Çin’in Füze Cephaneliği ABD’yi Vurabilecek Güce Ulaştı mı?
19.08.2026 - 13:52 | Son Güncellenme: 19.08.2026 - 14:27
Füze gücü, Çin’in askeri stratejisinin en önemli unsurlarından biri haline geliyor. Pekin yönetimi, kıtalararası balistik füzelerden hipersonik füzelere, gemisavar silahlardan denizaltı ve uçaklardan fırlatılabilen sistemlere kadar uzanan geniş ve çeşitli bir füze cephaneliğini hızla geliştiriyor.
Çin, 3 Eylül 2025’te Pekin’de düzenlediği askeri geçit töreninde, kara, deniz ve havadan caydırıcılık esasına dayanan nükleer üçlüsünün unsurlarını ilk kez kamuoyuna açık biçimde sergiledi. Askeri geçit, aynı zamanda ABD ve Çin’in rakip olarak gördüğü diğer güçlere yönelik stratejik mesajlar taşıdı.
Çin’in nükleer üçlüsü
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’in merkezinde yaptığı konuşmada dünyanın barış ile savaş, diyalog ile çatışma arasında bir seçimle karşı karşıya olduğunu söyledi. Şi’nin yanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un da yer aldı.
Siyasi mesajların güçlü biçimde öne çıktığı törende askeri mesaj ise çok daha açıktı. Çin Halk Kurtuluş Ordusu, ülkenin en yeni stratejik silah sistemlerinden bazılarını sergilerken, Çin’in nükleer üçlüsünün temel unsurlarını oluşturan füzeler özellikle dikkat çekti.
Geçit töreninde şu sistemler yer aldı:
- Doğu Rüzgârı serisinin en yeni modellerinden Dong Feng-61, mobil platformlarda taşınabilen uzun menzilli bir füze.
- Nükleer denizaltılardan fırlatılmak üzere tasarlanan Julang-3 füzesi.
- Sadık Gök Gürültüsü olarak bilinen ve stratejik bombardıman uçaklarından fırlatılan Jing Lei-1 füzesi.
Bunların yanı sıra Çin’in cephaneliğinde DF-21 ve DF-26 gemisavar füzeleri de bulunuyor. DF-26, ABD’ye ait Guam Adası’nı vurabilme kapasitesi nedeniyle Guam Ekspresi olarak da adlandırılıyor. Ayrıca uçak gemilerini hedef almak üzere geliştirilen başka füze türleri de mevcut.
Birçoğu ses hızının birkaç kat üzerine çıkabilen bu füzeler, Çin’in nükleer üçlüsü olarak tanımlanan yapının sahadaki karşılığını oluşturuyor. Bu yapı Pekin’e kara, deniz ve havadan eş zamanlı olarak nükleer saldırı gerçekleştirebilme kapasitesi kazandırıyor.
Ortaya çıkan tablo ise Çin’in büyük ölçüde gizlilik içinde yürüttüğü füze programının ne kadar geliştiği, ülkenin ne büyüklükte bir cephaneliğe sahip olduğu, füzelerin menzilleri ve gerçek operasyonel kapasiteleri konusunda giderek daha fazla soru işaretini beraberinde getiriyor.
Rakamlarla Çin’in füze cephaneliği
Pekin yönetimi, sahip olduğu cephaneliğin büyüklüğü veya füze tedarik zincirine ilişkin ayrıntıları açıklamıyor. Ancak ABD Savunma Bakanlığının tahminlerine göre Çin, 2024 itibarıyla en az 3 bin 150 balistik füze ile karadan fırlatılan yaklaşık 300 seyir füzesine sahipti. Bu rakam, 2015’e kıyasla yüzde 147’lik bir artış anlamına geliyor.
Bazı tahminler, Çin füzelerinin menzilinin 11 bin kilometrenin üzerine çıktığına işaret ediyor. Mevcut veriler dikkate alındığında bu durum, gelecekte yaşanabilecek olası bir çatışmada Pekin’in Atlantik Okyanusu’ndaki sınırlı bir bölge dışında dünyanın hemen her noktasını hedef alabilecek kapasiteye sahip olduğu anlamına geliyor.
Böylece Çin, ABD’nin askeri üstünlüğüne yetişme yolunda hızla ilerlerken gözler, Çin’in henüz gerçek savaş koşullarında test edilmemiş silahları açısından fiili bir deneme alanına dönüşebileceği değerlendirilen Tayvan meselesine çevriliyor.
Asıl soru ise şu: Bu füzeler yalnızca caydırıcılık ve siyasi mesaj aracı olarak mı kalacak, yoksa bir gün küresel düzenin çehresini yeniden şekillendirebilecek bir çatışmada kullanılacak mı?
Çin neden füze gücünü sergiliyor?
Bu kapsamda Al-Araby TV Güvenlik ve Askeri İşler Analisti Muhammed es-Samadi, Pekin’deki askeri geçit töreninde sergilenen füzelerin, kendi değerlendirmesine göre üstün nitelikli silahlar olmanın yanı sıra aynı ölçüde siyasi bir mesaj taşıdığını söyledi.
Samadi, Çin’in bu balistik ve hipersonik füzeleri uydu kapasitesi, keşif sistemleri, yapay zeka ve elektronik harp imkanlarının yanı sıra denizaltılar, savaş uçakları ve insansız hava araçlarıyla entegre etmeyi başarması halinde yalnızca bir füze cephaneliği kurmuş olmayacağını belirtti. Samadi’ye göre Pekin bu durumda, rakibinin hareket özgürlüğünü kısıtlayan bütünleşik bir askeri sistem oluşturmuş olacak.
Amman’dan değerlendirmelerde bulunan Samadi, Şi Cinping’in konuşmasındaki siyasi mesajın ABD’ye, Batı Pasifik’te koşulsuz Amerikan askeri üstünlüğü döneminin sona yaklaşmakta olduğunu söylediğini ifade etti.
Samadi ayrıca Tayvan çevresinde yaşanabilecek herhangi bir savaşın, yalnızca iki ordu arasındaki geleneksel bir çatışma olmayacağını, aksine iki bütünleşik askeri sistemin karşı karşıya geleceği bir mücadeleye dönüşeceğini vurguladı.
Öte yandan Samadi, Çin’in askeri geçit töreniyle üç temel hedefe ulaşmak istediğine dikkat çekti. Buna göre Pekin, iç politikada devletin, Komünist Partinin ve ordunun gücünü Çin halkına göstermek; bölgesel düzeyde Japonya, Tayvan, Güney Kore, Filipinler, bölgedeki diğer ülkeler ve ABD’ye her türlü tehditle başa çıkabilecek kapasiteye sahip olduğu mesajını vermek; uluslararası düzeyde ise Washington’a Çin’in askeri gücünün artık denk bir seviyeye ulaştığı yönünde caydırıcı bir mesaj göndermek istedi.
Kaynakça : Al-Araby TV