Esaretten Sonra Yeni Mücadele: Gazze’de Bakım Krizi
09.09.2026 - 13:52 | Son Güncellenme: 09.09.2026 - 14:02
İmad’ın babası, oğlunun esir takası kapsamında serbest bırakılacaklar listesine alındığını öğrendikten sonra onu karşılamak için Han Yunus’a giderken, Kasım 2023’te vedalaştığı gencin iki buçuk yılı aşkın süre sonra bambaşka bir durumda döneceğini tahmin etmiyordu.
Babasının anlatımına göre İmad, İsrail güçlerinin ailenin yerinden edilme sırasında sığındığı Rafiî Okulu’na baskın düzenlemesinden önce fiziksel olarak sağlıklı ve psikolojik açıdan dengeli bir gençti.
İsrail güçleri 22 Kasım 2023’te, ailenin binlerce yerinden edilmiş kişiyle birlikte kaldığı okula baskın düzenledi. Baba, “Herkes gibi oraya sığınmıştık. Birden askerler geldi, ellerimizi kaldırıp dışarı çıktık ve İmad’ı aldılar.” diyerek oğlunun herhangi bir siyasi örgüte bağlı olmadığını söyledi.
İsrail cezaevlerinden serbest bırakılan Filistinli esirler, gözaltı ve işkence iddialarının bıraktığı fiziksel ve psikolojik etkilerle mücadele ederken Gazze’deki sağlık kurumları, ihtiyaç duyulan tedavi ve rehabilitasyonu sağlamakta ciddi kapasite sorunları yaşıyor.
İmad’ın ailesi gözaltının ilk aylarında onun akıbeti hakkında hiçbir bilgi alamadı. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra hayatını kaybettiğini düşünen aile taziye düzenledi. Ancak daha sonra İmad’ın hayatta ve İsrail güçlerinin elinde olduğunu öğrendi. Ardından adı esir takası kapsamında serbest bırakılacaklar listesine dahil edildi.
Baba, ailesiyle birlikte oğlunu karşılamak için Han Yunus’a büyük bir sevinçle gittiğini ancak onun yaşadığı değişimin boyutunu ilk anda anlayamadığını söyledi. İmad’la birlikte serbest bırakılan bazı esirlerin kendisine, “İmad’a dikkat et, onu yalnız bırakma, yanında her zaman bir iki kişi olsun.” dediğini aktardı.
Serbest Bırakıldıktan Sonra Nöbetler Başladı
İmad gece geç saatlerde ailenin çadırına ulaştığında annesi onu karşılamak için dışarı çıktı. Ancak buluşma kısa sürede paniğe dönüştü. İmad’ın şiddetli bir nöbet geçirdiğini ve kontrol altına alınabilmesi için birkaç kişinin müdahale etmek zorunda kaldığını anlatan baba, bu durumun daha sonra günlük hayatının bir parçası hâline geldiğini söyledi.
Baba, oğlunun gözaltı sırasında işkence gördüğünü öne sürdü. Diğer esirlerin kendisine İmad’ın elektrik şokuna maruz bırakıldığını ve “sabût” olarak adlandırılan demir bir kafeste tutulup işkence gördüğünü anlattıklarını aktardı.
Yaklaşık 27 yaşında, evli ve iki çocuk babası olan İmad’ın ağır psikolojik ve davranışsal nöbetler geçirdiğini belirten baba, oğlunun artık çalışamadığını ve normal hayatını sürdüremediğini söyledi.
Babasına göre İmad zaman zaman ailesiyle iletişim kurmakta zorlanıyor, aniden çığlık atabiliyor veya ağır bunalım nöbetleri geçirebiliyor.
Aile, İmad’ın sağlık sorunlarının yanı sıra Gazze’deki sağlık ve ruh sağlığı hizmetlerindeki yetersizliklerle de karşı karşıya kaldı. Baba, oğlunun serbest bırakılmasından bu yana herhangi bir düzenli tıbbi, psikolojik veya maddi destek alamadıklarını söyledi.
