Guta Katliamından 13 Yıl Sonra: Eski Rejimin Kimyasal Silah Dosyasında Yeni Bulgular
22.08.2026 - 10:42 | Son Güncellenme: 22.08.2026 - 10:59
Suriye’nin Guta bölgesinde sivillerin sarin gazıyla hayatını kaybettiği saldırının üzerinden 13 yıl geçti. Ancak eski Suriye rejiminin beyan etmediği depolar ve tesislerin ortaya çıkması, katliamı kimyasal silah dosyasının yeniden gündemine taşıdı.
Mayıs 2026’da Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (KSYÖ) müfettişleri, 21 Ağustos 2013’teki saldırıda kullanılanlarla aynı türden füzeler buldu. Bunların yanı sıra mühimmat, malzeme ve ekipman ile bazı bölümleri resmî beyanların dışında kalan bir programla bağlantılı binlerce belgeye ulaşıldı.
Bu keşif, bulunan füzelerin Guta saldırısında kullanılan füzelerin kendileri olduğu anlamına gelmiyor. Aynı şekilde tek başına belirli bir kişinin cezai sorumluluğunu kanıtlamaya da yetmiyor. Bununla birlikte katliamın ortaya çıkardığı iki temel sorunun hâlâ güncelliğini koruduğunu gösteriyor: Kimyasal silah cephaneliğinden geriye ne kaldığı ve bu silahların kullanılmasından sorumlu olanların hesap vermesi.
Gözden Kaçmasın
Katliamın 13. yıl dönümünde tablo, “Suriye’nin kimyasal silahları imha edildi” ifadesinin özetleyebileceğinden çok daha karmaşık. Beyan edilen cephanelik imha edildi ancak hâlâ doğrulanmayı bekleyen beyan dışı tesisler bulunuyor. Sonraki saldırıları belgeleyen uluslararası soruşturmalar yürütüldü, Fransa’da yargı süreçleri devam ediyor. Suriye’de yakın zamanda başka bir davada verilen hükümler ise Guta katliamına ilişkin özel bir karar olarak değerlendirilemez.
21 Ağustos 2013’te Guta’da ne yaşandı?
Dört eş zamanlı kimyasal saldırı, Şam kırsalındaki Doğu ve Batı Guta’da bulunan yerleşim bölgelerini hedef aldı. Ayn Terma, Zemelka ve Muaddamiyet eş-Şam da saldırıya uğrayan bölgeler arasındaydı.
Suriye İnsan Hakları Ağı’nın 21 Ağustos 2026 tarihli raporuna göre, gece yarısından sonra sarin yüklü en az 10 füze fırlatıldı. Saldırı, zehirli gazın yere yakın yayılmasını kolaylaştıran koşullarda ve bölge halkı uykudayken gerçekleştirildi.
Ağ, saldırılarda en az 1.144 kişinin hayatını kaybettiğini belgeledi. Ölenlerin 1.119’u sivildi; bunlar arasında 99 çocuk ve 194 kadın bulunuyordu. Ayrıca 25 muhalif savaşçı hayatını kaybetti, yaklaşık 5.935 kişi yaralandı.
Bu rakamlar, kimlikleri bireysel olarak doğrulanabilen kurbanların asgari sayısını yansıtıyor ve belgelenemeyen vakaları dışlayan kesin bir bilanço niteliği taşımıyor.
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama yönetimi ise 30 Ağustos 2013’te yayımladığı değerlendirmede ölü sayısını 426’sı çocuk olmak üzere 1.429 olarak açıklamıştı. İki rakam arasındaki fark, bilgi kaynakları ve belgeleme yöntemlerindeki farklılıklardan kaynaklanıyor. Bu nedenle iki verinin birleştirilmesi ya da ABD’nin ilk dönemde açıkladığı tahminin bireysel olarak doğrulanmış bilanço şeklinde sunulması doğru değil.
Saldırıların gerçekleştiği dönemde hedef alınan bölgelere uygulanan kuşatma, yaralıların kurtarılması için ihtiyaç duyulan ilaç ve ekipman sıkıntısını daha da ağırlaştırdı. Katliam, hayatta kalanlar ve kurbanların aileleri üzerinde uzun süreli sağlık, psikolojik ve toplumsal etkiler bıraktı.
Uluslararası soruşturmalar neyi ortaya koydu?
Sellström Heyeti olarak bilinen BM Suriye’de Kimyasal Silah Kullanıldığı İddialarını Soruşturma Heyeti, Guta’da sarin yüklü karadan karaya füzelerin geniş çapta kullanıldığı sonucuna vardı.
