İsrail’in Tampon Bölge Oluşturma Stratejisi: Sarı Hat

İsrail’in Gazze’de uyguladığı “Sarı Hat” stratejisi, Güney Lübnan ve Güney Suriye’ye uzanan yeni bir tampon bölge modeline dönüşüyor. Tel Aviv yönetiminin “ileri savunma bölgeleri” adıyla kurduğu bu hat, fiili sınırlar, kalıcı askeri varlık ve bölgesel güç dengeleri açısından yeni bir tartışma başlatıyor.
İsrail’in Tampon Bölge Oluşturma Stratejisi Sarı Hat

24.05.2026 - 11:59  |  Son Güncellenme:  24.05.2026 - 12:48

İsrail’in Gazze’de uygulamaya başladığı “Sarı Hat” stratejisinin Güney Lübnan ve Güney Suriye’ye taşındığı belirtilirken, söz konusu planın yalnızca güvenlik gerekçeleriyle değil, bölgesel alanı yeniden şekillendirmeyi hedefleyen uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğu ifade ediliyor.

Sarı Hat
Sarı Hat

“Sarı Hat” olarak adlandırılan strateji, Ekim 2025’te Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imzalanması arifesinde gündeme geldi. İlk olarak Gazze’de oluşturulan bu modelin daha sonra Güney Lübnan’da uygulanmaya başladığı, ardından Güney Suriye’de de benzer fiili durumlar oluşturulmaya çalışıldığı belirtiliyor. Tel Aviv yönetimi ise Gazze, Suriye ve Lübnan’daki çatışma cephelerinde “ileri savunma bölgeleri” kurduğunu belirterek yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmaya devam ettiğini savunuyor.

Bu stratejinin, İsrail’in çevresindeki yaşam alanını yeniden şekillendirmeyi, bölgeyi demografik açıdan boşaltmayı, askeri olarak zayıflatmayı ve uzun vadeli bir güvenlik anlayışına bağlamayı hedeflediği değerlendiriliyor. “Sarı Hat”ın yalnızca taktiksel bir güvenlik tedbiri olmadığı, güvenlik kaygıları ile genişlemeci ideolojinin iç içe geçtiği daha kapsamlı bir stratejik doktrinin parçasını oluşturduğu belirtiliyor.

Tampon bölgelerin tarihsel ve ideolojik bağlamı

“Tampon bölge” kavramı ilk kez 1949 yılında Gazze Şeridi’nde İsrail ile Mısır güçleri arasında imzalanan ateşkes anlaşmasının ardından ortaya çıktı. Söz konusu anlaşmada, ateşkes sınırlarının tarafların silahlı kuvvetlerinin aşmaması gereken çizgileri belirlemeyi amaçladığı ifade edilirken, Al-Auja bölgesi ve çevresinin silahtan arındırılması öngörüldü.

Bir yıl sonra İsrail ile Mısır arasında imzalanan gizli anlaşmayla Gazze Şeridi’nin 200 kilometrekareden fazla bölümünün “güvenlik gerekçesiyle tampon bölge” ilan edildiği aktarılıyor. Bu adımın, Filistinliler ile İsrail güçleri arasındaki teması engelleme gerekçesiyle atıldığı belirtiliyor. 1949 ateşkes anlaşmasına göre Gazze Şeridi’nin gerçek yüzölçümünün 365 değil 555 kilometrekare olduğu vurgulanırken, ilerleyen süreçte “ayırıcı hattın” ileri taşındığı ve Gazze topraklarından yeni alanların kontrol altına alındığı ifade ediliyor.

Al-Auja Anlaşması kapsamında tampon bölge olarak tanımlanan alanın daha sonra ilhak edilerek “devlet toprağına” dönüştürüldüğü kaydediliyor. Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırılarında hedef aldığı İsrail askeri üs ve noktalarının da bu bölge içinde yer aldığı belirtiliyor. Anlaşmalar uyarınca söz konusu alanın askerden arındırılmış ve silahsız tampon bölge olarak kalması gerektiği vurgulanıyor.

1967 savaşının ardından tampon bölge anlayışının daha sistematik biçimde uygulanmaya başladığı ifade ediliyor. Arap ülkelerinden gelebilecek kara saldırılarını önlemeyi hedefleyen Tel Aviv yönetiminin, yerleşim faaliyetlerini stratejik derinlik anlayışının parçası haline getirdiği belirtiliyor.

Eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un 1977’de Batı Şeria’daki dağ zirveleri ve yüksek bölgelerde yerleşim kurulmasını savunan yaklaşımının da bu stratejinin uzantısı olduğu değerlendiriliyor. Yerleşimci sömürgecilik politikasının, Arap nüfusun topraklarından uzaklaştırılması ve yerleşim alanlarının genişletilmesiyle bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Sürekli genişleme anlayışı ile “Yahudi devleti” kimliği arasında doğrudan ilişki bulunduğu savunulurken, devlet projesinin halen tamamlanmamış olduğu ileri sürülüyor. Buna göre İsrail’in nihai sınırlarını tanımlamadığı ve vatandaşlık çerçevesini kesin biçimde belirlemediği belirtiliyor.

1967 savaşının ardından patlak veren 1973 Ekim Savaşı sonrasında, Suriye ile İsrail arasında 1974 yılında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması da silahsız tampon bölge oluşturulmasını öngördü. Anlaşma kapsamında iki taraf arasında Birleşmiş Milletler güçlerinin konuşlandığı bir bölge oluşturuldu. Haritada Suriye tarafı kırmızı çizgiyle, İsrail tarafı ise mavi çizgiyle gösterilirken, tampon bölgenin bu iki hattın arasında yer aldığı ifade ediliyor.

Mısır cephesinde ise 1979 Camp David Anlaşmaları kapsamında Sina Yarımadası A, B ve C bölgelerine ayrıldı. Mısır ordusuna her bölgede farklı düzeylerde askeri hareket alanı tanınırken, C bölgesinde yalnızca çok uluslu barış gücünün bulunmasına izin verildiği belirtiliyor. Böylece Sina içinde fiili bir tampon bölge oluşturulduğu kaydediliyor.

Lübnan sahasında ise 1978’de başlayan işgal süreciyle birlikte İsrail kaynaklarında “Litani Operasyonu” olarak adlandırılan dönemde “güvenlik kuşağı” adı verilen tampon bölgenin kurulduğu ifade ediliyor. Akdeniz kıyısından Suriye sınırına kadar uzanan ve 5 ila 10 kilometre derinliğe sahip bu bölgenin tam askeri ve güvenlik kontrolü altında tutulduğu belirtiliyor.

Bu süreçte Saad Haddad liderliğinde “Güney Lübnan Ordusu” adı verilen yapının desteklendiği aktarılıyor. Haddad’ın 1979’da “Özgür Lübnan Devleti” ilan ettiği, ölümünün ardından yerine Antoine Lahad’ın geçtiği ve Lahad’ın 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmenin ardından İsrail’e gittiği ifade ediliyor.

Tarihsel veriler, tampon bölgelerin kuruluşundan bu yana tehditleri coğrafi olarak uzaklaştırmak ve ileride ilhak edilmesi mümkün alanlarda genişleme zemini oluşturmak amacıyla kullanılan temel araçlardan biri olduğunu gösteriyor. 1977’de Gazze’de başlatılan yerleşim faaliyetlerinin de ilk aşamada Mısır ordusuna karşı tampon bölge işlevi gördüğü belirtiliyor. Gazze’nin daha sonra “Vadedilmiş Topraklar” anlayışının parçası olarak görüldüğü ancak Filistin direnişinin baskısı sonucu 2005’te bölgedeki yerleşimlerden çekilindiği kaydediliyor.

Gazze Şeridi’nde tampon bölge: Çerçeve ve uygulama

ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze savaşını sona erdirmeyi amaçlayan planı, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe girdi. Anlaşmanın ilk aşaması kapsamında İsrail ordusu “Sarı Hat” olarak adlandırılan çizgiye çekildi.

Ancak bu hattın ateşkes anlaşmasıyla ortaya çıkmadığı belirtiliyor. 7 Ekim 2023 saldırılarından çıkarılan sonuçlar doğrultusunda Gazze’de “güvenlik bölgesi” oluşturulduğu açıklanırken, bu bölgenin tamamen açık alanlardan oluştuğu ifade ediliyor. Yapıların, tarım alanlarının ve direniş altyapısının sistematik biçimde ortadan kaldırıldığı aktarılırken, Filistinlilerin bölgeye girişine izin verilmediği ve giriş yapanlara ateş açıldığı belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler Uydu Merkezi’nin (UNOSAT) Nisan 2024’te yayımladığı raporda da tampon bölge içindeki yapıların büyük bölümünün yıkıldığı ifade edildi. Raporda, savaşın ilk dönemlerinde tampon bölgenin derinliğinin yaklaşık 300 metreden 1 kilometreye çıkarıldığı bilgisi yer aldı.

