Süveyda Krizi Neden Çözülemiyor?
20.09.2026 - 13:01 | Son Güncellenme: 20.09.2026 - 13:49
Al-Araby Al-Jadeed’de yayımlanan bir değerlendirmede yazar Ammar Diyub, ABD baskılarının Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) dağıtılması ve Şam yönetimine entegre edilmesinde başarılı olduğunu savunuyor. Yazara göre bu süreç Kürtlere bazı kazanımlar sağlarken, SDG’nin bazı liderlerine de siyasi makamlar getirdi. Ancak Suriye’nin doğusundaki Kürt ve Arap çoğunluğun bu uzlaşıdan memnun olmadığı ve bu nedenle sahadaki zorlukların sürdüğü belirtiliyor. Söz konusu zorlukların hem Şam yönetimini hem de SDG’yi aynı anda karşısına aldığı ifade ediliyor.
Yazar, ABD’nin Şam yönetimine verdiği desteğin Suriye’nin güneyinde, özellikle Süveyda meselesinin nasıl çözüleceği konusunda “Siyonist meydan okumayla” karşı karşıya olduğunu savunuyor. İsrail’in tutumunun, Amerikan yönetiminin Suriye’nin güneyi ve Süveyda konusunda sunduğu anlaşmaları reddettiği izlenimi verdiğini belirtiyor.
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Şeyh (Hermon) Dağı’na yaptıkları ziyaretler, Şam yönetimine yönelik tehditler ve yeni Suriye ordusunda “terörist grupların” bulunduğuna ilişkin İsrail açıklamaları bu yaklaşımın göstergeleri arasında sıralanıyor. Yazar ayrıca Netanyahu’nun Suriye ordusunun tamamını “terörist” olarak nitelendirdiğini ve İsrail sınırında bulunmasına izin vermeyeceğini söylediğini aktarıyor.
Süveyda dosyası yeniden neden gündemde?
Yazar, İsrail’i “Siyonist devlet” olarak nitelendirerek, Tel Aviv’in Suriye ile ilişkiler konusunda elindeki pazarlık kozlarının çıtasını yükselttiğini ve bunun Şam yönetiminin güney Suriye ile Süveyda konusundaki hareket alanını doğrudan kısıtladığını değerlendiriyor.
Netanyahu’nun Dürzilerin bir devlet kurmasını desteklediğini ya da onların İsrail devletinin bir parçası olduğunu söylemediğine işaret eden yazar, buna karşılık Şeyh Hikmet el-Hecri’nin, “Biz İsrail devletinin bir parçasıyız ve onunla aynı inancı paylaşıyoruz.” dediğini aktarıyor.
Bu söylemin bölgedeki Dürzi dini otoriteleri tarafından reddedildiğini belirten yazar, Süveyda’daki geniş bir halk kesiminin de Şam’la veya diğer Suriyelilerle yaşadığı anlaşmazlıklara rağmen Süveyda’nın Suriye’ye aidiyetine ve Arap kimliğine bağlı kaldığını ifade ediyor. Yazar, bu tutumu “doğru bir tavır” olarak değerlendiriyor.
Süveyda dosyasının SDG’nin entegrasyonu ve Hecri’nin açıklamalarının ardından yeniden hareketlendiğini belirten yazar, bölgesel ülkeler ile ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Süveyda için çözüm bulunması yönündeki baskısına dikkat çekiyor.
Yazıda bu tartışmanın, Suriye’nin bir enerji koridoruna dönüştürülmesi ve Hürmüz Boğazı’na alternatif güzergâhlar oluşturulmasına ilişkin fikirlerle de bağlantılı olduğu ileri sürülüyor.
