İsrail, Suriye’deki Saldırılarıyla Neyi Hedefliyor?

İsrail, Suriye’deki askeri saldırılarını artırarak bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Uzmanlara göre bu müdahaleler, yeni Suriye ordusunun inşasını engellemenin yanı sıra Türkiye gibi aktörlerin etkisini sınırlamayı da amaçlıyor.
İsrail, Suriye’deki Saldırılarıyla Neyi Hedefliyor

05.04.2025 - 11:51  |  Son Güncellenme:  26.08.2025 - 09:58

İsrail, Suriye’nin savunma altyapısını tahrip etmeyi ve yeni bir ulusal ordunun inşasını engellemeyi hedefleyen stratejisi doğrultusunda saldırılarını yoğunlaştırıyor.

Bu kapsamda Şam, Humus, Hama ve sahil hattındaki stratejik tesisleri de içine alan geniş çaplı saldırılarla Suriye, benzeri görülmemiş bir askeri tırmanış sürecine tanıklık ediyor.

Tel Aviv’in söz konusu şehirlerdeki araştırma merkezleri, askeri havaalanları ve mühimmat depolarını hedef alan saldırıları, bölgesel bağlamdan bağımsız değildi. 

İsrailli yetkililer, Suriye’deki son saldırıların Türkiye’ye uyarı mesajları taşıdığına yönelik açıklamalar yaptı.  

Bu da İsrail’in, Türkiye’nin Suriye’deki aktif rolünü doğrudan hedef aldığı anlamına geliyor. 

Saha verileri ve siyasi açıklamalar, İsrail’in iddia ettiği gibi ülkedeki silahlanmayı engellemek ya da kendisine tehdit oluşturan hedefleri vurmakla yetinmediğini, daha ziyade Suriye güvenlik coğrafyasını yeniden şekillendirmeye ve hegemonyasını sınırlayacak ya da Türkiye gibi ülkelerin etkisini güçlendirecek yeni bölgesel dengeleri engellemeye çalıştığını gösteriyor. 

Ahmed Şara liderliğindeki Suriye geçici hükümetinin, ülke topraklarının tamamı üzerindeki kontrolünü artırma yönünde somut ilerleme kaydettiği bir dönemde, İsrail’in sert askeri müdahalelere başvurması dikkat çekiyor. 

T4 Hava Üssü

Bu bağlamda, Hama Havaalanı ve T4 Hava Üssü’ne yapılan saldırılar, Suriye hükümetiyle imzalanan anlaşma kapsamında YPG güçlerinin dün sabah Halep iline bağlı Tişrin Barajı bölgesinden çekilmesinden ayrı düşünülemez. 

Gözlemciler, İsrail’in Suriye’de istikrarı engelleme çabaları kapsamında, Dürziler ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) gibi vekil güçlerin kartını kullanma yeteneğini kaybettiğini düşünüyor.

Bu kapsamda İsrail, Suriye’deki yeni devleti istikrarsızlaştırmak ve onu kalıcı olarak zayıf tutmak için doğrudan askeri müdahalede bulunuyor. 

Bu saldırgan yaklaşım ışığında son gelişmeler, İsrail’in Suriye’deki rolünün sınırları, uluslararası toplumun komşu bir devletin egemenliğine yönelik tekrarlanan ihlallere göz yumma isteğinin derecesi ve Tel Aviv’in kontrolü altında olmayan bölgesel güçlerin açıkça hedef alınması konusunda ciddi soruları gündeme getiriyor.

Dera üzerinden coğrafyayı yeniden çizmek 

Washington’da bulunan Arap Merkezi’nde araştırmacı olan Suriyeli Rıdvan Ziyade, sosyal medya platformu X üzerinden, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarına ilişkin bir değerlendirme yaptı. 

Ziyade söz konusu paylaşımında, “İsrail Dera ve Neva’ya yönelik saldırılarla, sadece geçiş sürecini sabote etmek ve yeni Suriye yönetimini güçsüz göstermek değil, sürekli provokasyonlarla sahadaki gerçekleri tamamen değiştirmeyi amaçlıyor” ifadelerini kullandı. 

İsrail’in aynı zamanda Dera ve Kuneytra bölgelerinin işgalini ve sonrasında bunlar üzerinde pazarlık yapılmasını sağlamak, karşılığında da Golan Tepeleri’ni tamamen unutturmayı planladığını da belirtti. 

