Suriye’nin Nükleer Dosyasındaki Rakamlar Ne Anlama Geliyor?

Rafael Grossi’nin Suriye ziyaretiyle 50 ton uranyum ve 600 ton grafit gibi rakamlar yeniden gündeme geldi. Ancak UAEA belgelerine göre bu miktarlar Suriye’de doğrulanmış stokları değil, el-Kibar tesisiyle karşılaştırılan Kuzey Kore’deki Yongbyon reaktörünün teknik özelliklerini ifade ediyor. Suriye’de şu anda doğrulanan miktar ise “birkaç ton”.
Suriye’nin Nükleer Dosyasındaki Rakamlar Ne Anlama Geliyor

23.08.2026 - 16:49  |  Son Güncellenme:  27.08.2026 - 14:38

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’nin Suriye ziyareti, yaklaşık yirmi yıldır belirsizliğini koruyan bir nükleer dosyayı yeniden gündeme taşıdı. Ziyaretle birlikte dolaşıma giren rakamlar da dikkat çekici: 50 ton uranyum, 600 ton grafit, kimi zaman 800 ton. Oysa Grossi’nin bizzat söylediği, şu an doğrulama sürecindeki nükleer maddelerin “birkaç ton” olduğu yönünde.

Paradoks şu ki mevcut belgelere göre bu rakamların en büyükleri, ajansın Suriye’de bulduğu bir stoku değil, bambaşka bir şeyi tanımlıyor.

50 ton uranyum ve 600 ton grafit rakamları, esas itibarıyla Kuzey Kore’nin Yongbyon reaktörünün teknik özelliklerinden geliyor. UAEA bu reaktörü, “el-Kibar” tesisiyle karşılaştırmak için referans model olarak kullandı. Diğer bazı rakamlar ise doğrudan Deyrizor sahasıyla ya da müfettişlerin çeşitli Suriye tesislerinde gözlemlediği maddelerle ilgili.

Peki ajans gerçekte ne buldu? Hangi rakamlar Suriye’ye özgü? Kuzey Kore reaktörünün teknik özellikleri nasıl olup da devrik rejimin nükleer mirası gibi sunulur hâle geldi?

“Birkaç ton”: En güncel rakam 50 ton değil

Grossi, Şam’daki basın toplantısında Suriye hükümetinin ajansa erişim sağladığı ve nükleer madde barındıran bir tesisten söz etti. “Birkaç ton nükleer madde” ifadesini kullanan Grossi, bu maddelerin envantere alınarak uluslararası güvenceler sistemine dâhil edileceğini belirtti.

Kesin bir ağırlık ya da tam bir teknik tanım vermedi; Suriye’de 50 ton uranyum veya 600-800 ton grafit bulunduğunu da söylemedi.

Maddelerin niteliğine ilişkin kamuoyunun bilgisi ise hâlâ sınırlı. Wall Street Journal, ajans ekibinin ziyaret sırasında Şam’ın yakın zamanda açıkladığı bir tesiste metalik uranyumun varlığını doğruladığını yazdı; ayrıca Grossi’nin grafit depolanan ayrı bir sahayı da ziyaret ettiğini aktardı. Axios ise ziyaretten önce bir ABD’li yetkiliye dayanarak “99 No’lu Tesis” olarak adlandırılan yerdeki maddelerin sarı kek ile el-Kibar projesine ait diğer kalıntıları kapsadığını duyurdu.

Bu tabloya göre mevcut haberler farklı maddelerden ve muhtemelen farklı sahalardan söz ediyor. Metalik uranyum, sarı kek ve grafit atıflarının tek bir stokla ilgili olduğunu kesin biçimde söylemek, yayımlanan verilerle mümkün değil. 

El-Kibar reaktörü hakkında kesin olarak ne biliniyor?

UAEA’nın 2011 tarihli raporu, Kuzey Kore reaktörünün Suriye rakamları tartışmasına neden girdiğini anlamak için en önemli resmî kaynak.

Ajans, Deyrizor’daki tahrip edilmiş binanın boyutlarının, şeklinin ve yapısının, iddia edilen tür ve büyüklükte gaz soğutmalı, grafit moderatörlü bir reaktörle karşılaştırılabilir olduğunu belirtti. Isıl gücü yaklaşık 25 megavat olan Yongbyon reaktörünü referans model olarak gösterdi.

Su, soğutma ve elektrik altyapısının bu sınıftan bir reaktörü besleyebilecek kapasitede olduğunu, numune analizlerinin de nükleer faaliyetlere işaret ettiğini saptadı.