Tedavi ve tetkik masraflarını kendi imkânlarıyla karşıladıklarını anlatan baba, bunlar arasında beyin elektrosu, ultrason ve bilgisayarlı tomografi bulunduğunu belirtti. Gazze’deki sağlık altyapısının ağır zarar görmesi nedeniyle bir tetkik için yaklaşık üç ay randevu beklediklerini söyledi.
İmad’ın tekrarlayan nöbetleri, çalışamaması ve ailesinin onu yalnız bırakmaya çekinmesi nedeniyle aile, gözaltı öncesindeki hayatına dönmekte zorlanıyor. Babası oğlunun yaşadığı fiziksel ve psikolojik değişiklikleri gözaltında yaşadıklarına bağlıyor.
“Sekiz Ay Boyunca Uykunun Ne Olduğunu Unuttum”
Gazze kentinin doğusundaki Zeytun Mahallesi’nden 50 yaşındaki Refik Yasin de otizm spektrum bozukluğu bulunan 13 yaşındaki oğlu Abdülkerim’le birlikte gözaltında yaşadıklarını anlattı.
Yasin, gözlerini her kapattığında öldürülme, ezilme ve keskin nişancı ateşine ilişkin görüntülerin yeniden canlandığını söyleyerek, İsrail ordusunun kendisini ve oğlunu insan kalkanı olarak kullandığını öne sürdü.
Yasin’in anlatımına göre Zeytun Mahallesi Aralık 2023’te üç gün boyunca kuşatma altında kaldı. Bu süre içinde bölgede su ve gıdaya erişim kesilirken hareket etmeye çalışanların keskin nişancı ateşiyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için evine ulaşmaya çalıştığını ancak bir İsrailli keskin nişancının buna engel olduğunu belirten Yasin, daha sonra oğlu Abdülkerim’le birlikte gözaltına alındığını anlattı.
Yasin, gözaltına alınmalarının ardından kendisi ve oğlunun yedi gün boyunca İsrail ordusuna ait Namer zırhlı personel taşıyıcılarında insan kalkanı olarak kullanıldığını ileri sürdü.
Askerlerin çocuk, kadın, yaşlı veya hasta ayrımı yapmadığını savunan Yasin, kendisi için en ağır olanın otizm spektrum bozukluğu bulunan oğlunun yaşadıkları olduğunu söyledi.
Abdülkerim’in savaş öncesinde otizmli çocuklara yönelik özel bir okula gittiğini, tedavi ve rehabilitasyon seansları aldığını belirten baba, askerlerin çocuğun durumunu dikkate almadığını öne sürdü.
Yasin, oğlunun bağırdığı veya otizmle bağlantılı davranışlar gösterdiği anlarda tüfek dipçikleriyle karnından ve bacaklarından darbedildiğini ve silahların yüzüne doğrultulduğunu iddia etti.
Babasına göre Abdülkerim’in davranışları yaşadıklarından sonra önemli ölçüde değişti. Çocuk artık elinde kamera bulunan bir gazeteci gördüğünde kamerayı silah zannederek korkuyor, eskisi gibi konuşamıyor ve davranışlarında belirgin değişiklikler gösteriyor.
Abdülkerim, babasının sağlık durumunu anlatmasının ardından beş gün sonra serbest bırakıldı ancak Refik Yasin gözaltında tutulmaya devam etti.
Yasin, serbest bırakılmasının ardından sekiz ay boyunca uyku ilaçları olmadan uyuyamadığını, geceleri yıkılan evleri, vurulan insanları ve tankların altında kalan kişileri gördüğü kâbuslarla uyandığını söyledi.
Abdülkerim’in tedavi ve rehabilitasyon seansları da savaş nedeniyle kesildi. Otizm spektrum bozukluğu bulunan çocuklara hizmet veren eğitim merkezlerinin yıkılması nedeniyle özel okuluna dönemedi.
Yasin, Uluslararası Kızılhaç Komitesi dahil çeşitli kuruluşların kendilerine yardım sözü verdiğini ancak ihtiyaç duydukları hizmetlerin henüz yeniden sağlanmadığını söyledi.
