Mekke Ortak Savunma Anlaşmasında İran-İsrail Ayrışması

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması, İran’da temkinli karşılanırken İsrail basınında kayıp olarak değerlendirildi.
Mekke Ortak Savunma Anlaşmasında İran-İsrail Ayrışması

02.09.2026 - 10:34  |  Son Güncellenme:  02.09.2026 - 10:46

7 Ağustos 2026’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik dengelerine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Anlaşma, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılmasını ve savunma işbirliğinin geliştirilmesini öngörüyor. 

İran, anlaşmadan endişe duyulmasını gerektiren bir durum olmadığını ve bölge ülkelerinin dış müdahalelerden bağımsız güvenlik düzenlemelerinin olumlu sonuçlar doğurabileceğini belirtirken, İsrail basını ve düşünce kuruluşlarında farklı bir tablo ortaya çıktı. Bazı İsrail yayınları anlaşmayı İsrail açısından kayıp ve bölgesel güç dengelerini etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendirdi. Kaynak haberde bu farklılık, anlaşmanın ortak savunma hükümlerinin ötesinde Orta Doğu ülkelerinin güvenlik ve ittifak anlayışında yaşanan dönüşümün göstergesi olarak ele alınıyor. 

Bu çerçevede anlaşmanın neden bu dönemde imzalandığı, NATO üyesi Türkiye açısından ne ifade ettiği, üç ülkenin ortaklığa hangi imkanları kattığı ve Tahran ile Tel Aviv’in gelişmeyi nasıl değerlendirdiği öne çıkan başlıkları oluşturuyor.

Anlaşmanın önemini artıran savaş

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ortaya çıkışı, ABD ile İran arasındaki savaşın başlamasından önceye dayanıyor. Pakistan Savunma Üretimi Bakanı Muhammed Rıza Hayat Harraj, Ocak 2026’da Reuters’a yaptığı açıklamada üç ülke arasındaki anlaşma taslağının yaklaşık 10 aydır müzakere edildiğini söylemişti. Bu durum, üçlü savunma çerçevesine yönelik çalışmaların son askeri gerilimden önce başladığını gösteriyor. 

Bununla birlikte savaş, müzakerelerin yürütüldüğü bölgesel ortamı önemli ölçüde değiştirdi. İran ile ABD veya İsrail arasında yaşanabilecek geniş çaplı bir çatışmanın Körfez’e yayılabileceği, enerji tesislerini, deniz ulaşım hatlarını ve bölge ekonomilerini etkileyebileceği yönündeki endişeler arttı.

Financial Times’ın değerlendirmesine göre anlaşma, Orta Doğu ülkelerinin daha bağımsız bölgesel güvenlik düzenlemeleri oluşturma arayışının bir parçasını oluşturuyor. Gazeteye konuşan bir kaynak, bölgede yeni bir güvenlik mimarisine ihtiyaç duyulduğunu savundu. Londra merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) Kıdemli Araştırmacısı Burcu Özçelik ise anlaşmanın ABD’nin bölgesel yük paylaşımının artırılmasına yönelik yaklaşımıyla ve Ankara’nın uzun süredir savunduğu “bölgesel sorunlara bölgesel çözümler” politikasıyla örtüştüğünü belirtti. 

Wall Street Journal da İran’la savaşın yeni savunma düzenlemelerine yönelik arayışı hızlandırdığını ancak bunun tek neden olmadığını değerlendirdi. Gazeteye göre bölge ülkeleri, ABD ile askeri ilişkilerini sürdürürken kendi caydırıcılık araçlarını ve güvenlik koordinasyonlarını da geliştirme ihtiyacı duyuyor.

Gazete ayrıca İran’ın Körfez’de gerçekleştirdiği misilleme saldırılarının ekonomik ve askeri hedeflerin yanı sıra ABD üsleri ve diplomatik temsilciliklerini de kapsadığına, Türkiye’ye de İran füzelerinin yöneldiğine dikkati çekti. Aynı dönemde Türkiye ile İsrail arasında Suriye kaynaklı gerilimler yaşanırken, İsrail’in 2025’te Katar’daki Hamas yöneticilerine yönelik saldırısı da Körfez ülkelerinde güvenlik endişelerini artırdı.