Heyetin görevi teknik nitelikteydi: Saldırının gerçekleştiğini doğrulamak ve kullanılan maddenin türünü belirlemek. Saldırıyı gerçekleştiren tarafı tespit etmek ise heyetin yetki alanında değildi.
Heyetin raporunda saldırıyı gerçekleştiren tarafın adının yer almaması, saldırının gerçekleştiği ya da sarin kullanıldığı konusunda şüphe bulunduğu anlamına gelmiyor. Bu durum yalnızca heyetin yetkisinin sınırlarını yansıtıyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü ise füzelerin özellikleri, düştükleri noktalar ve diğer kanıtlara dayanarak yürüttüğü soruşturmada, saldırıdan eski Suriye rejimi güçlerinin sorumlu olduğu sonucuna ulaştı.
Suriye İnsan Hakları Ağı da katliamı Beşar Esad rejiminin güçlerine atfediyor. Ancak Ağ, 21 Ağustos 2026 tarihli raporunda önemli bir hukuki ayrıma dikkat çekiyor: Bir saldırının belirli bir tarafa ya da kuruma atfedilmesi, bireysel cezai sorumluluğu otomatik olarak belirlemiyor. Bunun için bağımsız soruşturmaların yürütülmesi ve adil yargılama yapılması gerekiyor.
Bir diğer hukuki ayrım ise Guta saldırısının, Suriye’nin Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi’ne katılımının 14 Ekim 2013’te yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olması.
Bu nedenle saldırının kendisini, sözleşmenin Suriye açısından henüz bağlayıcı olmadığı bir dönemde bu sözleşmenin ihlali olarak nitelendirmek doğru değil. Bununla birlikte zehirli gazların kullanımı, uluslararası insancıl teamül hukuku ve 1925 Cenevre Protokolü kapsamında zaten yasaktı. Gerekli hukuki unsurların kanıtlanması hâlinde bu tür eylemler savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebilir.
Beyan edilen stoklar imha edildi
Katliamın ardından Suriye, Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi’ne katıldı. BM Güvenlik Konseyi de 27 Eylül 2013’te Suriye’nin kimyasal silah programının tasfiyesine ilişkin 2118 sayılı kararı kabul etti.
Uluslararası süreç sonucunda Şam yönetiminin beyan ettiği yaklaşık 1.300 ton kimyasal madde imha edildi. KSYÖ ayrıca beyan edilmiş 27 üretim tesisinin imha edildiğini doğruladı.
Ancak bu veriler yalnızca resmî beyanlarda yer alan unsurları kapsıyor ve eski rejimin kimyasal programının tamamını, bütün stoklarını ve üretim tesislerini açıkladığı anlamına gelmiyor.
KSYÖ’nün Mayıs 2026 tarihli raporuna göre, Suriye’nin beyanındaki boşluk ve çelişkiler nedeniyle gündeme gelen 26 meseleden yalnızca yedisi çözüme kavuşturulmuştu. Geriye kalan 19 mesele ise hâlâ açıklığa kavuşmamıştı.
Raporda ayrıca daha önce kayıt altına alınan tesislere ek olarak kimyasal programla bağlantılı olabileceği değerlendirilen 100’den fazla sahadan söz edildi. Ancak bu sahaların tamamının silah deposu olduğu doğrulanmış değil.
Sonraki yıllarda gerçekleşen saldırılar, beyan edilen kimyasal maddelerin imha edilmesi ile kimyasal silah kullanımının sona ermesi arasında önemli bir fark bulunduğunu ortaya koydu.
Suriye İnsan Hakları Ağı, Aralık 2012 ile Aralık 2024 arasında ülkede 222 kimyasal saldırı belgeledi. Bunların 217’sini eski rejim güçlerine, beşini ise IŞİD’e atfetti. Eski rejim güçlerine atfedilen saldırıların 184’ü, BM Güvenlik Konseyinin 2118 sayılı kararının kabul edilmesinden sonra gerçekleşti.
Ağın verilerine göre, eski rejime atfedilen 217 saldırıda 1.514 kişi hayatını kaybetti, 11.080 kişi yaralandı. IŞİD’e atfedilen saldırılarda ise 132 kişi yaralandı.
Bu bilanço, soruşturma ölçütleri ve kapsamları arasındaki farklılıklar nedeniyle belirli uluslararası mekanizmaların incelediği vaka sayısından farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle farklı istatistiklerin doğrudan birbiriyle çeliştiği sonucuna varılmaması gerekiyor.