Barrack’ın Süveyda konusunda “tehdit olarak anlaşılabilecek” açıklamalar yaptığını savunan yazar, buna karşılık İsrail’in Şam yönetiminin güneyde yeniden kontrol sağlamasına yönelik itirazının açık olduğunu ifade ediyor. İsrail’in güvenlik anlaşmasının böyle bir çözümden önce gelmesi gerektiğini düşündüğünü belirten yazar, bu nedenle Süveyda dosyasının mevcut aşamada ertelenmiş göründüğünü değerlendiriyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani’nin gerek Amman ziyareti sırasında, gerek Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmesinde, gerekse Arap Birliği toplantılarında Süveyda hakkında açıklamalar yaptığı hatırlatılıyor.
Yazar, bu açıklamaları “pembe” olarak nitelendirirken sahada bunlara karşılık gelen bir ilerleme bulunmadığını savunuyor. Süveyda’da etkili isimlerden Atıf Hüneydi’nin Şam’a gitmesinin de çözüm sürecine nitelikli bir katkı sağlamadığını değerlendiriyor.
2025 yol haritası neden uygulanamadı?
Yazıda, Temmuz 2025’teki çatışma ve katliamların ve Şam ile yaşanan tam kopuşun ardından hazırlanan önemli belgelerden birinin, 16 Eylül 2025 tarihli “Süveyda krizini çözme yol haritası” olduğu belirtiliyor.
Ancak yazar, söz konusu belgenin Süveyda vilayetinden bir temsilci olmadan kaleme alındığını vurguluyor. Şam yönetiminin yol haritasındaki maddeleri yerine getirmediğini, bazı maddeleri ise kendi yorumuna göre uyguladığını savunuyor. Bunun da Süveyda’yı yol haritasının uygulanmasına ortak etmek yerine Şam’dan daha fazla uzaklaştırdığı ileri sürülüyor.
Şam yönetiminin muhatap aldığı Dürzi tarafın bütün Dürzileri temsil etmediğini belirten yazar, Süveyda meselesinin yalnızca Şeyh Hikmet el-Hecri ve çevresine indirgenemeyeceğini vurguluyor. Böyle bir yaklaşımın bölgedeki karmaşık yapıyı aşırı basitleştireceğini ve gerçek bir çözüm bulunmasını engelleyeceğini düşünüyor.
Yazara göre Suriye’nin güneyinde ve Süveyda’da yaşananlar bölgesel ve Amerikan boyutları bulunan bir mesele. Bu nedenle Suriye ve Ürdün dışişleri bakanları ile ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından hazırlanan yol haritasının yeniden etkinleştirilmesi gerektiğini savunuyor.
Barrack’ın Süveyda’daki boşluğun “çeteler” tarafından doldurulduğuna ilişkin açıklamasını da değerlendiren yazar, bu söylemin çözüm amacına hizmet etmediğini öne sürüyor. Yazıda söz konusu silahlı grupların şu anda İsrail’in koruması altında olduğu ve halk desteği aldığı ileri sürülüyor. Yol haritasına bağlı kalınması ya da Süveyda halkının çıkarlarını tek devlet çatısı altında gerçekleştirecek ulusal bir girişim geliştirilmesi halinde bu tablonun değişebileceği ifade ediliyor.
Katliam dosyası ve Hecri’nin artan ağırlığı
Yazar, Suriye’de istikrarın sağlanmasının ABD, Türkiye, Körfez ülkeleri ve Ürdün’ün ortak hedeflerinden biri olduğunu, ancak bunun İsrail’in tutumuyla çatıştığını savunuyor.
SDG ile yaşanan karşı karşıya geliş sırasında Süveyda’dakine benzer katliamların yaşanmadığını, bu nedenle uzlaşının mümkün olduğunu ileri süren yazar, Süveyda’daki en büyük karmaşıklığın ise katliamlar dosyası olduğunu belirtiyor.
Bu durumun Şeyh Hikmet el-Hecri’nin, Dürzilerin diğer dini liderleri Hüseyin Cerbu ve Hammud el-Hinnavi karşısındaki ağırlığını artırdığı ve daha önce sahip olmadığı ölçüde halk desteği kazanmasını sağladığı değerlendiriliyor.