Gözaltında Yaralandı, Ayağını Kaybetti
46 yaşındaki Muhammed Rahim Ebu Salah da İsrail cezaevinden serbest bırakıldıktan sonra hayatının tamamen değiştiğini anlattı.
Ebu Salah, gözaltına alındığında herhangi bir yaralanması veya hastalığı bulunmadığını ancak tutukluluk sırasında ayağından yaralandığını, yaranın tedavi edilmemesi sonucu enfeksiyon ve kangren geliştiğini ve sol ayağının kesildiğini söyledi.
24 Ağustos 2024’te Han Yunus’un Emel Mahallesi’nde gözaltına alınan Ebu Salah, 52 gün tutulduktan sonra 15 Ekim 2024’te serbest bırakıldı.
Ebu Salah, gözaltında cop, tüfek ve farklı araçlarla darbedildiğini ve bu sırada sol ayağının alt bölümünden yaralandığını anlattı.
Yarasının iki ila üç hafta boyunca gerekli tıbbi müdahale yapılmadan kaldığını söyleyen Ebu Salah, durumunun ağırlaşmasının ardından hastaneye götürüldüğünü belirtti. Burada yaranın temizlenmesi için iki operasyon geçirdiğini, daha sonra nakledildiği sivil hastanede ayağının kurtarılamayacağının ve hayatının korunabilmesi için kesilmesi gerektiğinin söylendiğini aktardı.
Ebu Salah, ameliyat kararını ailesinden uzakta ve görüşebileceği başka bir doktor bulunmadan kendisinin vermek zorunda kaldığını söyledi. Ameliyathaneye elleri bağlı ve gözleri kapalı şekilde götürüldüğünü, operasyon sonrasında da aynı şekilde çıkarıldığını öne sürdü.
Ayağını kaybetmesinin fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunların başlangıcı olduğunu belirten Ebu Salah, savaş ve gözaltı sırasında yaşadığı ya da tanık olduğu bombardıman, yıkım ve yaralanmaların etkilerini hâlâ taşıdığını anlattı.
Şu anda koltuk değnekleriyle hareket eden Ebu Salah, gözaltından önceki günlük hayatına dönemediğini söyledi.
Gözaltı öncesinde şoförlük yaparak ailesinin geçimini sağlayan Ebu Salah, ayağını kaybetmesinin ardından işine dönemedi. Dört çocuk babası olan Ebu Salah’ın çocuklarından biri de özel sağlık bakımına ihtiyaç duyuyor.
Ebu Salah, Gazze’de sağlık ve psikolojik desteğe erişmenin ciddi bir sorun hâline geldiğini belirtti. Uluslararası ve insani kuruluşların zaman zaman yaralılar ve engellilerle iletişime geçtiğini ve sınırlı psikolojik destek seansları sağladığını ancak bu desteğin düzenli olmadığını söyledi.
Bazı kurumların “bir süre gelip sonra kaybolduğunu” ifade eden Ebu Salah, bir veya iki psikolojik destek seansının yeterli olmadığını; uzun vadeli sağlık, psikolojik destek ve rehabilitasyona ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Ebu Salah ayrıca tıbbi takip, fizik tedavi ve hareket kabiliyetini yeniden kazanmasına yardımcı olacak ekipmanlara ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Gazze dışına tedavi için çıkmakta da güçlük yaşadığını anlatan Ebu Salah, kendisiyle olası bir tedavi seyahati konusunda iletişime geçildiğini ancak ailesinin seyahat düzenlemeleri ve özel bakıma ihtiyaç duyan kızının durumu nedeniyle sürecin zorlaştığını ifade etti.
Gazze’de Ruh Sağlığı Hizmetleri Yetersiz
Gazze’de serbest bırakılan Filistinli esirlerin yaşadığı fiziksel ve psikolojik sorunlara karşı sağlık sisteminin kapasitesi yetersiz kalıyor. Savaşın sağlık tesislerinde oluşturduğu tahribat, ilaç eksikliği ve uzman personel yetersizliği tedavi imkânlarını sınırlandırıyor.