2026’da beyan edilmemiş mühimmat bulundu
KSYÖ, 27 Mayıs 2026’da mevcut Suriye makamlarının desteğiyle çalışan uzman ekibinin Hama, Humus ve Lazkiye arasındaki üçgende yer alan yüksek önem taşıyan tesislerde onlarca beyan edilmemiş kimyasal mühimmat bulduğunu açıkladı.
Bulunan malzemeler arasında daha önceki soruşturmalarda 2017’deki Latamne ve Han Şeyhun saldırılarıyla ilişkilendirilen türlerden hava mühimmatı, Guta saldırısında kullanılanlarla aynı türden füzeler, ayrı şekilde depolanmış kimyasal maddeler, özel ekipman ve binlerce sayfalık belge yer aldı.
Bu noktada iki durumun birbirinden ayrılması gerekiyor. Aynı türden füzelerin bulunması, eski rejimin kimyasal programının niteliği ve sahip olduğu mühimmat konusunda yeni bilgiler sağlıyor. Ancak bulunan füzelerin Ağustos 2013’te Guta’ya atılan füzeler olduğunu kanıtlamıyor.
KSYÖ raporunda ayrıca çürümüş ve gömülü varillerde kimyasal savaş maddeleriyle bağlantılı materyaller bulunduğu belirtildi. Bunun yanı sıra 2026’nın başında Halep’teki bir tesisten beyan edilmemiş 75 tüpün kaybolduğu bildirildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Tüplerin kaybolması, inceleme ve soruşturma tamamlanmadan bunların içeriği ya da hangi tarafça taşındığı konusunda kesin bir sonuca varmak için yeterli değil.
Bu keşifler hem güvenlik hem de yargı açısından önemli bir sorun ortaya çıkarıyor. Tehlikeli maddelerin güvence altına alınması ve sızmalarının önlenmesinin yanı sıra imha edilmeden önce belgelenmeleri ve gelecekteki soruşturma ve yargılamalarda kullanılabilmeleri için delil muhafaza zincirinin korunması gerekiyor.
Uluslararası mekanizmaların görevleri farklı
Suriye’nin kimyasal silah dosyasında birden fazla uluslararası mekanizma faaliyet gösteriyor ancak her birinin görevi ve yetkisi farklılık taşıyor.
KSYÖ bünyesindeki Gerçekleri Araştırma Misyonu, kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını ya da kullanılmış olmasının muhtemel olup olmadığını belirliyor. Ancak saldırıdan kimin sorumlu olduğunu tespit etme yetkisine sahip değil.
Soruşturma ve Kimlik Tespit Ekibi ise yetki alanına giren olaylarda ilgili kişi, taraf veya kuruluşları belirliyor. Bununla birlikte ekip bir mahkeme değil ve kişiler hakkında cezai hüküm vermiyor.
Ekip, 22 Ocak 2026’da yayımladığı raporda eski rejime bağlı hava kuvvetlerinin 1 Ekim 2016’da Kefer Zita’ya klor saldırısı düzenlediğine inanmak için makul gerekçeler bulunduğu sonucuna vardı.
Ekibin raporları Latamne, Serakib, 2018’deki Duma ve Kefer Zita saldırılarını kapsıyor. Ekip ayrıca Mare’deki hardal gazı saldırısını IŞİD’e atfetti.
Ancak ekip, 2013’teki Guta katliamına ilişkin bağımsız bir sorumluluk atfetme raporu yayımlamadı. Bu nedenle Guta saldırısına ilişkin böyle bir raporun ekibe atfedilmesi doğru değil.
BM’ye bağlı Uluslararası, Tarafsız ve Bağımsız Mekanizma ise yargı süreçlerini desteklemek amacıyla delilleri topluyor, koruyor ve analiz ediyor. Kişilerin suçlu bulunması ve cezalarının belirlenmesi yalnızca yetkili mahkemelerin görev alanına giriyor.
Uluslararası yargı yolundaki engeller
Katliamın ağırlığına rağmen kapsamlı bir uluslararası yargı yolu açılamadı. Suriye, Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne taraf olmadığı için mahkeme, Suriye topraklarında işlenen suçlar üzerinde otomatik ve genel bir ülkesel yargı yetkisine sahip değil.
Rusya ve Çin, 2014’te Suriye’deki durumu Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk etmeyi öngören karar tasarısını veto etti. Bu veto, belirli durumlarda başvurulabilecek diğer yargı yollarını ortadan kaldırmasa da BM Güvenlik Konseyi sevkine dayanan daha kapsamlı uluslararası yargı yolunu kapattı.
Kaynak: Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi (Alaraby)