İbrahim Anlaşamaları: Yeni Orta Doğu Stratejisisi

İbrahim Anlaşmaları, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında diplomatik ilişkilerin normalleşmesini sağlayarak Orta Doğu siyasetinde önemli bir kırılmaya neden oldu. Ancak bu süreç, Filistin meselesini dışarda bırakması nedeniyle ciddi eleştirilere maruz kaldı ve barıştan çok stratejik ittifakların güçlendirilmesi olarak yorumlandı. Son dönemde yeniden gündeme gelen anlaşmalar, bölgedeki güç dengeleri açısından hem fırsatlar hem de soru işaretleri barındırıyor.
26MANS_WEB_-_İbrahim_Anlaşamaları_Yeni_Orta_Doğu_Stratejisisi-Ayşe_Şeyma_Zorlu.jpg

26.06.2025 - 16:52  |  Son Güncellenme:  25.08.2025 - 15:41

2020 yılı, Orta Doğu siyasetinde tarihi bir kırılma noktasına sahne oldu. Yıllardır süregelen çatışmaların, düşmanlıkların ve karşılıklı tanımamazlığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada, beklenmedik bir diplomatik hamle geldi: İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, birbirlerini resmen tanıma ve ilişkileri normalleştirme kararı aldılar. Bu gelişme, sadece iki ülke arasındaki ilişkiler açısından değil, tüm bölge dengeleri açısından da sarsıcıydı. Bu anlaşma, kısa sürede “İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords)” adıyla anılmaya başladı. 

İbrahim Anlaşmaları nasıl başladı? 

Anlaşmanın ismindeki "İbrahim" vurgusu tesadüf değildi. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam dinlerinin ortak atası olan Hz. İbrahim'e gönderme yapılarak, dinlerin ve kültürlerin bir araya gelebileceği barışçıl bir zeminin altı çizilmek istenmişti. Anlaşmaların mimarlarından biri olan dönemin ABD Başkanı Donald Trump, bu sürece güçlü bir şekilde aracılık etti ve bunu dış politika alanında büyük bir başarı olarak duyurdu. 

İlk adım 13 Ağustos 2020 tarihinde atıldı. İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında varılan uzlaşmayla, diplomatik ilişkiler kurulacak, büyükelçilikler açılacak ve ticaret, turizm, teknoloji gibi alanlarda iş birlikleri geliştirilecekti. Bu hamleyi çok geçmeden Bahreyn, ardından Sudan ve Fas izledi. Bu ülkeler de İsrail’le diplomatik ilişkiler kurarak onlarca yıl süren sessizliği ve düşmanlığı sona erdirmiş oldu. 

İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in Arap dünyasındaki yalnızlığını kırarken, Arap ülkeleri açısından da yeni bir jeopolitik açılım anlamına geliyordu. Özellikle İran’ın artan etkisine karşı bir denge unsuru olarak görülüyordu. Ayrıca ABD ile olan ilişkilerini güçlendirme ve ekonomik kazanımlar elde etme motivasyonları da bu ülkelerin kararlarında etkiliydi. 

Ancak bu gelişmelerin bir diğer yüzü daha vardı: Filistin meselesi. Anlaşmalar, Filistinliler tarafından büyük bir hayal kırıklığı olarak karşılandı. Çünkü onlar açısından bu uzlaşmalar, Arap dünyasının İsrail’e baskı yapma kozunu kaybetmesi ve Filistin davasının ikinci plana itilmesi anlamına geliyordu. Özellikle Kudüs’ün statüsü ve İsrail'in Batı Şeria’daki yerleşim politikaları gibi temel konular hâlâ çözümsüzken, bu tür normalleşmeler Filistin cephesinde “ihanet” olarak nitelendirildi. 

Arap dünyasının İsrail ile normalleşme eğilimi pek çok iş birliğini içerirken, Müslüman kamuoyuna da “Anlaşmayla beraber İsrail’in Filistin’i İlhak politikalarının kalıcı şekilde durduracağı”basın aracılığı ile ilan edildi. 

