Mescid-i Aksa’nın Yakılmasının 57. Yılında: Hahamların Tutumu Nasıl Değişti?

Doğu Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın 21 Ağustos 1969’da yakılmasının üzerinden 57 yıl geçti. Geçmişte Yahudilerin alana girişini yasaklayan hahami yaklaşım, 1990’lardan itibaren bazı dini Siyonist çevrelerde değişmeye başladı. Bu dönüşüm, Aksa’ya yönelik baskın çağrılarının nasıl güç kazandığını ortaya koyuyor.
Mescid-i Aksa’nın Yakılmasının 57. Yılında Hahamların Tutumu Nasıl Değişti

22.08.2026 - 14:15  |  Son Güncellenme:  27.08.2026 - 15:00

Mescid-i Aksa’nın yakılmasının 57. yılı, Filistin ve Arap-İslam dünyasının gündeminde yalnızca geçmişte yaşanmış bir olayın hatırlanmasından ibaret değil. Bu tarih, mescide yönelik tehlikenin devam ettiğini bir kez daha gündeme getiriyor. Sahada köklü değişimler yaşanırken yerleşimci gruplar, Tevrat’a dayandırdıkları hedeflerini gerçekleştirmek için kapsamlı planlar yapıyor ve bu gruplar, dinî Siyonist partilerin geniş nüfuza sahip olduğu İsrail hükümeti tarafından destekleniyor.

Mescid-i Aksa’nın yakılmasının üzerinden 57 yıl geçmesi, yerleşimci grupların İsrail hükümetinin desteğiyle mescitte gerçekleştirmeyi planladığı değişimlerin, özellikle son yıllarda ve soykırım savaşı sürecinde hangi aşamaya ulaştığının anlaşılmasını da gerekli kılıyor. Zamansal ve mekânsal bölünme projesinin geldiği nokta ile bunun Filistinlilerin, Arapların ve Müslümanların mescitteki varlığının geleceğine etkisi de bu bağlamda öne çıkıyor.

Arka planda ise dinî Siyonizm içerisindeki hahamların geçirdiği fikrî ve ideolojik dönüşümler bulunuyor. Bu dönüşümler, söz konusu hahamların Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlenmesi çağrısını politikalarının merkezine yerleştirmesine yol açtı. Bu akımların yönetim mekanizmalarında etkili hâle gelmesi ile Aksa’ya yönelik faaliyetlerin kolaylaştırılması arasındaki ilişki de dikkat çekiyor. Bu süreç, yıllar boyunca mescidi yerleşimci kontrolüne açmak amacıyla Filistinli murabıt ve murabıtalara yönelik baskılarla eş zamanlı ilerledi.

Geleneksel hahamların tutumu neydi?

Yahudi dinî hukuku çerçevesinde çeşitli dinî kaynaklara dayandırılan hahamî iddialar, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alanla “kutsal” bağlar kuruyor. Bunun nedeni, söz konusu alanın “Heykel” olarak adlandırılan yapının geçmişte bulunduğu yer olduğuna inanılması. Farklı ekollere mensup hahamlar, Yahudi geleneğinde, özellikle Kabala ya da Yahudi tasavvufuyla bağlantılı akımlarda, “kurtarıcı Mesih”in gelişi ile “Üçüncü Heykel”in inşasını birbirine bağlayan “kurtuluşçu” tasavvurlar ortaya koyuyor.

Yüzyıllar boyunca Yahudi toplulukları, “Heykel Dağı” olarak adlandırdıkları, yani Mescid-i Aksa’nın üzerinde bulunduğu alanla “ruhani ve ahlaki bir özlem” biçiminde ilişki kurdu. Bu süreçte hahamların öğrencilerini ve takipçilerini söz konusu alanı ziyaret etmeye ya da “Heykel”in yeniden inşasını talep etmeye yönelttiği geniş çaplı bir hareket ortaya çıkmadı.

Yahudi dini tarihinde Musa bin Meymun (Maimonides) gibi büyük hahamlar ve filozoflar, “Heykel”in yeniden inşasını “Kurtarıcı”nın gelişiyle ilişkilendiren ve bunu bekleme, ıslah ve arınma bağlamına oturtan tasavvurlar geliştirdi. Bu yaklaşım, Siyonist hareketin doğuşundan önce ve sonra birçok Yahudi topluluğunda hâkim olan “edilgen bekleme” tutumunun meşruiyet kazanmasına katkı sağladı.

