İsrail'de Seçim Propagandasının Dili Nasıl Değişti?

İsrail’de seçim propagandasında sağ-sol ayrımının yerini giderek güvenlik, birlik ve yönetme kapasitesi vurgusu alıyor. Netanyahu’dan muhalefet liderlerine kadar farklı aktörler, 7 Ekim sonrası dönemde seçmenin karşısına daha geniş bir “ulusal” söylemle çıkmaya çalışıyor.
İsrail'de Seçim Propagandasının Dili Nasıl Değişti

16.09.2026 - 17:07  |  Son Güncellenme:  16.09.2026 - 17:21

İsrail'de seçim propagandası, rekabetin seyrine, kamuoyu yoklamalarına, ittifakların bileşimine ve gündemde öne çıkan meselelere göre sürekli biçim değiştiren bir süreç görünümü veriyor.

2019 seçimlerinde Binyamin Netanyahu, İsraillilerden kendi liderliğindeki “güçlü bir sağ hükümet” ile Benny Gantz liderliğindeki “zayıf bir sol hükümet” arasında seçim yapmalarını istemişti. Üç yıl sonra Likud, mesajın tonunu sertleştirerek 2022 seçimlerinin son haftalarında “ya sağ ya Filistin” sloganını temel mesajlarından biri haline getirdi. 2026 seçimlerinde ise Netanyahu “geniş bir ulusal hükümet”ten söz ederken “sol” kelimesini daha çok rakiplerini tanımlamak için kullanıyor.

Megazine'de 15 Eylül 2026'da yayımlanan analize göre bu değişim, Netanyahu'nun sağdan uzaklaştığı ya da İsrail toplumunun merkeze kaydığı anlamına gelmiyor. Değişen, seçim dilinin işlevi. Adaylar kendilerini tanımlarken devlet, milliyetçilik, güvenlik, birlik, zafer ve yeterlilik gibi kavramları öne çıkarırken rakiplerinden söz ederken sol, aşırılık, kaos ve başarısızlık gibi daha dar sınıflandırmalara başvuruyor.

Analizde, bu değişimin 2026 seçimlerindeki rekabetin niteliğini yansıttığı belirtiliyor. Birçok parti, milliyetçi ve güvenlikçi bir alanda hareket eden seçmen kesimleri için yarışıyor. Bu nedenle “sağ” kelimesinin adaylar arasında ayrım yapma gücünün bir kısmını yitirdiği, yalnızca sağa mensubiyet ilanının artık yeterli olmadığı ve adayların 7 Ekim 2023 ile sonrasındaki savaşların ardından devleti yönetmeye en uygun kişi olduklarına seçmeni ikna etmeye çalıştıkları ifade ediliyor.

"Güçlü sağ"dan "ulusal hükümet"e

Netanyahu bu değişimin en belirgin örneğini oluşturuyor. İsrail'in Kanal 12 televizyonunun Scooper şirketiyle yürüttüğü “Mesaj Ne?” projesi, Netanyahu ile Likud'un diğer seçilmiş isimlerinin Mayıs-Ağustos 2026 arasındaki sosyal medya paylaşımlarını analiz etti.

İncelenen örneklemde Likud'un Netanyahu dışındaki seçilmiş isimlerinin paylaşımlarının yüzde 63'ünde “sağ” kelimesi yer alırken Netanyahu'nun incelenen paylaşımlarında bu kelime hiç kullanılmadı. Buna karşılık Netanyahu, “geniş bir ulusal hükümet” söylemini kullanmayı sürdürdü ve rakiplerini “sol” olarak nitelendirmeye devam etti.

2019 kampanyasında Likud, Netanyahu'yu “güçlü sağ”, Gantz'ı ise “zayıf sol” olarak konumlandırmıştı. Netanyahu da seçimi kendi liderliğindeki sağ hükümet ile Gantz liderliğindeki sol hükümet arasında bir tercih olarak sunuyordu. Böylece ideolojik kimlik hem Netanyahu'yu tanımlıyor hem de rakibini sınıflandırıyordu.

2022'de bu ikilik daha da keskinleşti. Likud, kampanyanın son ayında “ya sağ ya Filistin” ifadesini merkezi mesajlarından biri haline getirdi. Parti, Yair Lapid liderliğindeki bir hükümeti Arap partilerine bağımlılıkla ilişkilendirirken karşısına Netanyahu liderliğindeki sağ hükümeti koydu. Böylece “sağ” kelimesi, yalnızca partinin siyasi konumunu tanımlayan bir ifade olmaktan çıkarak seçmenden talep edilen siyasi yetkinin bir parçasına dönüştü.