Tüm bu verileri bir araya getiren ajans, tahrip edilen binanın “büyük olasılıkla” Suriye’nin güvenceler anlaşması çerçevesinde bildirmesi gereken bir nükleer reaktör olduğu sonucuna vardı.

Ancak ajans aynı zamanda, Deyrizor sahasıyla işlevsel bağlantısı olduğu ileri sürülen üç başka tesisin niteliğini ve operasyonel durumunu değerlendirmek için yeterli bilgiye sahip olmadığını da kabul etti. Bugün yürütülen teftiş, numune alma ve kazı çalışmaları bu boşluğu doldurmaya çalışıyor. 

50 ton uranyum rakamı nereden geliyor?

Bu rakam, ajansın Suriye’de bulduğu bir stoktan değil, Yongbyon reaktörünün teknik özelliklerinden kaynaklanıyor.

Reaktörün tasarımını yeniden oluşturan çalışmalar, her biri 10 çubuk barındıran 801 yakıt kanalına dağıtılmış ve çubuk başına yaklaşık 6,24 kilogram uranyum içeren, toplam yaklaşık 50 ton doğal uranyumdan oluşan bir başlangıç yükü üzerinde uzlaşıyor.

Bu özellikler, nükleer uzman Jungmin Kang’ın 2011’de Science & Global Security dergisinde yayımlanan makalesinde yer alıyor. 2021’de INMM-ESARDA ortak toplantısı bildirileri ile daha güncel bir Nuclear Engineering and Technology makalesi de aynı verileri kullanıyor.

Dolayısıyla 50 ton rakamı, Yongbyon’a ilişkin teknik literatürde görece yerleşik bir yere sahip; ancak devrilmiş rejimin Suriye’de aynı miktarı elinde bulundurduğunu kanıtlamıyor.

Üstelik ajansın Deyrizor’daki tesise dair aldığı ilk bilgiler, iddia edilen reaktörün 2007’deki tahribat sırasında henüz işletmeye alınmadığını ve içine nükleer madde yüklenmediğini söylüyordu.

“El-Kibar, Yongbyon’a benziyor” cümlesinden “Suriye’nin 50 ton uranyumu vardı” sonucuna atlamak mümkün değil. Rakam bize o türden bir reaktörün ne kadar yakıta ihtiyaç duyduğunu söylüyor; Suriye’ye gerçekte ne ulaştığını değil.

50 ton zenginleştirilmiş uranyum muydu?

Hayır.

Söz konusu çalışmalar zenginleştirilmiş değil, doğal uranyumdan söz ediyor. 2021 tarihli çalışma, reaktör yakıtındaki uranyum-235 oranını yaklaşık yüzde 0,71 olarak veriyor. Bu oran doğal uranyumdaki seviyeye karşılık geliyor.

Yongbyon yakıtı da Magnox alaşımıyla kaplanmış metalik doğal uranyum olarak tanımlanıyor.

Dolayısıyla “50 ton uranyum” ifadesinin yanına “doğal” sözcüğü eklenmediğinde, bunun zenginleştirilmiş ya da doğrudan nükleer silah yapımına hazır onlarca ton madde olduğu izlenimi doğabiliyor. Oysa rakamın alındığı çalışmalar böyle bir şey söylemiyor. 

600 ton grafit: Gerçek bir rakam ancak Suriye’ye ait değil

Yongbyon reaktörüne ilişkin teknik çalışmalar grafiti ikiye ayırıyor: yaklaşık 300 ton nötron moderatörü ve yaklaşık 300 ton yansıtıcı; toplamda yaklaşık 600 ton.

Rakamın bilimsel bir dayanağı var, ancak bu rakam Kuzey Kore’deki referans reaktörünün tahmini yapısını tanımlıyor. UAEA’nın el-Kibar’da ya da herhangi bir Suriye sahasında 600 ton grafit bulduğu anlamına gelmiyor.

800 ton rakamına gelince, bu sayı ajansın 2011 raporunda ya da incelenen temel bilimsel çalışmalarda herhangi bir karşılık bulmuyor. Bu nedenle doğrulanmış bir veri olarak sunulamaz. 

843 yakıt kanalı: Bu kez Suriye’ye ait bir rakam

50 ton uranyum ve 600 ton grafit Yongbyon’un özelliklerinden gelirken, başka bir rakam doğrudan ajansın Suriye’deki tesise ilişkin değerlendirmesine dayanıyor.

UAEA, tahrip edilen binaya ilişkin görüntüleri ve bilgileri analiz ettikten sonra Deyrizor’daki varsayılan reaktör çekirdeğinin 843 yakıt kanalı ve 79 erişim noktasına sahip olduğunu, ısıl gücünün ise 25 megavat veya daha fazla olabileceğini tahmin etti.