Suudi Arabistan ise Yemen’de İran destekli Husilerden kaynaklanan tehditle karşı karşıya kaldı. Husilerin Riyad’ın desteklediği Husi karşıtı güçlere yönelik saldırıları ve Kızıldeniz’den geçen Suudi petrol tankerlerini hedef alması güvenlik kaygılarını artıran diğer unsurlar arasında yer aldı.

Wall Street Journal’ın görüşlerine yer verdiği eski Türk diplomat ve EDAM Direktörü Sinan Ülgen, üç ülkenin bölgesel istikrarsızlık konusunda hem İsrail hem de İran kaynaklı tehditlere ilişkin benzer değerlendirmelere sahip olduğuna dikkati çekti.

Türkiye için stratejik dengeleme

Analistlere göre NATO üyesi Türkiye’nin anlaşmaya katılması, Ankara’nın ortaklıklarını çeşitlendirme ve bölgesel etkisini artırma politikasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Chatham House Uluslararası Güvenlik Programı Araştırmacısı Tim Chattell, Türkiye’nin yaklaşımını “stratejik riskten korunma” politikası olarak tanımlıyor. Chattell’e göre Ankara açısından anlaşmanın sağlayabileceği kazanımlar arasında bölgesel siyasi etkinliğin artırılması, savunma sanayisi ihracatının genişletilmesi ve Suudi Arabistan ile Pakistan’la askeri üretim ortaklıklarının geliştirilmesi bulunuyor. 

Türkiye ise anlaşmayı NATO’nun veya mevcut ittifaklarının alternatifi olarak görmediğini vurguluyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, anlaşmanın İran veya başka herhangi bir ülkeye karşı olmadığını belirtirken, mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmaların yerini almadığını ifade etti. 

Üç ülkenin tamamlayıcı kapasitesi

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkenin farklı güç unsurlarını aynı çatı altında bir araya getiren bir yapı olarak da değerlendiriliyor. Bu çerçevede Suudi Arabistan’ın ekonomik kapasitesi, Türkiye’nin askeri gücü ve gelişen savunma sanayisi ile Pakistan’ın askeri imkanları öne çıkıyor.

Associated Press, anlaşmanın petrol zengini Suudi Arabistan, nükleer silaha sahip Pakistan ve NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye’yi bir araya getirdiğini belirtti. Türkiye’nin hızla gelişen savunma sanayisi de anlaşmanın kapasitesine katkı sunan unsurlar arasında gösterildi. 

Financial Times ise Ankara’nın Körfez ülkelerine savunma ihracatını artırma hedefini öne çıkararak, üçlü yapının Suudi Arabistan’ın ekonomik kaynaklarıyla Türkiye ve Pakistan’ın askeri tecrübesi ve savunma üretim kapasitesini bir araya getirebileceğini değerlendirdi.

Türkiye ile Pakistan insansız hava araçları alanında işbirliği yürütürken, Suudi Arabistan da Türk savunma şirketi Baykar ile insansız hava araçlarının tedariki ve eğitimine yönelik anlaşmalar yaptı.

Pakistan ise anlaşmaya nükleer kapasitesi nedeniyle farklı bir boyut kazandırıyor. Üç ülke arasında nükleer silaha sahip tek ülke olan Pakistan’ın bu niteliğinin anlaşmanın caydırıcılık etkisini artırabileceği değerlendiriliyor. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda ortak nükleer caydırıcılık veya nükleer şemsiyeye ilişkin açıklanmış bir hüküm bulunmuyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), Pakistan’ı dünyada nükleer silaha sahip dokuz ülkeden biri olarak gösteriyor. Harvard Kennedy School bünyesindeki Belfer Center da anlaşmanın Türkiye ve Suudi Arabistan’a otomatik olarak Pakistan’ın nükleer şemsiyesini sağladığını gösteren bir kanıt bulunmadığına dikkati çekiyor. 

İran’dan temkinli yaklaşım

İran’da anlaşmaya yönelik değerlendirmeler temkinli yaklaşımla eleştirel açıklamalar arasında değişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın İran açısından endişe edilecek bir durum oluşturmadığını belirtti.

Bekayi, İran’ın Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ile derin dini, tarihi ve medeniyetsel bağlarının bulunduğunu belirterek anlaşmanın Tahran’a karşı yöneltildiği yönünde endişe duymadıklarını ifade etti.