Gazze çevresindeki tampon bölgede yıllardır sivillere karşı gerçek mermi kullanıldığı, tarım alanlarının tahrip edildiği ve bitki örtüsünü yok etmek amacıyla kimyasal maddeler kullanıldığı belirtiliyor. İsrail gazetesi Haaretz’in 2018’de yayımladığı haberde de tampon bölgedeki bitki örtüsünü ortadan kaldırmak amacıyla çeşitli kimyasallar kullanıldığı aktarılmıştı.

Eski İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen’in 18 Ekim 2023’te yaptığı “Bu savaşın sonunda yalnızca Hamas Gazze’den çıkmayacak, Gazze’nin yüzölçümü de küçülecek” açıklaması dikkat çeken mesajlar arasında yer aldı.

İsrail Tarım Bakanı Avi Dichter’in ise Filistinlilerin girişinin yasaklanacağı bir tampon bölge oluşturma planından söz ettiği belirtiliyor. Bunun, binlerce Gazzelinin topraklarına ve evlerine dönememesi anlamına geldiği ifade ediliyor.

22 Nisan 2026’da açıklamalarda bulunan İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Gazze, Lübnan ve Suriye’de “savunulabilir daha geniş sınırlara” ihtiyaç duyduklarını belirterek 1967 sınırlarının güvenlik açısından yeterli olmadığını savundu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise 7 Aralık 2025’te Gazze’deki “Sarı Hat” bölgesine yaptığı ziyarette, “Sarı Hat İsrail’in yeni sınır hattıdır” ifadelerini kullandı. Zamir ayrıca bu hattın yerleşimler için ileri savunma hattı ve saldırılar için başlangıç noktası olduğunu söyledi.

20 Aralık 2025 itibarıyla Gazze’deki “Sarı Hat” içinde Hamas’a ait altyapının büyük bölümünün yok edildiği belirtiliyor. Özellikle tünellerin hedef alındığı aktarılırken, bu bölgenin Gazze Şeridi’nin yüzde 53’ünü kapsadığı, son dönemde ise bu oranın yüzde 59’a ulaştığı ifade ediliyor.

27 Nisan 2026’da konuşan Eyal Zamir, Gazze, Lübnan ve Suriye’de “ileri savunma bölgeleri” oluşturduklarını belirterek bu bölgelerde kalınması gerektiğini söyledi.

Güney Lübnan’da tampon bölge modelinin kopyalanması

Gazze’de uygulanan modelin Güney Lübnan’a taşınmaya başladığı belirtiliyor. 18 Nisan 2026’da yapılan açıklamada Güney Lübnan’da da “Sarı Hat” oluşturulduğu duyuruldu.

İsrail ordusunun açıklamasına göre bu bölge, kontrol altındaki 55 Lübnan köyünü kapsayan bir güvenlik kuşağı niteliği taşıyor. Bölge sakinlerinin geri dönüşüne izin verilmezken, Hizbullah’a ait olduğu belirtilen altyapının hedef alınmaya devam ettiği ifade ediliyor.

Güney Lübnan’daki güvenlik yapılanmasının üç hattan oluştuğu belirtiliyor. İlk hat olan “Kırmızı Hat” sınır köylerini kapsarken, bu bölgelerdeki yapıların büyük bölümünün yıkıldığı ve bazı noktalarda kalıcı askeri konuşlanma oluşturulduğu aktarılıyor. İkinci hat Gazze’deki modelden esinlenen “Sarı Hat” olarak tanımlanırken, üçüncü hattın ise Litani hattı olduğu belirtiliyor. Litani Nehri’nin kuzeyinden gelebilecek Hizbullah kaynaklı tehditlerin engellenmesinin amaçlandığı ifade ediliyor.

“Sarı Hat”ın Lübnan toprakları içinde yaklaşık 10 kilometre derinliğe kadar uzandığı belirtilirken, kuzeydeki yerleşim birimlerinin karşısında Lübnan topraklarının derinliklerinde yaklaşık 20 yeni askeri nokta oluşturulduğu kaydediliyor. Bu adımın “savunma konsepti” çerçevesinde değerlendirildiği aktarılıyor.

