Refah Sınır Kapısı: İsrail’in Gazze Halkına Yönelik Baskı Aracı
22.01.2026 - 16:13 | Son Güncellenme: 29.01.2026 - 13:24
İşgal yönetimi, Mayıs 2024’te sınır kapısının Filistin tarafını ele geçirmesinden bu yana farklı gerekçe ve bahaneler öne sürüyor.
Bu gerekçeler başlangıçta Selahaddin (Philadelphia) Koridoru olarak bilinen hattın kontrol altına alınmasıyla sınırlıyken, son dönemde Hamas’ın elinde bulunduğu belirtilen, İsrailli asker Ran Gvili’nin cenazesinin teslim edilmemesi öne çıkarılıyor.
İsrail merkezli Yedioth Ahronoth gazetesine göre, pazar günü toplanan İsrail Güvenlik Kabinesi, Hamas söz konusu cenazeyi teslim edene kadar Refah Sınır Kapısı’nın kapalı kalması yönünde karar aldı.
Gözden Kaçmasın
Refah Kapısı, Mayıs 2024’teki işgalden bu yana, Doha Anlaşması kapsamında Ocak-Mart 2025 döneminde kısa süreli bir istisna dışında tam kapasiteyle faaliyete geçmedi. Bu dönemde de geçişler yalnızca Gazze’den çıkışlarla sınırlı kaldı.
Kapının İsrail kontrolünde işletildiği süreçte yolcu sayıları, yaralı ve hastaların isimlerine önceden verilen güvenlik onaylarıyla belirlendi. Bu da kapının son derece sınırlı bir kapasiteyle çalışmasına yol açtı.
Buna karşılık Refah Sınır Kapısı dönüş yönünde hiç açılmazken, on binlerce Filistinli Mısır’da mahsur kaldı.
Bu kişilerin büyük bölümü, İsrail saldırılarından kaçarak güvenli bir sığınak bulma umuduyla Gazze’den ayrılmıştı.
Mevcut durumda Filistinlilerin seyahati, yalnızca Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan çıkış yapılarak İsrail’deki Ramon Havalimanı üzerinden ya da Ürdün yönüne geçişle sınırlı.
Bu güzergah üzerinden de hastalar, tedavi amacıyla çeşitli Arap ve Avrupa ülkelerine tahliye ediliyor.

Öte yandan, geçtiğimiz hafta İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Gazze Şeridi’nin tamamen işgal edilmesi çağrısında bulunarak, Mısır’ın onayıyla ya da onayı olmaksızın Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze halkının dünya geneline zorla göç ettirilmesini savundu.
Refah Sınır Kapısı konusu, “zafer ve egemenlik” kavramlarıyla ilişkilendirildi
İsrail meseleleri konusunda uzman olan araştırmacı Süleyman Beşarat, Refah Sınır Kapısı meselesinin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun karmaşık iç siyasi hesapları ve İsrail’in Gazze üzerindeki “zafer ve egemenlik” kavramlarına dayalı vizyonundan ayrı ele alınamayacağını belirtti.
Beşarat, Al-Araby Al-Jadeed’e yaptığı değerlendirmede, Netanyahu’nun Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını iki temel başlığa bağladığını söyledi.
Bunlardan ilkinin, başta aşırı sağcı bakanlar olmak üzere koalisyon ortaklarına verdiği ve “zafer” olarak tanımladığı hedefi gerçekleştirme vaadiyle ilişkili iç siyasi boyut olduğuna dikkat çekti.
Beşarat’a göre bu hedeflerden vazgeçilmesi, Refah’ın açılmasının kabul edilmesi de dahil olmak üzere, hükümet içinde siyasi bir geri adım olarak yorumlanabilir ve koalisyonun dağılmasına, ortakların çekilmesine hatta hükümetin düşmesine yol açabilir.
Ayrıca, Netanyahu’nun seçimlere gitmeden önce hükümetinin ömrünü mümkün olduğunca uzatmaya çalıştığını söyleyen Beşarat, iktidarda kalma şansını en üst düzeye çıkaracak zamanlama, yöntem ve stratejiyle sandığa gitmeyi hedeflediğini kaydetti.
Bu yaklaşımın, Netanyahu’nun ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçmeyi reddetmesini de açıkladığını belirten Beşarat, ilk aşamanın bütünüyle bir “siyasi yatırım” sürecine dönüştürüldüğünü dile getirdi.

Beyaz Saray ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ikinci aşamanın ilan edilmesine, idari ve icra komitelerinin oluşturulmasına rağmen, Netanyahu’nun, bazı ayrıntılar ve katılım mekanizmalarından haberdar olmadığını söyleyerek sürece mesafe koyduğunu vurguladı.
Beşarat’a göre bu söylem, sürecin başarısızlık olarak tanımlanması halinde Netanyahu’ya yüklenecek iç siyasi sorumluluktan kaçınma çabasının bir parçası.
Netanyahu’nun geri adım ya da pişmanlık görüntüsü vererek siyasi geleceğini zedeleyecek herhangi bir tutumdan özellikle kaçındığını belirtti.
Bir diğer önemli boyutun “egemenlik kavramı” olduğunun altını çizen Beşarat, açıklamasını şu ifadelerle sürdürdü:
“İsrail, geçiş noktaları da dahil olmak üzere Gazze üzerindeki tam kontrolünden vazgeçmeyi reddediyor. Bu nedenle şartları ve talepleri sürekli yükselterek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının bedelini son derece ağırlaştırıyor ve Mısır’dan Arap ülkelere, arabuluculardan ABD’ye kadar tüm taraflara karşı siyasi şantaj politikası izliyor.”