İsrail’in bu saldırıları durdurmak için yapılan tüm dolaylı arabuluculukların başarısız olduğunu vurgulayan Ziyade, “ABD, uluslararası ticaret savaşlarıyla meşgul görünüyor ve İsrail’e, Netanyahu’nun uygun gördüğü şekilde Orta Doğu haritasını değiştirmesi için yeşil ışık yaktı” diye ekledi. 

Ziyade, kırılgan siyasi gerçekliğin yanı sıra güvenlik ve jeopolitik sınavlarla karşı karşıya olan zayıf bir Suriye devletinin sistematik olarak hedef alınması ışığında, Suriye halkının bu gerilimin bedelini üstleneceği konusunda uyardı.

Suriye

Güç gösterisi 

Suriyeli yazar ve Al-Modon gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Sateh Nureddin de, X hesabından, “İsrail Lübnan ve Suriye’de ne istiyor?” başlıklı bir paylaşım yaptı. 

İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının bir güç ve prestij gösterisi ile caydırıcılık olduğunun altını çizen Nureddin, İsrail’in Suriye’yi hedef alan saldırılarının, Gazze ve Lübnan’daki savaşlarından taktik ve amaç bakımından farklı olduğunu kaydetti. 

Nureddin, İsrail’in hava ve kara saldırılarının caydırmanın ötesine geçerek, başkent Şam’ın dış mahallelerine kadar uzanan kapalı tampon bölgeler kurarak, Suriye’nin güneyindeki güvenlik coğrafyasını değiştirme girişimine dönüştüğünü yazdı. 

Suriyeli yazar paylaşımında, bu saldırıların, ABD’nin geri çekilmesi ve ekonomik çatışmalarla meşguliyeti zemininde ve Türkiye ile ilan edilmemiş bir bölgesel mutabakat sınırlarında, Suriye’nin artık herhangi bir taraf için stratejik bir hedef olmadığı, daha ziyade dış koşullarda güvenliği yeniden dengelemek için bir saha olduğu bir zamanda gerçekleştiğine dikkat çekti.  

Nureddin, İsrail’in Beşşar Esed’in devrilmesinden bu yana yeni Suriye ordusunun kurulmasına temel oluşturması beklenen askeri üslere yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdığı konusunda uyardı. 

İsrail ordusunun, Suriye’nin güneyinde eşi benzeri görülmemiş acımasız bir güç kullandığını ve “çağlar boyunca Doğu tarihindeki en barbar ordu imajını” çizdiğini de vurguladı. 

Suriye’de 1973 Ekim Savaşı’ndan bu yana görülmemiş olan bu askeri tırmanışın, angajman kurallarında ve bölgesel caydırıcılık haritasında bir değişimi yansıttığını da ekledi.

Suriye

Dolaylı çatışmalar 

Filistinli siyasi araştırmacı Saed el-Hajj ise İsrail’in Suriye’de sürdürdüğü saldırıların, gerçek bir tehdit oluşturan tarafları hedef almadığını, daha ziyade eski planların eyleme döküldüğünü bildirdi. 

X hesabından açıklama yapan Hajj, mevcut haliyle İsrail’in artık siyasi retorik ya da güvenlik bahanelerinin arkasına saklanmadığını, bilakis düşmanlığını ve istisnasız tüm bölgeyi hedef aldığını açıkça ilan ettiğini vurguladı. 

Araştırmacı, “Arap ve İslam dünyası ya uyuyor, ya çaresiz ya da suç ortağı ama her halükârda hala hiç var olmayan eski verilerle ve denklemlerle uğraşıyor” diye yazdı. 

Herkes uyanmadığı sürece, şu anda şüpheli bir ittifak veya sözde ilişkiler yüzünden kendilerini güvende sanan kişiler de dahil, herkesin “İsrail çekici ve ABD örsünün” altında olduğu konusunda uyardı. 

Hajj, Esed rejiminin devrilmesinin, Türkiye ve İsrail’i keskin çıkar çatışmaları, Suriye içinde nüfuz için doğrudan rekabet, “esnek sınırlar" ve siyasi realizm mantığıyla yönetilen ortak bir sınırla karşı karşıya getirdiğinin altını çizdi. 

Bu yoğun bölgesel rekabetin sonucunda, ya zoraki anlaşmalar ya da doğrudan veya dolaylı olarak farklı yoğunlukta çatışmalar olacağını da kaydetti. 

Hajj paylaşımının sonunda, İsrail’in son saldırılarının bazı yönleriyle baskı ve nüfuz sınırlarını çizme mesajları taşıdığını, diğer yönleriyle ise geleneksel askeri çatışmalardan ziyade ateşle yönetilen sıcak müzakereleri yansıttığını ekledi.