2026'da ise Netanyahu kendisini daha geniş bir çerçevede sunuyor. “Sağ” kelimesi söyleminden tamamen çıkmış değil; tabanını harekete geçirmek ya da kendi kampındaki partileri birleştirmek istediğinde bu ifadeye geri dönüyor. Ancak kelime artık kampanyanın tek yüzü değil. Netanyahu sağ çekirdeğe seslenirken kamp dilini, daha geniş bir seçmen kitlesine ulaşmak istediğinde ise “ulusal hükümet” söylemini kullanıyor. Kaynağın analizine göre bu durum, Netanyahu'nun yalnızca sağın liderliği için değil, “ulusal” kimliğin nasıl tanımlanacağı konusunda da rekabet ettiğini gösteriyor.

İsrail'i kim temsil ediyor?

Bu eğilim yalnızca Netanyahu'ya özgü değil. Gadi Eisenkot, kampanyasını “İsrail Kazanmalı” sloganıyla başlattı ve seçimleri İsrail'in güvenliği ve birliği açısından belirleyici olarak nitelendirdi. Tüm İsrail vatandaşlarının başbakanı olacağı mesajını veren Eisenkot, programını 7 Ekim'deki başarısızlığın soruşturulması, devletin yeniden işler hale getirilmesi ve askerlik hizmetinin tabanının genişletilmesiyle ilişkilendirdi.

Analize göre Eisenkot kendisini öncelikle bir merkez adayı olarak sunmak yerine liderlik, deneyim ve sorumluluk vurgusu yapıyor. Böylece rekabeti sağ-sol eksenindeki konumlanmadan, 7 Ekim sonrasında devleti kimin yönetebileceği sorusuna taşımaya çalışıyor.

Benzer bir yaklaşım, Naftali Bennett ile Yair Lapid'in “Birlikte” ittifakında da görülüyor. Bennett, ittifak açıklamasında kendisini “sağcı, liberal bir Siyonist” olarak tanımlarken kendisinin ve Lapid'in ne “sol blokta” ne de “sağ blokta” yer aldığını, “tüm İsrail halkının bloku” içinde olduklarını söyledi. Lapid ise merkezi, sağı, dindarları ve laikleri bir araya getiren Siyonist bir hükümetten söz etti ve başka bir açıklamasında vizyonunu “ulusal kamp” inşa etme projesi olarak sundu.

Yargı, askerlik, din-devlet ilişkileri, ittifaklar ve Filistinlilere yönelik politikalar konusunda farklılıkları bulunmasına rağmen bu siyasi aktörler, kendilerini seçmene sunma biçimlerinde benzer bir çizgide buluşuyor. Kaynağa göre her biri, doğrudan parti sınırlarını aşan bir kimlik inşa etmeye çalışıyor. Böylece rekabet, partilerin siyasi haritadaki yerinden ziyade kimin kendisini toplumun arzu edilen devlet tasavvuruna en yakın aktör olarak sunabileceği sorusuna kayıyor.

Parti değişirken siyasi kimlik korunabilir mi?

Kaynağın analizine göre bu dönüşümün önemli bir seçim işlevi bulunuyor: Seçmenin siyasi kimliğini yeniden tanımlamak zorunda kalmadan parti değiştirmeyi düşünebilmesine imkan tanıyor.

Seçim, sağ ile sol arasında bir karşılaşma olarak kurulursa bir Likud seçmeni başka bir rakibe yönelmeyi kendi kampından ayrılmak olarak görebilir. Rekabet güvenlik, 7 Ekim'deki sorumluluk, yeterlilik ve kurumların yönetimi etrafında kurulduğunda ise seçmen, milliyetçi ya da sağcı kimliğini koruyarak liderlik değişikliğini değerlendirebilir.

Bu yaklaşım Bennett örneğinde daha açık görülüyor. Bennett kendisini sağın içinden tanımlıyor ve bir Likud seçmeninden kendisine oy vermeden önce merkezci ya da solcu olmasını istemiyor. Eisenkot ise askeri geçmişi ve güvenlik söylemi üzerinden tabanını genişletmeye çalışıyor. Böylece eski bir Likud seçmeni, bu isimlerden birine yönelmeyi siyasi kimliğinde değil, güvendiği liderlikte bir değişiklik olarak görebiliyor.

Analiz, Netanyahu'nun rakiplerini “sol” olarak nitelendirmekte ısrar etmesini de bu çerçevede ele alıyor. Rakiplerini bu kategoriye yerleştirmesi, onlara geçmeyi düşünen sağcı seçmen açısından kimlik maliyetini yükseltiyor ve tercihi liderliğe duyulan güvenden siyasi kampa aidiyet meselesine taşıyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsünün 31 Ağustos-3 Eylül 2026'da yaptığı ankette, İsrailli Yahudiler arasında dış politika ve güvenlik konuları oy verme tercihlerini etkileyen başlıkların ilk sırasında yer aldı. Katılımcıların yüzde 68'i 7 Ekim olaylarını parti seçiminde merkezi bir faktör olarak tanımlarken sağ seçmenlerin yüzde 47'si partinin dış politika ve güvenlik konusundaki tutumunu oy tercihini etkileyen ilk iki faktörden biri olarak gösterdi.