Anlaşmayı bölge ülkelerinin güvenlik konusunda bölge dışı aktörlere bağımlılığını sorguladığının göstergesi olarak değerlendiren Bekayi, bölgenin jeopolitik gerçeklerini dikkate alan güvenlik düzenlemelerinin istikrara katkı sağlayabileceğini savundu. 

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar da anlaşmanın tamamen savunma amaçlı olduğunu ve herhangi bir ülkeyi hedef almadığını belirtirken, anlaşmanın ilkelerini benimseyen diğer bölge ülkelerinin katılımına açık olduğunu bildirdi. 

Buna karşılık İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai anlaşmayı eleştirerek bunun Suudi Arabistan’a güvenlik sağlamayacağını savundu.

İranlı siyasi analist ve eski Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Abdurrıza Davari ise anlaşmanın İran açısından oluşturabileceği riskleri küçümseyerek ülkesinin ABD ve İsrail karşısında askeri kapasitesini gösterdiğini ileri sürdü. Bu değerlendirmeler, ilgili isimlerin görüşlerini yansıtıyor.

İsrail basınında kayıp ve denge tartışması

ArabicPost’un 13 Ağustos’taki son güncellemesine göre İsrail hükümeti o tarihe kadar Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında kapsamlı bir resmi tutum açıklamamıştı. Buna karşılık anlaşma İsrail basını ve düşünce kuruluşlarında geniş şekilde ele alındı. 

İsrail’deki değerlendirmelerde anlaşmanın ülkenin bölgesel güvenlik düzenindeki konumu ve Suudi Arabistan ile normalleşme sürecine olası etkileri öne çıktı.

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) Körfez Araştırmaları Programı Başkanı Yoel Guzansky, Jerusalem Post’a yaptığı açıklamada anlaşmanın İsrail açısından olumlu bir gelişme olmadığını ancak Suudi Arabistan ile normalleşme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmadığını söyledi. Guzansky, Riyad’ın ABD’nin güvenlik güvencelerine yönelik güvenin azalması nedeniyle seçeneklerini çeşitlendirdiğini değerlendirdi. 

Guzansky ayrıca Türkiye ve Pakistan’ın İsrail’e yönelik sert tutumlarının Riyad’ın gelecekteki yaklaşımını etkileyebileceğini ileri sürdü. Bununla birlikte anlaşmanın resmi olarak İsrail’e karşı oluşturulmadığını belirtti.

Haaretz, üç ülke arasındaki anlaşmanın yeni bir askeri tehdit oluşturmak zorunda olmadığını ancak bölgedeki dengeleri yeniden şekillendirebileceğini değerlendirdi.

Yediot Ahronot ise anlaşmayı İsrail ve ABD açısından “önemli bir kayıp” olarak nitelendirdi. Gazetenin analizinde anlaşmanın, Körfez ülkelerinin Washington’a yönelik hayal kırıklığını ve İran konusunda ABD politikalarına ilişkin eleştirileri ortaya koyduğu savunuldu. 

Mısır için katılım ihtimali

Anlaşmanın imzalanmasının ardından olası yeni katılımcılar arasında Mısır’ın adı öne çıktı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ağustos’ta Mısır’ın bazı teknik konuların tamamlanmasının ardından anlaşmaya katılabilecek ülkeler arasında bulunduğunu söyledi. Fidan ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üç ülkeyle sınırlı kalmayan, daha geniş bir bölgesel yapıya ulaşılması yönünde bir vizyona sahip olduğunu belirtti. 

ArabicPost’a konuşan Mısırlı bir yetkili ise Kahire’nin Orta Doğu’daki çatışmaları daha da karmaşık hale getirebilecek süreçlere dahil olmamaya ve gerektiğinde arabuluculuk rolünü sürdürebilecek bir mesafeyi korumaya önem verdiğini savundu. Yetkili buna rağmen Mısır’ın üçlü yapıya gelecekte katılma ihtimalini tamamen dışlamadı. 

Anlaşma kapsamında kurulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin ilk toplantısı 31 Ağustos’ta İstanbul’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda anlaşmanın kurumsallaştırılması, savunma sanayisi işbirliği, ortak teknoloji geliştirilmesi ve ortak üretim alanlarında ilerleme kararı alındı. 

 

Kaynak: ArabicPost