Bu rakam, yalnızca Kuzey Kore reaktörünün özelliklerinden değil, ajansın el-Kibar sahasına ilişkin kendi değerlendirmesinden geliyor.

Aynı zamanda Yongbyon ile neden karşılaştırma yapıldığını da kısmen açıklıyor. Yongbyon’a ilişkin çalışmalar yaklaşık 801 yakıt kanalından söz ediyor.

Ancak el-Kibar’da 843 yakıt kanalı bulunabileceği tahmini, bu kanalların nükleer yakıtla doldurulduğunu göstermiyor.

Ayrıca kanal sayısını Yongbyon’daki yakıt çubuklarının ağırlığıyla çarparak Suriye’nin sahip olduğu uranyum miktarını hesaplamak da mümkün değil. Böyle bir hesaplama, yakıt tasarımının ve yükleme biçiminin iki reaktörde tamamen aynı olduğunu varsayar; oysa denetimler bunu kanıtlamadı. 

Ajans Suriye’deki grafit hakkında ne söyledi?

UAEA’nın 2011 raporunda, Suriye Atom Enerjisi Komisyonu dâhil çeşitli Suriye kuruluşlarının pompa ekipmanı ile “büyük miktarlarda grafit ve barit” satın almasına ilişkin Şam’dan açıklama istendiği belirtiliyor.

Devrilmiş rejim, bu malzemelerin sivil ve nükleer dışı amaçlarla alındığını savundu. Ancak raporda grafit için herhangi bir ağırlık verilmedi.

Müfettişlerin Haziran 2008’de Deyrizor sahasından aldığı çevre numunelerinde gerçekten grafit parçacıkları bulundu. Numunelerde ayrıca paslanmaz çelik ile insan eliyle işlenmiş doğal uranyum parçacıkları da tespit edildi.

Ancak grafit parçacıkları o kadar küçüktü ki ajans, saflık derecesinin reaktörlerde kullanım için gereken düzeyde olup olmadığını belirleyemedi.

Başka bir ifadeyle ajansın o dönemde doğruladığı şey, grafit izlerinin varlığıydı; 600 ya da 800 tonluk bir stokun keşfi değildi. Numuneler, grafitin nükleer kullanıma uygun saflıkta olup olmadığını belirlemeye dahi yetmedi. 

El-Kibar numunelerindeki uranyum: Parçacıklar, tonlar değil

UAEA müfettişleri 2008’deki ziyaret sırasında Deyrizor sahasında önemli sayıda insan yapımı doğal uranyum parçacığı buldu. Başka bir deyişle bu uranyum işlenmişti ve yalnızca çevrede doğal olarak bulunan uranyumdan ibaret değildi.

Ajans, parçacıkların kaynağını belirleyemediğini açıkladı. Bununla birlikte devrilmiş rejimin ileri sürdüğü gibi, binayı yıkan mühimmattan gelmiş veya hava yoluyla sahaya taşınmış olma ihtimalini düşük gördü.

Burada iki kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor: Çok sayıda parçacık tespit edilmesi, tonlarla ifade edilen büyük miktarda madde bulunduğu anlamına gelmiyor.

Çevresel numune analizleri son derece küçük miktarları tespit edip bunların kimyasal veya izotopik özelliklerini belirleyebilir. Ancak tek başına bu yöntem, tesiste bulunan ya da tesisten geçen toplam stokun miktarını ortaya koymaz. 

2024 ve 2025 numuneleri ne ortaya koydu?

Yeni bulgular, uranyum işleme faaliyetine ilişkin kanıtları güçlendirdi; ancak maddelerin miktarını ortaya koymadı.

Eylül 2025’te yayımlanan resmî raporda ajans, 2024 yılında Deyrizor’la işlevsel bağlantısı olduğu söylenen üç sahadan aldığı çevre numunelerinin analizinde, bu sahalardan birinde önemli sayıda insan yapımı doğal uranyum parçacığı tespit edildiğini açıkladı.

Daha da önemlisi, bu parçacıkların bir kısmının uranyum cevheri konsantresinin uranyum oksite dönüştürülmesi işlemiyle uyumlu olduğu belirlendi. Daha sonra yeni Suriye yönetimi ajansın söz konusu sahaya yeniden girmesine ve ek numuneler almasına izin verdi.

Bu bulgu, uranyum işleme döngüsünün bir aşamasındaki geçmiş faaliyetlere dair daha güçlü kimyasal kanıt sunuyor; ancak işlenen maddelerin ağırlığını ortaya koymuyor.

