Savaşlarda Kültürel Miras Nasıl Silaha Dönüşüyor? 

Ukrayna’dan Gazze’ye, Sudan’dan Suriye’ye kültürel miras artık yalnızca savaşların kurbanı değil. Tarihi eserler kimlikleri silmek, çatışmaları finanse etmek, propaganda yapmak ve siyasi baskı oluşturmak için kullanılan bir araca dönüşüyor.
savaslarda-kulturel-miras-nasil-silaha-donusuyor.jpg

31.08.2026 - 12:09  |  Son Güncellenme:  31.08.2026 - 12:23

Geçmişte tapınaklar, müzeler ve antik kentler, insanlığın ortak mirası olarak görülüyor ve uluslararası teamüller gereği askeri çatışmaların dışında tutulması gereken alanlar kabul ediliyordu. Ancak bu anlayış 21. yüzyılda köklü biçimde değişti. Bugün tarihi eserler artık yalnızca savaşların tesadüfi kurbanları değil; çatışan tarafların askeri operasyonları finanse etmek, ulusal kimlikleri silmek, propaganda mesajları vermek, hatta siyasi müzakerelerde koz olarak kullanmak için başvurduğu etkili araçlara dönüştü. Kültürel miras, kelimenin tam anlamıyla bir “silah” haline geldi.

Son dönemde yapılan akademik çalışmalar, kültürel mirasın silahlaştırılması olgusunun artık marjinal bir durum olmaktan çıktığını, 21. yüzyıl savaşlarının olağan unsurlarından biri haline geldiğini gösteriyor. Ukrayna’dan Gazze’ye, Sudan’dan Suriye’ye kadar farklı çatışmalarda benzer bir tablo ortaya çıkıyor: Binlerce yıllık eserler ya yok ediliyor ya yağmalanıyor ya da acımasız çatışmalarda baskı aracı olarak kullanılıyor.

Bu yazı, kültürel mirasın günümüz savaşlarında nasıl bir silaha dönüştüğünü, bu olgunun farklı boyutlarını ve uluslararası hukuk ile uluslararası toplum açısından ortaya çıkardığı sorunları ele alıyor.

Kültürel miras stratejik hedefe dönüştü

Kimliği ve kolektif hafızayı silme

Kültürel alanların doğrudan hedef alınması, mirasın silahlaştırılmasının belki de en tehlikeli biçimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Örneğin Ukrayna’da, Rusya’nın kapsamlı işgalinin başlamasından bu yana Rus güçlerinin 1400’den fazla kültürel miras alanına zarar verdiği belirtiliyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, Haziran 2025’e kadar bunların 501’inde hasarı doğruladı. Zarar gören yapılar arasında müzeler, kiliseler, kütüphaneler ve tarihi eserler bulunuyor.

Kiev’deki Aziz Sofya Katedrali

Haziran 2025’te, geçmişi 11. yüzyıla uzanan ve Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Kiev’deki Aziz Sofya Katedrali de Rus bombardımanı sonucu zarar gördü. Ukrayna Dışişleri Bakanlığına göre bu saldırılar rastgele gerçekleşmedi; ülkenin ulusal kimliğini yok etmeyi amaçlayan ve kültürel soykırım olarak nitelendirilen daha geniş bir stratejinin parçasını oluşturdu.

Gazze’de ise tablo çok daha yıkıcı. Şubat 2026’ya kadar UNESCO, Ekim 2023’ten bu yana 157 kültürel alanın zarar gördüğünü doğruladı. Bunların 115’i tarihi ve sanatsal öneme sahip yapı, 14’ü dini mekan, biri müze, 8’i ise arkeolojik alanlardan oluşuyor.

Diğer tahminlere göre Gazze’deki kültürel varlıkların yüzde 76’sı zarar gördü ve ortaya çıkan maddi kayıp 183 milyon doları aştı. Bu sistematik yıkım, yalnızca “savaşın yan etkisi” olarak değerlendirilmiyor; bir halkın varlığını ve kültürünü haritadan silmeye yönelik bir savaş taktiği olarak görülüyor.

Sembolik ve medya amaçlı saldırılar

Suriye ve Irak’ta DEAŞ, tarihi eserlerin yok edilmesini güçlü bir propaganda aracına dönüştürdü. Örgüt, Suriye’nin Palmira kentinde Baal Şamin ve Bel tapınaklarını havaya uçurdu, Zafer Takı ile Roma tiyatrosunu tahrip etti ve Palmira Müzesi önündeki El-Lat Aslanı heykelini yok etti.

