hazır olduğu anlamına gelmiyor.
Hecri söyleminin çıtasını yükselttikçe İsrail’e daha bağımlı hale geliyor ve İsrail dışında manevra yapma kapasitesi azalıyor. Söylem, Dürzileri “İsrail devletinin ayrılmaz bir parçası” olarak görmeye vardığında, büyük bir siyasi bedel ödemeden daha sonra Suriye devleti içinde bir uzlaşmaya geri dönmek zorlaşıyor.
Daha da önemlisi, bu söylem Suriye, Lübnan, Filistin, Golan ve Ürdün’deki Dürzi çevrelerinde de itirazlara yol açtı. Bu da İsrail ile ittifak üzerinden Dürzilerin temsilini tekelleştirme girişiminin kendi içinde onu zayıflatacak unsurlar barındırdığı anlamına geliyor.
Türkiye ve İsrail Arasındaki Sürtüşme
Mesele yalnızca Süveyda ile Şam arasındaki ilişkinin sınırlarında kalmıyor. Suriye’nin güneyi son yıllarda İsrail ile Türkiye arasındaki temel sürtüşme noktalarından birine dönüştü.
İsrail açısından istenen, güvenlik ve askerî bakımdan Ankara’ya dayanan ve kapasitesi Golan sınırlarına kadar ulaşan güçlü bir Suriye devletinin oluşmasının engellenmesi.
Türkiye ise topraklarını ve kurumlarını yeniden birleştirebilecek bir Suriye devletine ihtiyaç duyuyor. Çünkü geniş güvenlik ve siyasi bağımsızlığa sahip bölgelerin kalıcı hale gelmesi, Ankara’nın Suriye’de kurmak istediği modeli tehdit ediyor ve bu modelin başka bölgelerde de tekrarlanmasının önünü açıyor.
Bu nedenle Süveyda üzerindeki mücadele yalnızca Dürzi-Suriye meselesi değil, çok daha büyük bir sorunun parçası. Suriye, geniş bir yerinden yönetimle birlikte tek bir siyasi merkez etrafında yeniden şekillendirilen bir devlet mi olacak, yoksa Şam’a yalnızca biçimsel olarak bağlı ancak güvenlik açısından farklı dış güçlerle bağlantılı nüfuz bölgelerinin toplamına mı dönüşecek?
Süveyda’da Enerji ve Ulaşım Hesapları
Bu noktada ekonomik ve jeopolitik hesaplar devreye giriyor. Süveyda, Suriye haritasında yalıtılmış bir ada değil. Coğrafi konumu, Körfez ve Ürdün’ü Suriye’ye, oradan da Türkiye ve Lübnan’a bağlayacak gelecekteki projeler açısından vilayetin istikrarını önemli hale getiriyor. Bu, ulaşım ağları için olduğu kadar enerji hatları için de geçerli.
Aynı düşünce, ABD’nin vilayetin istikrarına gösterdiği ilgiyi bölgesel kara bağlantısı projeleri ve Suudi Arabistan ile Ürdün’den Suriye yönüne uzanan ulaşım hatlarının yeniden canlandırılması fikriyle ilişkilendiriyor. Silahlı kaosun ya da siyasi ve güvenlik açısından kapalı bir bölgenin ortaya çıkmasının Şam’ın kendisini aşan bir soruna dönüşmesinin nedeni de bu.
Bu anlamda Süveyda mücadelesi tek bir vilayet üzerine verilen bir mücadele değil. Savaştan çıkacak Suriye’nin biçimine ilişkin erken bir sınav niteliğinde: Uzlaşmalar ve ortaklıklar yoluyla çevre bölgelerini yeniden kazanabilen bir devlet mi, yoksa sınırları içinde birbirleriyle çekişen nüfuz bölgeleri barındıran bir devlet mi?
Washington’ın Süveyda İçin Aradığı Formül
Washington’ın büyük olasılıkla Suriye coğrafyasını bölgesel güçler arasında bir ayrışma sahası olmaktan çıkarıp kademeli biçimde daha geniş ekonomik ve güvenlik düzenlemelerine dahil edilebilecek bir alana dönüştürmek istediği görülüyor.
Bu nedenle Süveyda’nın ayrılması Washington’ın çıkarına olmadığı gibi, Şam’ın vilayete askerî olarak girerek yeni bir kan, şiddet ve İsrail müdahalesi döngüsü üretmesi de Washington’ın çıkarına değil.
Washington’ın aradığı çözüm, mevcut verilere göre Suriye egemenliği kavramının yeniden tanımlanmasına daha yakın görünüyor: Devletin bayrağı, sınırları ve dış politikası korunurken bunun karşılığında güçlü bir yerel yönetim, bölge halkını bünyesine alan güvenlik aygıtları ve intikamı ya da merkezin önceki sıkı kontrolünün yeniden üretilmesini engelleyecek garantiler.
ABD’nin, şartlar farklı ve çok daha karmaşık olsa da, Süveyda için siyasi bir referans olarak kullanmaya çalıştığı model de SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu deneyimi.
Temel düğüm noktası ise silah meselesi olmaya devam edecek. “Ulusal Muhafızlar” bağımsız askerî yapısını koruduğu ve mevcut bilgilere göre vilayetin büyük bölümünü kontrol ettiği sürece mesele yalnızca idari yetkiler üzerindeki anlaşmazlıktan ibaret olmayacak.
Asıl soru şu: Nihai güvenlik kararını kim verecek, devlet mi yoksa yerel güçler mi?
Bu nedenle önümüzdeki dönem Hecri’nin kişisel geleceğinden çok Süveyda’daki güç dengesinin yeniden şekillendirilmesiyle ilgili olabilir. Washington ve Şam, vilayetin çıkarlarını devletin içinden güvence altına alabilecek yerel bir Dürzi elit oluşturmayı başarırsa Hecri’nin karar üzerindeki tekeli gerilemeye başlayacak.
Ancak Şam ikna edici bir model sunmakta başarısız olur veya sert güvenlik yaklaşımına geri dönerse Hecri’ye ve İsrail’e birlikte, fiilî durumu kalıcılaştırmak için ihtiyaç duydukları gerekçeyi vermiş olacak.
Süveyda mücadelesi bu anlamda tek bir vilayet üzerine verilen bir mücadele değil. Bu, savaştan çıkacak Suriye’nin biçimine ilişkin erken bir sınav: Uzlaşmalar ve ortaklıklarla çevre bölgelerini yeniden kazanabilen bir devlet mi, yoksa sınırları içinde birbirleriyle çekişen nüfuz bölgeleri barındıran bir devlet mi?
İsrail ve Türkiye bu iki seçenek arasında hareket ederken Şam’ın önündeki en zor soru ise şu olmaya devam ediyor: Devletin çözülmesine zaten katkıda bulunan merkeziyetçilik yeniden üretilmeden egemenlik nasıl geri kazanılacak?
Kaynak: SyriaTV