Fiziksel envanter, ölçüm ve ek belgeler olmadan “önemli sayıda parçacığı” tonlarla ifade edilen bir miktara dönüştürmek mümkün değil. Bugün yürütülen envanter ve doğrulama çalışmalarının önemi de buradan kaynaklanıyor. 

Sarı kek metalik uranyum değildir

Bu ayrım yeni haberleri anlamak açısından önemli.

Sarı kek, uranyum cevherinin işlenmesinin ardından elde edilen konsantre ve yakıt üretim zincirinin erken aşamalarından birindeki maddedir. Metalik uranyum ise ilave kimyasal işleme ve dönüşüm aşamalarından geçirilmiş bir maddedir.

Dolayısıyla iki terim birbirinin yerine kullanılamaz.

Bu fark önem kazanıyor çünkü Axios, “99 No’lu Tesis”te sarı kek bulunduğundan söz ederken Wall Street Journal, müfettişlerin Suriye’nin açıkladığı bir sahada metalik uranyum bulunduğunu doğruladığını yazdı.

Mevcut bilgiler, iki haberin programın önceki dönemine ait farklı işleme aşamalarını mı, iki farklı sahadaki maddeleri mi, yoksa ajansın kesinleştirmesi gereken ilk tanımlamaları mı anlattığını ortaya koymaya yetmiyor. 

Sarı kekin yakıta dönüşmesi için mutlaka zenginleştirilmesi gerekir mi?

Her reaktör türünde değil.

Yaygın yanılgılardan biri, sarı kekin nükleer yakıta dönüştürülmesinin her durumda önce uranyum hekzaflorüre dönüştürülmesini, ardından santrifüjlerle zenginleştirilmesini gerektirdiği düşüncesi.

Bu, birçok reaktör türünün yakıt üretim süreci için geçerli. Ancak ajansın el-Kibar’la karşılaştırdığı reaktör için zorunlu değil.

Yongbyon reaktörü bilimsel çalışmalara göre doğal uranyumu metalik biçimde kullanıyor ve yakıt olarak kullanılmadan önce santrifüjlerle zenginleştirilmesine ihtiyaç duymuyor.

Bu, sarı kekin doğrudan ve kolay biçimde yakıta dönüştürülebileceği anlamına gelmiyor. Kimyasal dönüşüm kapasitesine, uranyumun gerekli metalik biçimde üretilmesine ve yakıt elemanlarının imal edilmesine ihtiyaç duyuluyor.

Ancak bir santrifüj zenginleştirme tesisinin bulunmaması, Yongbyon tipi bir reaktör için yakıt üretme ihtimalini tek başına ortadan kaldırmıyor.

2024 numunelerinde uranyum cevheri konsantresinin uranyum oksite dönüştürülmesiyle uyumlu parçacıkların bulunması da bu açıdan önem taşıyor. Bununla birlikte bulgu, önceki üretim zincirinin hangi aşamaya kadar ilerlediğini henüz kanıtlamıyor. 

Belgelenmiş bir Suriye rakamı: Humus’ta yüzlerce kilogram sarı kek

UAEA belgelerinde Suriye’ye özgü somut bir miktar yer alıyor; ancak bu, bugün doğrulanan stokla doğrudan ilişkili değil.

Devrilmiş rejim, Şam’daki Minyatür Nötron Kaynağı Reaktörü’nde daha önce beyan edilmemiş faaliyetler yürüttüğünü kabul etti. Bu faaliyetler arasında Humus’ta üretilen sarı kek kullanılarak onlarca gram uranil nitrat hazırlanması da vardı.

Ajans belgelerine göre Humus’ta 1997’de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve UAEA desteğiyle kurulan deneysel bir fosforik asit arıtma tesisi bulunuyordu. Sarı kek, bu arıtma sürecinin yan ürünü olarak elde ediliyordu.

2004’teki ziyaret sırasında müfettişler tesiste birkaç yüz kilogram sarı kek gördü.

Bu, resmî olarak belgelenmiş bir miktar. Ancak şu an doğrulanan “birkaç ton”la ya da 99 No’lu Tesis’le ilişkili maddelerle otomatik olarak özdeşleştirilmemeli. Kaynak, yer ve tarih farklı. 

Yongbyon araştırmaları rakamlar Suriye’ye ait değilse neden önemli?

Çünkü bu çalışmalar, neyin bulunması gerektiğini gösteriyor; neyin gerçekten bulunduğunu değil.