Yahudi topluluklarını ve Yahudiler arasında “millî sorun”un yükselişini inceleyen araştırmalar, Theodor Herzl önderliğindeki resmî Siyonist hareketin 1897’de ortaya çıkmasından önceki on yıllarda Yahudi seçkinleri arasında beliren fikrî, siyasi ve kültürel öncülleri ele alıyor. Bu araştırmalar, Yahudilere ait bir devlet kurma arzusu ile Avrupa’daki milliyetçilik, sömürgecilik, devletlerin kuruluşu ve kimlik alanlarındaki fikrî dönüşümler arasındaki bağlantılara dikkat çekiyor.

Bununla birlikte geleneksel hahamî tutum, bu dönem boyunca Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmeyi, Yahudilerin ifadesiyle “Heykel Dağı’na çıkmayı” reddeden çizgisini korudu. Hahamlar, bu yasağı ihlal edenleri “ilahi cezalar” konusunda uyaran fetvalar yayımladı. Yasağın gerekçeleri arasında, “Heykel’in yıkılmasından sonra sınırlarının kaybolması ve Kutsallar Kutsalı’nın (Kodesh HaKodashim) yerinin bilinmemesi” gösterildi. Bu belirsizliğin, yeterli bilgi ve arınma olmadan alana girilmesine ilişkin dinî sakıncalar doğurduğu savunuldu.

Bu yorumlara göre Yahudi dinî hükümleri, tüm Yahudilerin “ritüel açıdan temiz olmama” hâlinde bulunduğunu kabul ediyor. Bunun gerekçesi, kişilerin “ölülere doğrudan temas etmiş ya da ölülere temas eden kişilerle temas kurmuş” sayılması. Yahudi tarihî rivayetlerinde, “Heykel döneminde” arınmanın kırmızı ineğin külü ile suyun karıştırılmasıyla elde edilen “arınma suyu” aracılığıyla gerçekleştirildiği aktarılıyor. Bu şart, alana girişi yasaklayan fetvaların gerekçelerinden biri olmayı sürdürdü.

Bu tutum, Siyonist harekete karşı çıkan bazı Haredi hahamların görüşleriyle de örtüşüyor. Bu hahamlar, Yahudi kurtuluşunun insan eliyle değil, ilahi iradeyle gerçekleşeceğini savundu.

Bu çevreler, Neşideler Neşidesi’nde yer alan, “Ey Yeruşalim kızları, sizi yemin ettiriyorum... zamanı gelmeden sevgiyi uyandırmayın ve harekete geçirmeyin.” şeklindeki ifadelere dayandı. Bu ayet, Yahudi toplulukları arasında “edilgen bekleme”yi savunanların temel referanslarından biri hâline geldi.

Buna karşılık başka hareketler, laik Siyonizmin “kurtuluşun başlangıcı” olabileceğine inandı. Bu çevreler, Kabala’daki “aşağıdan bir kıpırdanış”, yani insan girişiminin “yukarıdan bir kıpırdanışa”, başka bir ifadeyle ilahi âlemdeki harekete yol açacağı ve bunun da “kurtuluşu hızlandıracağı” yönündeki öğretilere başvurdu.

Kurucu hahamların tutumu

Mescid-i Aksa’ya girilmesine yönelik uyarıcı ve yasaklayıcı tutum, dinî Siyonist akımın kurucu isimleri arasında dahi uzun süre geçerliliğini korudu. Bu isimler arasında, 1921’de Kudüs’te “Torat Kohanim” medresesini kuran Haham Avraham Yitzhak Kook da yer aldı.

Kook’tan aktarılan ifadeler, onun Yahudilerin mescidi ziyaret etmesini yasakladığını ortaya koyuyor:

“Ölüye temasın getirdiği kirlilik hâlindeyiz. Tam kurtuluş gelip arınacağımız zamana kadar kutsal mekâna ayak basmıyoruz. Bunun yerine Ağlama Duvarı’nın önünde huşu ve korku içinde, ruhun yüceliği ve büyük bir güvenle duruyoruz. Orada kalbimizi, Yahudi kalbini döküyoruz.”

Kook’un ve dinî Siyonizm akımları içerisindeki fikrî ve dinî mirasçısı olan oğlu Tzvi Yehuda’nın tutumu, Mescid-i Aksa üzerindeki “İsrail kontrolünü” reddetmeye değil, “Mesyanik/kurtuluşçu” düşünceye dayanıyordu. Bu anlayışa göre “Heykel”in inşası, laiklerin İsrail’i kurarak başlattığına inanılan ilk kurtuluş aşamasının ardından, Tevrat hükümlerini uygulayan bir devletin kurulmasıyla bağlantılıydı ve bu aşamalar “nihai kurtuluşa” uzanan sürecin parçaları olarak görülüyordu.