Kaynağa göre bu tablo, “sağ” etiketinin tek başına yeterli olmadığını; adayların seçmeni güvenliği sağlayabilecekleri, devlet kurumlarını yönetebilecekleri ve 7 Ekim'deki başarısızlığın tekrarını önleyebilecekleri konusunda ikna etmeye çalıştıklarını gösteriyor.

Manevra mı, dönüşüm mü?

Bu değişimin daha basit bir açıklaması da bulunuyor. Kaynağa göre Netanyahu, mevcut ortaklarına bağımlı dar bir hükümet görüntüsüyle özdeşleşmesini azaltmaya çalışıyor; Eisenkot tabanını merkezin ötesine genişletmek istiyor; Bennett ve Lapid ise farklı seçmen grupları arasındaki ayrımları aşmak için birlik söylemine ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle seçim propagandasındaki değişim, tek başına geniş çaplı bir ideolojik dönüşümün kanıtı olarak görülmüyor.

Eski siyasi sınırlar kampanyada varlığını sürdürüyor. Bennett, bloklar üstü bir söylem kurarken sağcı kimliğinde ısrar ediyor. Lapid ise ittifakı merkez ile sağ arasındaki bir ortaklık olarak sunuyor; bu iki siyasi alanın ortadan kalktığını söylemiyor. Analize göre bu aktörler eski kategorileri yok oldukları için aşmıyor, kendi parti tabanlarını kaybetmeden farklı seçmenlere ulaşmaya çalışıyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsünün Mayıs 2025 araştırmasında Yahudi katılımcıların yüzde 60,4'ü kendisini sağ, yüzde 24,1'i merkez ve yüzde 13,1'i sol olarak tanımladı. Kaynak, bu verilerin 2026 seçimlerinin sonucunu göstermediğini; ancak sağ seçmen alanının tek bir partinin tekeline alabileceğinden daha geniş olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor.

Bu nedenle analiz, 2026 seçim dilinin İsrail toplumunun merkeze kaydığı ya da sağ-sol ayrımının ortadan kalktığı anlamına gelmediği sonucuna varıyor. Buna göre liderlik mücadelesinin önemli bir bölümü geniş bir milliyetçi ve güvenlikçi alan içinde yürütülüyor; adaylar ideolojik kimliklerini açıklamanın ötesinde kendilerini güvenlik, yönetim, birlik ve sorumluluk bakımından daha yetkin aktörler olarak sunmaya çalışıyor.

Kaynağın sonuç bölümünde, 2026 seçim propagandasında rekabetin merkezinin geleneksel sağ-sol ayrımından önemli ölçüde sağ ve milliyetçi alanın kendi içindeki mücadeleye kaydığı savunuluyor. Tartışmanın odağında 7 Ekim sonrasında İsrail'in nasıl şekilleneceği ve ülkeyi kimin yönetebileceği soruları bulunuyor.

Analiz ayrıca Netanyahu'nun “geniş ulusal hükümet” söyleminin, Filistin meselesindeki tutumunu değiştirdiği ya da geçmiş yıllardaki siyasi yönelimlerinden geri adım attığı şeklinde yorumlanmaması gerektiğini belirtiyor. Kaynağa göre değişen, siyasi tutumdan çok bu tutumun seçmene sunulma biçimi. Milliyetçilik, güvenlik ve birlik dili, adayların siyasi ve ideolojik dayanaklarından vazgeçmeden daha geniş seçmen kesimlerine seslenmesine imkan tanıyor.

Bu çerçevede İsrail'deki seçim propagandası, rekabetin seyri, kamuoyu yoklamaları, ittifakların bileşimi ve gündemde öne çıkan konulara göre değişen bir süreç olarak değerlendiriliyor. “Ulusal hükümet” söylemi ilerleyen haftalarda geri çekilebilir ya da Netanyahu ve rakipleri seçmeni harekete geçirmek açısından daha etkili görürse sağ ve Filistin meselesine ilişkin söylemler yeniden kampanyanın ön sıralarına çıkabilir. Kaynağın vardığı sonuç, 2026 seçimlerinin İsrail'in ideolojik haritasındaki bir dönüşümden çok seçim söylemini kurma araçlarındaki değişime işaret ettiği yönünde.

 

Kaynak: ultrasawt