Yazara göre bu ağırlığın azaltılabilmesi için Süveyda düğümünün dikkatli biçimde çözülmesi gerekiyor. Sürecin Barrack örneğinde görüldüğü şekilde baskı içeren medya açıklamalarından ya da Şeybani’nin Arap Birliği toplantısındaki “pembe” açıklamalarından uzak yürütülmesi gerektiğini savunuyor.
Şam’dan beklenen hazırlık adımları
Yazar, elde bir yol haritası bulunduğunu ancak aynı zamanda İsrail faktörünün ve Şeyh Hikmet el-Hecri’nin Süveyda’yı yönetmeye yönelik güçlü siyasi hedeflerinin de bulunduğunu belirtiyor.
İsrail’in itirazları karşısında yol haritasının yeniden etkinleştirilmesinin farklı ve ciddi yollar gerektirdiğini, Süveyda’nın da bu sürece doğrudan ortak edilmesi gerektiğini savunuyor.
Ancak Hikmet el-Hecri ve çevresinin rolünün görmezden gelinemeyeceğini belirten yazar, Şam yönetiminin öncelikle bazı hazırlık adımları atması gerektiğini ifade ediyor.
Yazıda, Süveyda’daki olaylara ilişkin gerçek yargılamaların başlamadığı, Süveyda’ya yönelik güvenlik operasyonunu yöneten isimlerin görevden alınmadığı, Süveyda-Şam yolunun normal biçimde açılmadığı ve mezhepçi söylem ile nefret söylemini ortadan kaldırmayı amaçlayan kapsamlı bir ulusal söylemin geliştirilmediği öne sürülüyor.
Ayrıca aşiret güçları, genel güvenlik birimleri ve ordunun, yol haritasında öngörüldüğü şekilde Süveyda’nın batı ve kuzeyindeki köylerden uzaklaştırılmadığı belirtiliyor.
Yazar, Hecri’nin gücünün İsrail’in sağladığı destekten beslendiğini, ancak bunun aynı zamanda katliamların bıraktığı etkiden ve Süveyda ile Şam arasındaki psikolojik kopuştan kaynaklandığını savunuyor. Yol haritasının etkinleştirilememesini de bu nedenlerle ilişkilendiriyor.
İsrail faktörü ve yol haritasının 12. maddesi
Yazıda, yol haritasının 12. maddesinin güney Suriye’ye ilişkin düzenlemelerde İsrail’e dolaylı bir rol verdiğine dikkat çekiliyor.
Söz konusu maddede ABD’nin Suriye ile istişare ederek, güney Suriye konusunda hem Suriye’nin hem de İsrail’in güvenlik kaygılarını ele alan güvenlik mutabakatlarına ulaşmak için İsrail’le çalışması öngörülüyor.
Yazar buradan hareketle İsrail’in Süveyda için bulunacak çözümün taraflarından biri haline geldiğini değerlendiriyor. Ayrıca İsrail’in Suriye devlet güçlerini hedef alan saldırıları ve tekrarlanan açıklamaları üzerinden Dürzi azınlığı koruduğunu iddia ettiğini ve Suriye’nin güneyinin tamamında hâkimiyet kurmaya çalıştığını savunuyor.
Suriye’de istikrarın ABD, Türkiye, Körfez ülkeleri ve Ürdün açısından ortak bir hedef olduğunu yineleyen yazar, bunun İsrail’in yaklaşımıyla karşı karşıya geldiğini öne sürüyor.
İsrail’in, kendi kuvvetlerinin 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması hattına dönmesini sağlayacak bir güvenlik anlaşması istemediğini; bunun yerine Şam sınırlarına, hatta daha ötesine uzanabilecek daha geniş bir hâkimiyet kurmaya çalıştığını ileri sürüyor.
Yazar, Ağustos 2026’da İsrail’in İdlib’deki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na düzenlediği saldırıyı bu yaklaşımın göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.