Kudüs’ün işgaliyle dinî Siyonist düşünceler güç kazandı

Hahamlar, Mescid-i Aksa’nın Haziran 1967’de İsrail ordusu tarafından işgal edilmesine ve İsraillilerin çeşitli Arap ordularına karşı “zafer” olarak gördükleri savaşın ardından yükselen milliyetçi coşkuya rağmen Yahudilerin mescidi ziyaret etmesine karşı çıkmayı sürdürdü. Bu atmosfer, farklı dinî Siyonist akımların yeniden güç kazanmasına ve kurtuluşa ilişkin düşüncelerini yaymasına zemin hazırladı.

Savaş döneminde hahamların zihninde Aksa üzerindeki kontrolün ne ölçüde yer tuttuğuna ilişkin en dikkat çekici anlatılardan biri, dönemin İsrail ordusu Merkez Bölge Komutanı Uzi Narkiss’e atfediliyor. Narkiss’in aktardığına göre dönemin Baş Askerî Hahamı Shlomo Goren, Mescid-i Aksa’daki Kubbetü’s-Sahra’nın havaya uçurulmasını talep etti.

1990’lardan itibaren hahamî tutumda dönüşüm

Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlenmesine, bu grupların ifadesiyle “Heykel Dağı’na çıkmaya” ilişkin tutumda, İsrail’deki bazı Yahudi toplulukları ve özellikle dinî Siyonist akımlar arasında 1990’lardan itibaren belirgin değişimler yaşandı.

Bu dönüşüm, Batı Şeria’daki yerleşimlerin hahamlar konseyi tarafından 1996’da yayımlanan fetvada somutlaştı. Fetvada Yahudiler mescidi ziyaret etmeye çağrıldı ve her haham, öğrencileri ile takipçilerini yanına alarak bölgeye gitmeye teşvik edildi. Dinî Siyonizm ve “Heykel Dağı meselesi” üzerine yapılan akademik bir çalışma da 1996’yı hahamî tutumların değişiminde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor.

Ancak fetva, Merkaz HaRav medresesinin önde gelen iki hahamı Shlomo Aviner ve Tzvi Tau’nun muhalefetiyle karşılaştı. İki isim, “mevcut Yahudi kuşağının henüz Heykel’i yeniden inşa etmeye hazır olmadığı” gerekçesiyle geleneksel hahamî giriş yasağını savunmayı sürdürdü.

Mescid-i Aksa’ya girişi reddeden tutumdaki ilk çatlaklar ise İsrail’deki dindar akımlar üzerinde etkili olan haham çevrelerinde 1970’lerden itibaren ortaya çıkmaya başlamıştı. Baş Askerî Haham ve daha sonra Aşkenaz Yahudilerinin baş hahamı olan Shlomo Goren, mescitte bir sinagog kurulmasını ve “Yahudi olmayanların” mescide girişinin yasaklanmasını talep eden tek isim değildi.

Önde gelen hahamlardan Mordechai Eliyahu’nun da bölgenin tamamının kontrol altına alınmasına ve “Heykel”in kurulmasına imkân verecek şartlar oluşana kadar Mescid-i Aksa’da bir sinagog inşa edilmesini desteklediği aktarılıyor. Eliyahu’nun ayrıca İsrail hükümetini, Müslümanların ve Yahudi olmayan diğer toplulukların Aksa’ya girişini yasaklamaya yönlendirmeyi desteklediği belirtiliyor.

Bu akımlara mensup hahamlar, arınmayla ilgili Yahudi dinî hukuku, yani “Halaha” hükümlerine dayanan ve Mescid-i Aksa’ya girişi yasaklayan fetvaları yeniden yorumlamaya çalıştı.

Bu yaklaşım, dinî Siyonizm çevreleriyle ilişkilendirilen haham ve araştırmacı Daniel Segroun’un bir makalesinde de görülüyor. Segroun, Haham Ovadia Yosef’in Yahudilerin Aksa’ya girişini yasaklayan fetvasını, Yahudi hukukunda ve Tevrat yorumlarındaki tartışmalarda “çifte şüphe” olarak bilinen ilkeye dayanarak yeniden ele aldı ve belirli kişilerin ziyaretine izin verebilecek farklı ölçütler üzerinden yorumladı.

 

Kaynak: Alaraby