Musul’da ise örgüt, camiler, kubbeler ve kiliseler dahil olmak üzere 100’den fazla dini ve tarihi alanı tahrip etti. Bu eylemler yalnızca birer yıkım faaliyeti değildi. Örgüt, görüntüleri kendi medya kanallarından yayımlayarak korku salmayı, gücünü göstermeyi ve kültürel mirası küresel çapta psikolojik ve medya savaşının bir aracına dönüştürmeyi amaçladı.

Son yıllarda birçok ülkede ulusal müzeler de doğrudan hedef alındı. Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Haziran 2023’ten itibaren Hartum’daki Ulusal Müze’yi kontrol altına aldı ve Paleolitik Çağ’dan Nubya krallıklarına kadar Nil Vadisi’nin tarihini anlatan koleksiyonları yağmaladı.

Darfur’daki Nyala Müzesi ise tahrip edilerek askeri üsse dönüştürüldü. Yemen’de de Ulusal Müze İsrail hava saldırılarına maruz kaldı; saldırılar sonucu müzenin camları kırıldı, çatısı ve duvarlarının bazı bölümleri çöktü. Veriler, 2015’te çatışmaların başlamasından bu yana Yemen’de 86 arkeolojik alan ve müzenin yok edildiğini gösteriyor.

Kültürel miras savaşların finansman kaynağı haline geliyor

Sistematik yağma ve yasa dışı ticaret

Kültürel miras yalnızca tahrip edilerek değil, tarihi eserlerin yağmalanıp karaborsada satılması ve elde edilen gelirin askeri operasyonların finansmanında kullanılması yoluyla da savaş aracına dönüştürülüyor.

Sudan’da Ulusal Eski Eserler Kurumu bünyesindeki Müzeler Müdürlüğü, HDK’yi tarihi eserleri Sudan’ın batısındaki sınırlara, özellikle Güney Sudan yönüne kaçırmakla suçladı. Kasım 2024’te sınır kapılarından kaçırılmak üzere götürülen heykeller, çömlekler ve eski silahlar ele geçirildi.

Öte yandan Sudan’daki müzelerden alınan bazı eserlerin eBay gibi internet platformlarında sahte biçimde Mısır tarihi eserleri olarak satışa sunulduğu görüldü. Bu süreç bir kısır döngü oluşturuyor: Yağma yasa dışı ticareti besliyor, yasa dışı ticaretten elde edilen gelir de çatışmaların sürdürülmesine kaynak sağlıyor.

Suriye’de ise yapılan araştırmalar, metal dedektörleri ve sözde define haritaları”kullanarak tarihi eser arayan ve buldukları parçaları uluslararası piyasalarda satan sınır ötesi ağları ortaya çıkardı. Tahminlere göre Suriye’den yaklaşık 1 milyon tarihi eser çalındı. Yaklaşık 710 arkeolojik alan da kısmi tahribattan tamamen yok olmaya kadar değişen ölçülerde zarar gördü.

Suriye rejiminin çökmesinin ardından oluşan kurumsal boşluk nedeniyle yağma faaliyetlerinin daha da arttığı belirtiliyor.

Tarihi eserler üzerinden terörün finansmanı

UNESCO uzun süredir kültürel mirasın yok edilmesinin yalnızca kültürel bir suç olmadığını, aynı zamanda bir güvenlik sorunu oluşturduğunu vurguluyor. Örgüte göre terör yapılanmaları kültürel mirasın yok edilmesini savaş silahı, propaganda ve istikrarsızlaştırma aracı olarak kullanırken, tarihi eserlerden operasyonlarını finanse etmek amacıyla da yararlanıyor.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü NATO tarafından yapılan araştırmalar da kültürel mirasın artık yalnızca silahlı çatışma hukuku çerçevesinde ele alınan hukuki bir mesele olarak görülmediğini ortaya koyuyor. Kültürel miras, stratejik güvenlik ortamındaki hibrit tehditlerin hedeflerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Kültürel miras hukuki ve siyasi bir silah olarak kullanılıyor

Arkeolojik alanların askeri üs olarak kullanılması

Kültürel mirasın silahlaştırılmasının bir diğer boyutunu, tarihi ve arkeolojik alanların askeri amaçlarla kullanılması oluşturuyor.

Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Preah Vihear Tapınağı

Kamboçya ile Tayland arasındaki sınır çatışmasında Tayland, Kamboçya güçlerini arkeolojik alanları askeri mevzi ve silah deposu olarak kullanmakla suçladı. Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Preah Vihear Tapınağı, 2008-2011 döneminde ve Temmuz 2025’te topçu ateşi ile uluslararası hukukta yasaklanan misket bombalarının hedefi oldu.

UNESCO, yaşanan çatışmaların tüm insanlığa ait kültürel hazineleri tehlikeye attığı uyarısında bulundu.

Siyasi ve hukuki çatışmalarda mirasın kullanılması

Kültürel miras aynı zamanda hukuk savaşı olarak nitelendirilen lawfare kapsamında da araçsallaştırılıyor. Devletler, tarihi ve arkeolojik alanları toprak taleplerini ya da medeniyet ve kimlik iddialarını güçlendirmek amacıyla kullanıyor.

Pennsylvania Üniversitesi öğretim üyesi araştırmacı Lynn Meskell, bu durumu geçmişin silahlaştırılması olarak tanımlıyor. Meskell’e göre çatışmanın bütün tarafları tarihi eserleri hukuki, siyasi ve toprak kazanımları elde etmek amacıyla kullanabiliyor. Böylece arkeolojik alanlar yalnızca geçmişin tanıkları olmaktan çıkıyor; egemenlik, kimlik ve hafıza üzerinden yürütülen günümüz mücadelelerinin araçlarına dönüşüyor.

Meskell ayrıca kültürel mirasın hem barışı güçlendirmede hem de yıkıma yol açmada nihai kuvvet çarpanı haline geldiğini belirtiyor. Devletler kültürel mirası kendi tarih anlatılarını güçlendirmek amacıyla kullanırken, diğer taraflar aynı mirası bu anlatıları zayıflatmak için kullanabiliyor.

Her iki durumda da kültürel miras, kendi özündeki kültürel değeriyle ilgisi olmayan çatışmaların rehinesi haline geliyor.

Uluslararası hukuk kültürel mirası nasıl koruyor?

Uluslararası sözleşmeler

Uluslararası toplum, savaş dönemlerinde kültürel mirasın korunması amacıyla çeşitli hukuki düzenlemeler oluşturdu. Bunların başında, 1954 tarihli Silahlı Çatışma Halinde Kültürel Varlıkların Korunmasına Dair Lahey Sözleşmesi geliyor.

Sözleşmeye göre taraf devletlerin her biri, kültürel varlıklarının düşmanca eylemlerin etkilerinden korunmasını güvence altına almakla yükümlü.

Sözleşme daha sonra iki ek protokolle güçlendirildi. İkinci protokol, düzenlemelerin kapsamını uluslararası nitelik taşımayan çatışmaları da içine alacak şekilde genişletirken güçlendirilmiş koruma sistemini de hayata geçirdi.

Cenevre Sözleşmelerine Ek I No’lu Protokol’ün 53. maddesi de halkların kültürel veya manevi mirasını oluşturan tarihi anıtlara, sanat eserlerine veya ibadet yerlerine yönelik herhangi bir düşmanca eylemi yasaklıyor.

Ancak caydırıcı mekanizmaların yetersiz kalması nedeniyle bu sözleşmelerin sahada uygulanması hala sınırlı düzeyde.

Uluslararası mahkemeler ve hesap verebilirlik

Son yıllarda kültürel mirasa karşı işlenen suçların hukuki olarak cezalandırılması konusunda bazı önemli adımlar atıldı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde görülen Savcı El Mehdi’ye Karşı davasında sanık, 2012 yılında Mali’nin Timbuktu kentindeki dokuz türbe ile bir camiye yönelik saldırıları yönetmekten suçlu bulundu.

Bu dava önemli bir hukuki emsal oluşturdu. Mahkeme, dini yapılara ve tarihi eserlere yönelik kasıtlı saldırıların Roma Statüsü kapsamında savaş suçu teşkil ettiğini kabul etti.

Ancak asıl sorun, bu ilkelerin çatışmanın taraflarının nüfuz sahibi devletler olduğu büyük savaşlarda uygulanabilmesi.

Yakın tarihli bir araştırmada UNESCO’nun Gazze’deki kültürel mirasın yok edilmesine yaklaşımındaki başarısızlığının, kültürel mirasa karşı işlenen suçlarda cezasızlığın normalleşmesine yol açabilecek tehlikeli bir emsal oluşturduğu belirtildi.