Süveyda için üç ayrı süreç önerisi
Yazıda söz konusu yaklaşımın Şam yönetimi, Suriye halkı ve Süveyda halkı tarafından reddedildiği savunuluyor. Ancak Süveyda’daki geniş bir kesimin, Şam yönetiminin haklarını görmezden geldiğini düşündüğü, yol haritasının uygulanmaması ve kapsamlı bir girişimin bulunmaması nedeniyle bu tutumunu açık biçimde dile getirmekten kaçındığı ileri sürülüyor.
Yazar, Süveyda dosyasında üç sürecin birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyor.
Bunlardan ilki; katliamların soruşturulması, gerçeğin ortaya çıkarılması, zararların giderilmesi ve bölge halkının sürece katılımını içeren cezai süreç.
İkincisi, sahadaki gelişmeler ve çatışmalardan doğrudan etkilenen hizmetler süreci.
Üçüncüsü ise Süveyda ile Şam arasındaki ilişkinin biçimini ilgilendiren siyasi süreç. Yazar bu kapsamda idari yerinden yönetim ile yalnızca Süveyda’yı değil bütün Suriye’yi ilgilendiren, kültürel ve toplumsal özgünlükleri dikkate alan siyasi hakları gündeme getiriyor.
Bu üç sürecin birbirinden ayrılarak ulusal bir girişim çerçevesinde yürütülmesinin çözümün başlangıcı olacağını savunan yazar, bunun bölgesel ve uluslararası aktörleri, özellikle de İsrail’i uygulamanın doğrudan tarafı haline getiren bir yol haritasından daha iyi olacağını değerlendiriyor.
Süveyda’daki karmaşık durumun Şam yönetimine ciddi zarar verebileceğini ileri süren yazar, dosyanın artık İsrail’in elindeki siyasi kartlardan biri haline geldiğini ve Şam yönetimi açısından Sünni çoğunluğu arkasında siyasi olarak seferber edebileceği bir araç olma niteliğini kaybettiğini ifade ediyor.
Ulusal girişim çağrısı
Yazar, Şeybani’nin “pembe” olarak nitelendirdiği açıklamalarının sorunları çözmediğini, Şam yönetiminin bunun yerine ulusal bir girişim başlatması gerektiğini savunuyor.
Bu girişimde ağırlığı bulunan Suriyeli isimlerin görevlendirilmesini ve söz konusu kişilere hem Şam yönetimi hem de Süveyda’daki fiilî güçler üzerinde baskı kurarak adil bir uzlaşıya ulaşabilecek yetkilerin verilmesini öneriyor.
Yazara göre böyle bir girişim, hem Şeyh Hikmet el-Hecri’nin etkisini sınırlayabilir hem de Süveyda içinde onun projesine karşı çıkan kesimleri destekleyebilir. Bunun Şam yönetimine duyulan güvenin yeniden tesis edilmesine de katkı sağlayabileceğini düşünüyor.
Yazar, mevcut temel sorunun böyle bir ulusal girişimin bulunmaması ve Şam yönetiminin Suriyelileri siyasi anlamda sürece katmayı reddetmesi olduğunu savunuyor.
Bu nedenle bazılarının öne sürdüğü gibi Süveyda sorununa yakın bir çözüm bulunmadığını belirtiyor.
Şam yönetiminin politikalarını gözden geçirip, SDG ile yapılan anlaşmada olduğu gibi tepeden inme uzlaşılar yerine halkı sürece dahil edip etmeyeceğini sorgulayan yazar, diğer seçeneğin ise başarısızlığa açık “göstermelik yargılamalar” olacağını ifade ediyor.
Yazı, Suriye’de istikrarın halkın adalet, eşitlik, vatandaşlık ve siyasi katılım hakları gözetilmeden sağlanamayacağı değerlendirmesiyle sona eriyor. Yazar, bunların hem yönetimin hem de halkın ortak çıkarını oluşturduğunu ve yeni Suriye devletinin inşasının başlangıç noktasının da burası olması gerektiğini savunuyor.
Kaynak: AlArabyAlJadeed