Grafit, bu tür reaktörlerde yan unsur değil, çekirdeğin temel parçalarından biri ve nötronları yavaşlatmak için kullanılıyor. Metalik doğal uranyum ise yakıt görevi görüyor.

Bu nedenle Yongbyon’un teknik özellikleri, araştırmacıların ve müfettişlerin devrilmiş rejimin inşa ettiği tesisin niteliğini ve böyle bir tesisin hangi malzeme ve bileşenlere ihtiyaç duyabileceğini anlamasına yardımcı oluyor.

Bilim insanları ayrıca grafit içindeki safsızlıkların izotoplarını analiz ederek grafitin ne kadar nötron akısına maruz kaldığını ve daha önce çalıştırılmış bir reaktörün plütonyum üretim geçmişini tahmin etmeye yönelik yöntemler geliştirdi.

Ancak bu yöntemin uygulanabilmesi için grafitin çalışan bir reaktörde gerçekten ışınlanmış olması gerekiyor.

El-Kibar reaktörü işletmeye alınmadıysa, bulunan grafitin değeri farklı olacak: türünün, saflığının, kaynağının ve projeyle ilişkisinin belirlenmesi; çalışmamış bir reaktörün faaliyet geçmişinin yeniden oluşturulması değil. 

Peki rakamlar ne anlama geliyor?

Dolaşımdaki rakamları doğrulanma düzeylerine göre şöyle ayırmak mümkün:

  • “Birkaç ton”: Grossi’nin Suriye’de bulunan ve şu anda doğrulanan nükleer maddeler için açıkladığı güncel tahmin. Kesin ağırlık henüz duyurulmadı. 
  • 50 ton uranyum: Kuzey Kore’deki Yongbyon reaktörünün tahmini ilk doğal uranyum yakıt yükü. Doğrulanmış bir Suriye stoku değil. 
  • 600 ton grafit: Yongbyon modelinde yaklaşık 300 ton moderatör ve 300 ton yansıtıcı olarak kullanılan tahmini grafit miktarı. UAEA’nın el-Kibar’da bulduğunu açıkladığı bir miktar değil. 
  • 843 yakıt kanalı: UAEA’nın Suriye’deki varsayılan reaktör çekirdeğine ilişkin resmî tahmini. Kanalların yakıtla doldurulduğunu kanıtlamıyor. 
  • Birkaç yüz kilogram sarı kek: UAEA müfettişlerinin 2004’te Humus’taki tesiste gördüğü belgelenmiş miktar. Bugün doğrulanan stoktan ayrı. 

Beklenen rapor, rakamların açıklayamadığı noktaları netleştirecek

Dolaşımdaki rakamların temel sorunu, tamamının uydurulmuş olması değil; bir kısmının özgün bağlamından koparılarak Suriye’nin nükleer dosyasına, sanki bir denetim sonucunda tespit edilmiş miktarlarmış gibi aktarılması.

50 ton uranyum ve 600 ton grafit rakamlarının Yongbyon reaktörüne ilişkin bilimsel çalışmalarda açık bir dayanağı bulunuyor. Ancak bu rakamlar, el-Kibar tesisini anlamak için kullanılan mühendislik modelini tanımlıyor.

Buna karşılık UAEA, Suriye’de uranyum ve grafit parçacıklarının varlığını tespit etti; varsayılan reaktörde 843 yakıt kanalı bulunduğunu tahmin etti ve Humus’ta yüzlerce kilogram sarı kek bulunduğunu geçmişte belgeledi. Ajans bugün ise fiziksel olarak mevcut, envantere alınabilecek, tartılabilecek ve analiz edilebilecek maddelere erişmiş durumda.

Bu nedenle artık temel soru, Yongbyon tipi bir reaktörün yaklaşık 50 ton uranyum ve 600 ton grafite ihtiyaç duyup duymadığı değil. Bunun yanıtı büyük ölçüde biliniyor.

Asıl soru, bu maddelerin ne kadarının gerçekten Suriye’ye ulaştığı, kimyasal özelliklerinin ne olduğu, nerede depolandığı, üretim zincirinin reaktör yakıtı üretme aşamasına ulaşıp ulaşmadığı ve bunların el-Kibar ile diğer sahalarla nasıl bir bağlantısının bulunduğu.

Yeni envanter ve analiz çalışmalarından çıkacak sonuçlar, ilk kez devrilmiş rejimin inşa etmeye çalıştığı reaktör modelini tanımlayan rakamlarla Suriye’de gerçekten bırakılan nükleer mirasın boyutunu birbirinden ayıracak.

 

Kaynak: Syria TV