Irak’ta Silahlar Devlet Kontrolüne Alınabilecek mi?

30 Eylül yaklaşırken Zeydi hükümeti, devlet dışındaki silahlı grupların geleceği ve silahların yalnızca devlet kontrolünde tutulması konusunda yoğun baskıyla karşı karşıya.
Irak’ta Silahlar Devlet Kontrolüne Alınabilecek mi

24.09.2026 - 09:44  |  Son Güncellenme:  24.09.2026 - 09:51

Irak, çok yönlü ABD baskıları, silahlı gruplarla bağlantılı bölgesel karmaşıklıklar ve uluslararası koalisyonun ülkedeki görevinin sona ermesine ilişkin güvenlik sorunları gölgesinde, silahların yalnızca devletin elinde toplanması meselesiyle karşı karşıya bulunuyor.

Devlet, meşru şiddet veya meşru güç kullanma üzerindeki tekelini gevşettiğinde genellikle bir kriz sarmalına giriyor. Silahlı odakların çoğalması, bu gruplara hükümete kendi tercihlerini ve gündemlerini dayatabilecekleri bir alan açıyor. Bu gündemlerin çoğu zaman dış etkenlerle bağlantılı olması da ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin üzerinden 13 yılı aşkın süre geçmesine rağmen ülkenin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri olmayı sürdürüyor. 

Bu çerçevede zorlu bir hükümet kurma sürecinin ardından göreve gelen Ali ez-Zeydi hükümeti, resmî kurumların otoritesini güçlendirmek ve güvenlik kararlarını devlet denetimine almak amacıyla “silahların yalnızca devletin elinde toplanması” hedefini gündeminin merkezine taşıdı.

Silahların devlet kontrolüne alınması projesi, ekonomik ve siyasi açıdan çok yönlü ABD baskısının gölgesinde Irak hükümetinin gündeminin başında yer alıyor. Bu durum Bağdat’ı, silahlı gruplar ve bu grupların güvenlik ile siyasi tablodaki rolü konusunda karar alma zorunluluğuyla karşı karşıya bırakıyor. 

Kaynak haber yayımlandığında Zeydi’nin New York’a giderek ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmesi bekleniyordu. Zeydi, 23 Eylül’de New York’ta Trump’la bir araya geldi. Görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel gelişmeler ve iki ülkenin bölgesel ve uluslararası güvenliğe yönelik ortak çabaları ele alındı. Kamuoyuna açıklanan görüşme özetinde silahların devlet kontrolüne alınması dosyasına ilişkin ayrıntı paylaşılmadı. 

Irak hükümeti 30 Eylül sınavında

Güvenlik ve strateji uzmanı Seyf Raad, Bağdat hükümetinin uluslararası gelişmeler, devam eden savaş, ABD ile İran arasındaki günlük çatışmalar ve bunun Yemen’deki Husiler ile Lübnan’ın güneyine uzanan yansımaları ışığında mevcut dönemin ciddiyetinin tamamen farkında olduğunu söyledi.

Bağdat’tan Al Araby TV’ye konuşan Raad, Irak hükümetinin esnek bir diplomasi izlediğini ve bu çerçevede açık taahhütlerde bulunduğunu belirtti.

Raad’ın aktardığına göre Başbakan Zeydi, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Trump’la yaptığı görüşmede 30 Eylül’ün uluslararası koalisyonun Irak’taki görevinin sona ereceği tarih olduğunu ve bu tarihten sonra devlet dışında silaha izin verilmeyeceğini açıklamıştı. Zeydi daha sonra da 30 Eylül’ün koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi açısından kesin tarih olduğunu belirtmişti. 

Raad, bazı açıklamalarda görülen geri adımların yalnızca uluslararası ve bölgesel çatışmalardan değil, aynı zamanda doğrudan İran Devrim Muhafızları Ordusuyla bağlantılı olduğu öne sürülen ve Iraklı olmayan komutanlar tarafından yönetilen grupların ortaya çıkmasından kaynaklanan iç içe geçmiş baskı ve zorlukların sonucu olduğunu söyledi.