Ancak kısa süre sonra İsrail Başbakanı Netanyahu bizzat, “bu anlaşmada ilhak politikaları durdurulmamış, bir süreliğine askıya alınmıştır” şeklinde açıklama yaparak mevzu bahir maddeyi reddetti. 

Tel Aviv’de asılan pankart 

Son günlerde ise İbrahim Anlaşmaları yeniden gündemde. Tel Aviv’in ortasında yükselen dev bir reklam panosu, Orta Doğu’nun kafa karıştıran sürecini tek bir görselle özetlemeye çalışıyor. Donald Trump’ın yüzü, Arap liderlerle yan yana. Altında büyük puntolarla yazılmış: “Abraham Alliance” – İbrahim İttifakı-. Yoldan geçenler için sıradan bir diplomasi mesajı gibi görünebilir. Ama bu pano, aslında bölgedeki çok daha derin bir politikanın, hatta çarpık bir vizyonun simgesi. 

Görsel kaldırıldı.
Tel Aviv'de asılan pankart

Şimdi bu yeni “İttifak” adı altında tanıtılan şey, barıştan çok güç bloklarının yeniden dizilimi. Panonun amacı açık: Trump’ı Orta Doğu’da barış getiren lider olarak sunmak, geçmişte atılan adımları kutsamak ve belki de yaklaşan seçimlerde bu “başarı hikayesi”ni yeniden üretmek. 

ABD’den İbrahim Anlaşmaları açıklaması 

Bu pankartın asılmasından kısa bir süre sonra ABD’den de açıklama geldi. 

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un açıklamaları dikkatleri yine bu konuya çekti. Witkoff yakın zamanda İbrahim Anlaşmaları'na taraf olan ülkelerle ilgili büyük bir duyuru yapacaklarını belirtti. 

Trump'ın Özel Temsilcisi Witkoff, konuk olduğu CNBC televizyonunda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Witkoff, ateşkesin sağlanmasıyla İsrail'in İran'a saldırması sonucu başlayan çatışmanın sona erdiğini ve bu çatışmaların sonu gelmeyen bir savaşa dönüşmesinin önüne geçildiğini kaydetti. 

Taraflar arasında kapsamlı bir barış anlaşmasına varılması konusunda umutlu olduklarını ifade eden Witkoff, böylesine kapsamlı bir anlaşmanın mümkün olduğuna dair güçlü sinyaller aldıklarını ve İran'ın buna hazır olduğuna yönelik şahsi bir kanaatinin oluştuğunu söyledi. 

Witkoff, yakın zamanda Abraham Anlaşmaları'na taraf olan ülkelerle ilgili büyük bir duyuru yapacaklarını belirterek, "Birçok ülkede normalleşme bekliyoruz." dedi. 

İran'ın nükleer zenginleştirme çalışmalarına yeniden başlamasının "kırmızı çizgi" olduğunu ifade eden Witkoff, bunun yanı sıra İran'ın silahlanmaktan kaçınmasının da önemli bir sınır olduğunu ifade etti. 

Witkoff, "Nükleer zenginleştirmenin ötesinde, silahlanma kırmızı çizgimizdir. Silahlanmaya asla izin veremeyiz. Bu, tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükler." diye konuştu. 

Sonuç olarak, İbrahim Anlaşmaları, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında diplomatik ilişkilerin normalleşmesini sağlayarak Orta Doğu siyasetinde önemli bir kırılma noktası oluşturmuştur. Bu sürecin savunucuları, anlaşmaları bölgesel barışa ve iş birliğine yönelik yapıcı bir adım olarak görse de anlaşmaların Filistin meselesini kapsam dışı bırakması, eleştirilere haklı bir zemin sunmuştur. Filistin halkının taleplerinin süreç dışında kalması, uzun vadeli barışın sürdürülebilirliği açısından önemli bir soru işareti oluşturmaktadır. Öte yandan, bu anlaşmalar bölgesel aktörler arasında yeni güvenlik, ekonomi ve diplomasi ağlarının oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Bölgedeki güç dengeleri, siyasi öncelikler ve diplomatik stratejilerle iç içe geçmiş çok katmanlı bir dönüşüm sürecidir.