Aksa Şehitleri Hastanesi Ruh Sağlığı Bölümü Başkanı Arafat Ebu Meşayih, Ultra Filistin’e yaptığı açıklamada, Gazze’deki sağlık kurumlarının serbest bırakılan esirlerin sayısı ve sağlık ihtiyaçları konusunda henüz kesin verilere sahip olmadığını söyledi.
Ebu Meşayih, bir kişinin serbest bırakıldıktan sonra hastanede ilk sağlık kontrolünden geçebildiğini ancak daha sonra ihtiyaç duyduğu psikolojik değerlendirme ve uzman hizmetlere yönlendirilmesinin mevcut şartlarda her vaka için mümkün olmadığını ifade etti.
Serbest bırakılanların hem fiziksel hem psikolojik açıdan kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ebu Meşayih, ilk değerlendirmeden geçen bazı kişilerde gece kâbusları, uykuda bağırma, hafıza kaybı, altını ıslatma ve uyku bozuklukları gibi ağır belirtiler görüldüğünü söyledi.
Ebu Meşayih, çok sayıda serbest bırakılmış esirde travma sonrası stres bozukluğuyla bağlantılı belirtiler bulunduğunu, bu kişilerin kısa süreli psikolojik destek yerine uzun vadeli ve uzmanlaşmış tedavi programlarına ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Gazze’de ruh sağlığı alanında özellikle sakinleştirici, uyku ilaçları ve psikiyatrik tedavilerde kullanılan ilaçlarda ciddi eksiklik bulunduğunu aktaran Ebu Meşayih, bölgeye ulaşan ilaç miktarının ihtiyaçları karşılamadığını söyledi.
Psikiyatrist, psikolojik danışman ve uzman terapist sayısında da eksiklik olduğunu belirten Ebu Meşayih, bazı sağlık çalışanlarının savaş sırasında hayatını kaybettiğini, bazılarının ise Gazze’den ayrıldığını ifade etti.
Uzman sayısının artırılmasının tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Ebu Meşayih, ağır travma ve gözaltında yaşandığı bildirilen ihlallerle karşılaşan kişilere müdahale edebilecek özel eğitimli personele ihtiyaç olduğunu söyledi.
Gazze’deki psikiyatri hastanesinin yıkılmasının ruh sağlığı krizini daha da ağırlaştırdığını belirten Ebu Meşayih, tesisin uzun süredir hizmet dışı olduğunu ve ağır vakaları kabul edebilecek yeterli bir alternatif oluşturulamadığını aktardı.
Bazı eski esirlerin ihtiyaç duyduğu tedavi ve tetkiklerin Gazze’de bulunmadığını, bu kişilerin bölge dışında tedavi edilmesi gerekebildiğini söyleyen Ebu Meşayih, seyahat ve hasta sevk süreçlerindeki sorunların da sağlık hizmetlerine erişimi engellediğini ifade etti.
Ebu Meşayih, sağlık kuruluşlarına başvuran bazı kişilerin ağır işkence ve ihlallere maruz kaldıklarını anlattığını; depresyon, travmatik anıların tekrar yaşanması ve uyuyamama gibi uzun süreli psikolojik etkilerin gözlendiğini söyledi.
Psikolojik sorunların Gazze’deki ağır yaşam koşullarından ayrı değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Ebu Meşayih, bazı esirlerin serbest bırakıldıklarında evlerinin yıkıldığını veya aile üyelerini kaybettiklerini öğrendiğini, bunun mevcut travmayı daha da ağırlaştırabildiğini belirtti.
Gazze’de serbest bırakılan esirlerin takibi için ortak bir mekanizma veya kapsamlı bir protokol bulunmadığını söyleyen Ebu Meşayih, sağlık, psikolojik destek, rehabilitasyon, sosyal destek ve temel ihtiyaçları bir arada ele alan kapsamlı bir program gerektiğini ifade etti.
Kaynak: UltraFilistin