Beşarat, Refah Sınır Kapısı meselesinin, İsrail’in zaman zaman sunduğu gibi teknik ya da geçici bir idari düzenleme olarak görülmemesi gerektiğini dile getirdi.
Ona göre kapının açılıp kapanması, Filistinlilerin dış dünyaya açılan tek kapıdan geçişine izin verilmesi meselesinin çok ötesinde, derin ve çok katmanlı bir İsrail siyasi yatırımının parçası.
Öte yandan Hamas ise esirler ve cenazeler konusunu tamamen kapatmak istediğini, Gvili’ye ait cenazeyi elinde tutma niyetinin bulunmadığını defalarca dile getirirken, cenazeyi teslim etme konusunda asıl engelin Gazze’deki büyük yıkım olduğunu savunuyor.
Yazar ve siyasi analist Wisam Afife de İsrail’in Refah’a yaklaşımının, onu basit bir sınır kapısı olarak görmenin ötesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Afife’ye göre Refah, Filistin tarafında işgal güçlerinin doğrudan kontrolündeki diğer geçişlere bağlı olmayan tek “Gazze kapısı” olması nedeniyle, İsrail tarafından bir şantaj ve kontrol aracına dönüştürülmüş durumda.
Al-Araby Al-Jadeed’e konuşan Afife, işgal ordusunun Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafını ele geçirmesinden bu yana Refah’ın, Tel Aviv’deki güvenlik ve siyasi kurumların elinde bir pazarlık kozuna dönüştüğünü vurguladı.
Buna göre sınır kapısı, İsrail’in belirlediği hususlara göre kısmen açılıyor, Gazze ve Mısır üzerindeki baskıyı artırmak istendiğinde ise tamamen kapatılıyor.
Afife, sınır kapısının kapalı tutulmasının birbiriyle bağlantılı üç hedefe hizmet ettiğini dile getirdi.
İlk hedef, Tel Aviv’in “yeni güvenlik yönelimleri” olarak adlandırdığı çerçevede Philadelphia/Selahaddin Koridoru üzerindeki İsrail kontrolünü pekiştirmek ve direniş yapısının yeniden oluşma ihtimalini ortadan kaldırmak.
İkinci hedef ise Mısır’ı sürekli siyasi baskı altında tutmak ve sınır kapısının yönetiminde egemen bir etki kazanmasının önüne geçmek.
Kahire’nin kabul etmediği, tek taraflı ve tek yönlü açılımlar ya da doğrudan İsrail denetiminde işletme gibi düzenlemeler, krizin Mısır tarafına taşınması ve Kahire’nin siyasi ve güvenlik açıdan zorlanması anlamına geliyor.
Bu nedenle Tel Aviv, Refah’ı Mısır lehine sayılabilecek şartlarla açmak yerine bir pazarlık kozu olarak askıda tutmayı tercih ediyor. Özellikle Mısır’ın zorla ya da örtülü bir tehcir olarak yorumlanabilecek tüm formülleri reddetmesi bu yaklaşımı güçlendiriyor.
Üçüncü hedef ise yardım, çıkış ve geri dönüş konuları üzerinde İsrail’e kontrol kazandırmak.
Afife’ye göre Refah’ın kapalı tutulması ya da sınırlı kapasitede işletilmesi, hasta ve yaralıların geçişi ile insani yardımları, İsrail’in hesaplarına göre açılıp kapanan bir siyasi baskı aracına dönüştürüyor.
Bu durum doğrudan kitlesel bir tehciri kolaylaştırmasa da, herhangi bir kısmi açılmada bazı kesimleri alternatif çıkış yolları aramaya itebilecek boğucu bir baskı ortamı yaratıyor.
Bu yaklaşımın, İsrail sağ hükümeti içindeki “göç” yanlısı eğilimlerle örtüştüğünü belirten Afife, söz konusu çevrelerin göçü açık bir karar olarak değil, çıkmazın doğal sonucu olarak savunduğunu ifade etti.
Afife ayrıca sınır kapısının Hamas’a karşı bir baskı aracı olarak kullanılmasına da değindi.
Refah’ın, yardımların ve diğer sınır kapılarının kontrolünü de içeren daha geniş bir baskı paketinin parçası olduğunu kaydetti.
Bu çerçevede, kapının yeniden açılmasının esirler ve cenazeler meselesinde “son cenazenin teslim edilmesine” bağlandığını, Tel Aviv’in Gazze içindeki askeri koridor ve hatların yeniden devreye sokulmasını da kalıcı güvence talepleri kapsamında müzakere konusu haline getirdiğini ifade etti.
Afife’ye göre Refah Sınır Kapısı meselesi için üç olası senaryo bulunuyor.
Bunlardan ilki, sıkı denetim ve uluslararası bir mekanizma eşliğinde yalnızca hasta ve insani vakaların çıkışına izin veren sınırlı ve aşamalı bir açılma.
İkincisi, uluslararası baskıyı hafifletmek amacıyla dar ve kontrollü açılımlarla birlikte Filistin tarafındaki İsrail denetiminin sürmesi.
Üçüncü ve en riskli senaryo ise sınır kapısının “çıkış” yönünde, tehcir mantığına yaklaşan bir biçimde açılmasının dayatılması.
Afife’ye göre bu seçenek Mısır’la sert bir siyasi gerilime ve geniş çaplı uluslararası sorunlara yol açabilir, ancak şimdilik bu konu aşırı sağ söylemin sınırları içinde kalıyor.
Kaynak : Al-Araby Al-Jadeed