Araştırmada ayrıca örgütün İsrail’i başlıca fail olarak açıkça tanımlamaması ve anlaşmalar ile uluslararası hukukun ihlal edilmesi konusunda İsrail’i açık biçimde sorumlu tutmaktan kaçınması eleştirildi.

Savaş çağında kültürel miras nasıl korunabilir?

Kültürel miras artık bir güvenlik meselesi

Son yıllarda yaşanan önemli değişimlerden biri, kültürel mirasın korunmasının yalnızca kültürel ya da hukuki bir mesele değil, aynı zamanda bir güvenlik konusu olarak yeniden tanımlanması oldu.

Farklı dönemlerde ve farklı amaçlarla kurulan UNESCO ile NATO, bugün kültürel mirasın yeni bir savaş alanına dönüştüğü gerçeğiyle karşı karşıya.

NATO, Ukrayna’daki deneyimlerden çıkarılan dersleri gelecekteki çatışmalarda kültürel mirasın korunmasına yönelik somut tedbirlere dönüştürmek amacıyla çeşitli girişimler başlattı. Ukrayna’da kültürel miras, Rus işgalinin bir parçası olarak sistematik biçimde hedef alındı.

Çatışma başlamadan hazırlık yapılmalı

Araştırmalar, kültürel mirasın korunmasına yönelik planlama yapılmaması, ilgili tarafların sürece dahil edilmemesi ve en kötü senaryoya hazırlık yapılmamasının ülkelerin tarihsel miraslarını kaybetmesine yol açan başlıca etkenler arasında olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle silahlı kuvvetlerin kültürel mirası koruma kapasitesinin artırılması, askerlere kültürel varlıkların korunmasının hukuki ve insani boyutlarına ilişkin eğitim verilmesi artık önemli bir ihtiyaç haline geldi.

Kültürel mirasın korunması artık kültürel bir lüks değil; barışın korunması ve sürdürülebilir güvenlik stratejilerinin bir parçası olarak görülüyor.

Kültürel mirası korumak yalnızca kültürel bir mesele değil

Kültürel mirasın günümüz savaşlarında bir silaha dönüştürülmesi, 21. yüzyılda insanlığın karşı karşıya kaldığı en acı verici sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.

Halkların kimliğini ve kolektif hafızasını oluşturan tapınaklar, müzeler ve antik kentler bugün acımasız çatışmaların rehinesi haline geldi. Kimlikleri ortadan kaldırmak amacıyla doğrudan tahrip edilmesi, savaşları finanse etmek için sistematik biçimde yağmalanması, tarihi alanların askeri amaçlarla kullanılması ya da mirasın siyasi ve hukuki mücadelelerin aracına dönüştürülmesi fark etmiyor. Sonuçta insanlığın ortak tarihinin bir parçası geri dönülemez biçimde kaybediliyor.

Uluslararası hukuki düzenlemeler bulunmasına rağmen en büyük sorun bunların uygulanması. Özellikle çatışmanın tarafları büyük ve nüfuz sahibi devletler olduğunda mevcut mekanizmaların etkisi daha da sınırlı kalıyor.

Kültürel mirasa karşı suç işleyenlerin cezasız kalması yalnızca belirli tarihi alanları tehdit etmiyor. Aynı zamanda uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerinden birini de tehlikeye atıyor: Savaş zamanlarında bile aşılmaması gereken sınırlar vardır.

UNESCO’nun eski Genel Direktörü Irina Bokova

UNESCO’nun eski Genel Direktörü Irina Bokova’nın da ifade ettiği gibi, “Kültürel mirasın korunması yalnızca kültürel bir mesele değil, aynı zamanda bir güvenlik gerekliliğidir.”

Kültürel mirasın bir silaha dönüştüğü dünyada onu korumak yalnızca sözleşmeler ve yasalarla mümkün değil. Bunun için gerçek bir siyasi irade, caydırıcı mekanizmalar ve tarihi eserlerin yalnızca belirli bir millete değil bütün insanlığa ait ortak bir miras olduğuna dair ortak bir bilinç gerekiyor.

Çünkü kültürel mirasın yok edilmesi, yalnızca bir halka ya da ülkeye karşı değil, bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suç anlamına geliyor.

Kaynakça : megazine.ultrasawt