İsrail askeri araçları, Golan Tepeleri yakınındaki ateşkes hattında ilerliyor
İsrail askeri aracı, Golan Tepeleri yakınındaki ateşkes hattında ilerliyor

17 Nisan 2026’da açıklamalarda bulunan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lübnan sınırından Hermon Dağı’na, Golan Tepeleri üzerinden Yermuk’a kadar uzanan bir “güvenlik kuşağı” oluşturduklarını söyledi. Netanyahu’nun “Bizi ateş çemberiyle kuşatmak istediler, biz de güvenlik çemberi oluşturduk” ifadelerini kullandığı belirtildi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın ise aynı gün yaptığı açıklamada kontrol altına alınan tüm bölgelerde kalacaklarını söylediği kaydedildi. Katz’ın, sınırdan itibaren 10 kilometre derinlikte güvenlik bölgesi oluşturduklarını, bölgedeki altyapının “temizlendiğini” ve sınır köylerindeki evlerin yıkıldığını ifade ettiği aktarıldı.

Güney Suriye’de tampon bölgenin oluşum süreci

Benzer güvenlik politikasının Güney Suriye’de de uygulanmaya çalışıldığı belirtiliyor. Beşşar Esed rejiminin çöküşü arifesinde Binyamin Netanyahu’nun 8 Aralık 2024’te Golan Tepeleri’ni ziyaret ederek İsrail ordusuna Suriye ile arasındaki tampon bölgeyi kontrol altına alma talimatı verdiği ifade ediliyor.

Bu adımın, Golan’daki yerleşimlerin korunması ve Hizbullah’a yönelik silah sevkiyatının önlenmesi gerekçesiyle savunulduğu belirtiliyor. Ancak Suriye sahasında yeni bir güvenlik gerçekliği oluşturulmaya çalışıldığı ve stratejik öneme sahip bölgelerin kontrol edilerek askeri üstünlüğün korunmasının hedeflendiği değerlendiriliyor.

Ocak 2026’da İsrail’e ait tarım uçaklarının Kuneytra kırsalındaki tarım arazilerine içeriği belirsiz maddeler püskürttüğü belirtiliyor. Uydu görüntülerinin bölgede geniş çaplı bitki örtüsü tahribatını ortaya koyduğu aktarılırken, bazı değerlendirmelerde etkisi yüksek kimyasallar kullanıldığı öne sürülüyor. Benzer uygulamaların aynı dönemde Güney Lübnan’da da görüldüğü ifade ediliyor.

Sonuç

Gazze, Güney Lübnan ve Güney Suriye’de uygulanan “Sarı Hat” stratejisinin tek bir güvenlik anlayışının parçası olarak şekillendiği belirtiliyor. Bölgedeki dönüşümler kullanılarak fiili sınırların genişletilmeye çalışıldığı, bunun da güvenlik gerekçeleriyle meşrulaştırıldığı ifade ediliyor.

“Sarı Hat” modelinin ilk aşamasının nüfusun zorla yerinden edilmesiyle başladığı, ardından altyapının ve yaşam alanlarının sistematik biçimde yok edildiği belirtiliyor. Daha sonra stratejik noktalarda kalıcı askeri varlık oluşturulduğu kaydediliyor.

Bu süreçte yerel iş birlikçi yapıların oluşturulduğu veya ayrılıkçı eğilim taşıyan bazı grupların desteklendiği yönündeki değerlendirmelere de yer veriliyor. Gazze’de “iş birlikçi gruplar”, Suriye’nin Süveyda kentindeki Dürzi yapılar ve benzer mekanizmaların Güney Lübnan’da da ortaya çıkabileceği ifade ediliyor.

Sina’dan 1973 savaşı sonrası, Güney Lübnan’dan 2000 yılında Lübnan direnişinin baskısıyla, Gazze’den ise 2005’te Filistin direnişinin oluşturduğu baskı sonucu çekilmek zorunda kalındığı hatırlatılıyor. Buna karşılık Golan Tepeleri, Şebaa Çiftlikleri ve Batı Şeria’daki varlığın ise bölgesel dengeler ve sahadaki güç mücadelesiyle bağlantılı biçimde sürdüğü belirtiliyor.

Bu nedenle “Sarı Hat” kapsamında oluşturulan bölgelerin geleceğinin, sahadaki güç dengelerine, çatışmaların düzeyine ve bölgesel mücadelelerin seyrine bağlı olmaya devam edeceği değerlendiriliyor.

 

Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi  (Alaraby)