Raad’a göre bu grupların başında Husi, Lübnanlı ve İranlı isimler bulunuyor.

Raad, hükümetin silahlı grupları birbirinden ayırmaya çalışırken bir açmazla karşı karşıya kaldığını da belirtti. Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı Seraya es-Selam ile İmam Ali Tugayları gibi bazı grupların devlet çatısı altına girmeye başladığını, başka grupların ise ABD güçlerinin çekilmesini bekleyerek diyaloğu daha sonra sürdürmeyi tercih ettiğini ifade etti. AA da Seraya es-Selam ile İmam Ali Tugaylarının silah envanterini devlete teslim ettiğini daha önce bildirmişti. 

Raad’a göre en büyük tehlike ise İran yönetimine bağlılığını ilan eden gruplar ile Devrim Muhafızları Ordusunun son dönemde yeni bir strateji kapsamında oluşturduğu özel gruplarda yatıyor.

Raad, Devrim Muhafızları Ordusunun bazı silahlı grupların son 40 gün içerisinde savaşa katılmaktan uzaklaştığını görmesinin ardından ortaya çıkan boşluğu doldurmak için yabancı komutanların yönettiği hücreler oluşturmaya başladığını öne sürdü. 

ABD güçleri çekilince silah gerekçesi sona erecek mi?

Siyasi araştırmacı Hüseyin el-Kinani ise Irak’ta Ensarullah’a bağlı grupların faaliyet gösterdiği yönündeki iddianın somut kanıtlara ihtiyaç duyduğunu belirterek, bu tür grupların varlığını kesin bir dille reddetti.

Kinani, bazı Yemenli isimlerin Irak’ı resmî olarak ziyaret ederek bilinen yetkililer ve siyasi isimlerle görüştüğünü, ancak bunun bu kişilere bağlı askeri yapıların Irak’ta bulunduğu anlamına gelmediğini söyledi.

Kinani, bağımsız ve küçük grupların varlığından söz edilmesinin de kanıt gerektirdiğini savundu. İran’ın savaşta daha açık bir tutum izlediğini ve askeri operasyonlarını doğrudan gerçekleştirdiğini belirten Kinani, bu nedenle teknik açıdan sınırlı silahlar kullanan küçük ve az sayıda grup kurmaya ihtiyaç duymadığını ileri sürdü. 

Kinani, bu tür iddiaların “ortamı bulanıklaştırmak” ve ABD’nin Irak’taki varlığı devam ettiği, siyasi ve ekonomik karar süreçlerini etkilediği sürece silahın gerekli olduğunu düşünen “direniş gruplarını” suçlu göstermek amacıyla gündeme getirildiğini savundu.

ABD güçlerinin 30 Eylül’de çekilmesinin bu grupların silah bulundurma gerekçesini ortadan kaldırıp kaldırmayacağı sorusuna Kinani, ABD nüfuzundan tamamen kurtulma beklentisi içinde olmadığını ve birçok bölgede güvenlik kaygılarının sürdüğünü söyledi.

Kinani’ye göre uluslararası koalisyonun çekilmesi mutlaka silahların teslim edilmesi anlamına gelmiyor. Silahlı gruplar, silahların düzenlenmesinin zamana ve üzerinde mutabakata varılmış bir mekanizmaya ihtiyaç duyduğunu düşünüyor.

Kinani ayrıca “direniş grupları”, Koordinasyon Çerçevesi liderleri ve hükümet arasında 30 Eylül sonrasında uzlaşmaya dayalı bir formül aranması konusunda neredeyse ortak bir yaklaşım bulunduğunu söyledi.

Iraklı yetkililerin açıklamaları da 30 Eylül tarihinin doğrudan silahların devlet kontrolünde toplanması sürecinin son tarihi olmadığını gösteriyor. Başbakanın Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci de komitenin çalışmalarını tamamlaması için belirlenmiş bir zaman sınırı bulunmadığını açıkladı. 

Silahsızlandırmadan silahların düzenlenmesine

Arap Araştırmalar ve Politika Çalışmaları Merkezinden Iraklı araştırmacı Haris Hasan, bazı silahlı grupların yalnızca ABD güçlerinin Irak’tan ayrılmasını değil, Türk güçlerinin de ülkeden çıkmasını ve Irak’ın tam hava egemenliğine kavuşmasını şart koştuğunu belirtti.

Lusail’deki Al Araby TV stüdyolarından konuşan Hasan, bu grupların “Irak’ın egemenliğinin yeniden tesis edilmesi” sloganını öne çıkardığını ancak pratikteki hedefin Irak’ın kararlarını İran’ın stratejik önceliklerine bağlamak olduğunu savundu.

Hasan’a göre ABD nüfuzunun azalması, İran ve müttefiklerine Irak içindeki etkilerini pekiştirmeleri için daha geniş bir alan açıyor. 

Hasan, genel stratejinin oyalamaya dayandığını ileri sürerek Koordinasyon Çerçevesinin ABD Başkanı’nın görev süresi sona erene kadar onunla uyumlu hareket etmeye çalıştığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesinin silahlar konusunda farklı formüller aradığını belirten Hasan, söylemin önce “silahsızlandırma”, ardından “silahların yalnızca devletin elinde toplanması” ve son olarak “silahların düzenlenmesi” şeklinde değiştiğine dikkati çekti.

Hasan’a göre devam eden müzakereler bu kavramların nasıl tanımlanacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Amaç, silahlı grupların güç unsurlarına dokunmadan onları tatmin edecek bir formül geliştirmek ve bunu aynı zamanda ABD tarafına silahları denetim altına alma yönünde ciddi bir adım olarak sunmak. 

Silah teslimi, devlet kontrolü ve düzenleme arasındaki fark

Sadikun Hareketi üyesi Ahmed Adnan ise “silahların teslim edilmesi”, “silahsızlandırma”, “silahların yalnızca devletin elinde toplanması” ve “silahların düzenlenmesi” kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.

Adnan, sorunun özünün kullanılan terimde değil, yaşanan sürecin açık biçimde tanımlanmasında olduğunu belirtti.

Adnan’a göre anlaşmazlık kavramın biçimi veya içeriği üzerinde değil. “Direniş grupları”, ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından ortaya çıkan olağanüstü koşullarda, daha sonra El Kaide ve ardından DEAŞ’la mücadele döneminde oluştu ve bu süreçlerde silah, savunma ve direnişin temel araçlarından biri oldu. 

Adnan, hükümet ile siyasi referans konumundaki Koordinasyon Çerçevesinin bugün bu silahların mevcut ve gelecek döneme uygun biçimde düzenlenmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğunu ifade etti.

Bunun devletin ve kurumlarının istikrarını güvence altına almayı amaçladığını söyleyen Adnan, silahların belirli grupların elinde kalmaması, devlet otoritesi altında ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanının emrinde bulunması gerektiği yönündeki kanaatin yerleştiğini belirtti.

Adnan’a göre bu yaklaşım “silahların teslim edilmesi” kavramını da geçersiz kılıyor. Çünkü amaç silahları başka bir tarafa teslim etmek değil, silahların münhasıran devlet kurumlarının kontrolünde bulunmasını sağlamak.

Adnan, bu kurumların en önemlilerinden birinin Haşdi Şabi olduğunu söyledi. Haşdi Şabi, 2016’da çıkarılan yasayla Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesinde resmî statü kazandı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanının emirleri doğrultusunda faaliyet gösteriyor. 

Adnan, hükümetin üzerinde durduğu yolun Haşdi Şabi’nin silah ve savaşçılarla güçlendirilmesiyle birlikte bağlantıların tamamen kesilmesini içerdiğini belirtti. 

 

Kaynak: Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi  (Alaraby)