Çin, İran Savaşından Nasıl En Büyük Kazançla Çıktı?
03.07.2026 - 16:09 | Son Güncellenme: 03.07.2026 - 16:22
ABD ile İran arasında mutabakat zaptının imzalanması ve aylar süren savaşı bitirecek diplomatik sürecin yeniden gündeme gelmesinden bu yana tartışmaların önemli bir bölümü, Tahran’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın çizdiği kırmızı çizgilerin ötesinde kazanımlar elde edip etmediği etrafında dönüyor. Zira Trump, gerilimin en yüksek olduğu dönemde İran için koşulsuz teslimiyet şartını öne sürmüştü.
Ancak tabloya daha geniş açıdan bakıldığında, bu çatışmadan tek kurşun atmadan ve savaşın ön cephesinde görünmeden çıkan başka bir kazanan daha olduğu görülüyor: Çin.
Pekin, ilk günden itibaren ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşını kınadı; saldırının ilk günlerinde İran lideri Ali Hamaney ile bazı üst düzey yetkililerin öldürülmesini eleştirdi ve müzakere yoluyla çözüm çağrısını sürdürdü. Washington ile Tahran kırılgan bir barış sürecine girerken analistler, Çin’in bu çatışmadan birçok stratejik kazanımla çıktığını belirtiyor. Bu değerlendirme, Amerikan Newsweek dergisinde de yer aldı.
Kriz anında istikrarlı güç imajı
Çin, son yıllarda kendisini egemenliğe saygı duyan, diyalogu önceleyen ve sınırları dışında askeri maceralardan kaçınan sorumlu bir büyük güç olarak göstermeye çalıştı. İran savaşı da Pekin’e bu mesajı güçlendirmek için yeni bir fırsat sundu.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, çatışma boyunca İranlı diplomatlarla birçok kez görüşme yaptı. Pekin ayrıca Pakistan’ın arabuluculuk çabalarına destek verdiğini açıkladı. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de ateşkes çerçevesine varılmadan önceki son günlerde üst düzey Çinli diplomatlarla temaslarda bulundu.
Mutabakatın imzalanmasının ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Çin’e müzakerelerin ilerlemesinde oynadığı yapıcı rol nedeniyle kamuoyu önünde teşekkür etti.
Gözden Kaçmasın
Buna karşılık Çinli yetkililer, kendi diplomatik hamleleri ile ABD-İsrail’in düşüncesiz askeri kampanyası olarak niteledikleri süreç arasındaki farkı öne çıkarmaya çalıştı. Pekin’e göre bu askeri kampanya enerji piyasalarında büyük dalgalanmaya yol açtı ve bölgeyi daha geniş bir savaşın eşiğine getirdi.
Newsweek’e konuşan Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Başkanı Henry Wang, ABD’nin İsrail’le birlikte İran’a düzenlediği saldırıların “eşi benzeri görülmemiş kötü bir örnek” oluşturduğunu ve onlarca yıldır var olan küresel düzeni sarstığını söyledi.
Bu söylem özellikle Küresel Güney ülkelerine hitap ediyor. Çünkü birçok hükümet savaşa kuşkuyla bakarken Pekin de uzun yıllardır bu ülkelerde siyasi ve ekonomik nüfuzunu artırmaya çalışıyor.
Savaş, Washington ile Avrupa ve Körfez bölgesindeki bazı müttefikleri arasındaki gerilimi de artırdı. Çatışma boyunca ABD’nin ortakları arasındaki destek düzeyi farklılık gösterdi. Washington ile ticaret ve gümrük tarifeleri konusunda zaten sorunlar yaşayan Avrupa hükümetleri derin bir angajmana girmekte tereddüt ederken, bazı müttefikler de askeri kampanyanın bazı yönlerini ve ekonomik sonuçlarını sorguladı.
Brookings Enstitüsü Çin Merkezi Direktörü Ryan Hass, haziran ayında yayımlanan analizinde, Washington ile ortakları arasında savaşın meşruiyeti, yürütülme biçimi ve sonuçları konusunda ortaya çıkan açık görüş ayrılıklarının, ileride başka dosyalarda daha da derinleşebilecek bölünmeleri görünür kıldığını yazdı. Çin açısından bu ayrışmalar stratejik bir rahatlama alanı oluşturuyor.
Beklenmedik propaganda kazanımları
Savaş, Pekin’e uzun süredir hem kendi kamuoyuna hem de birçok Asya ülkesine verdiği mesaj için yeni bir malzeme sundu: ABD güvenilir olmayan, giderek daha değişken ve kararları öngörülemez bir ortak.
Newsweek’e konuşan American Enterprise Institute’ta dış politika ve savunma çalışmaları direktörü olan kıdemli araştırmacı Kori Schake, dünyanın bugün Trump’ın açıklamaları ve politikalarının ABD imajına verdiği zararın sonuçlarını gördüğünü söyledi. Schake’e göre birçok öfkeli ülke destek vermekten kaçınıyor çünkü Amerikan tercihleri, bu ülkelerin üstlenmek istemediği maliyetler ve riskler doğuruyor.
Schake ayrıca Washington’ın birçoklarının gözünde Çin kadar sert göründüğünü, ancak Çin’e kıyasla daha az öngörülebilir ve stratejik açıdan daha az yetkin algılandığını belirtiyor.
Ryan Hass’a göre Çin, İran deneyimini başkalarına ABD’nin ezici askeri üstünlüğe sahip olduğu durumlarda bile stratejik hedeflerine ulaşmakta zorlandığını hatırlatmak için kullanacak.
Çinli yetkililer açısından bu çatışma, tartışmalarda kullanılabilecek hazır bir örnek sunuyor. Eğer ABD, İran gibi bölgesel bir güce karşı hızlı ve kesin bir sonuç dayatamadıysa Pekin şu daha hassas soruyu gündeme taşıyabilir:
Washington, Çin kıyılarına yakın daha geniş çaplı bir çatışmaya girmeye hazır ya da buna muktedir olacak mı?
Çin’in mesajının arka planında Tayvan var
Savaş, Çin’in Amerikan askeri müdahalelerinin çoğu zaman geride uzun süreli istikrarsızlık bıraktığı ve karar sürecinde belirleyici söz hakkı olmayan müttefiklere maliyet yüklediği yönündeki tezlerini de güçlendirdi.
Bu söylem, Çin’in kendi toprağı olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak kendisine katma sözü verdiği, kendi kendini yöneten Tayvan meselesinde özel önem taşıyor.
Çin son yıllarda Tayvan üzerindeki askeri baskıyı artırmakla kalmadı, aynı zamanda Tayvan toplumunun moralini zayıflatmayı ve Washington’a güvenmenin sonuçlarının garanti olmadığını göstermeyi amaçlayan bir propaganda kampanyası da yürüttü.
Bu açıdan bakıldığında İran savaşı, Pekin’in söyleminde kullanabileceği yeni bir örneğe dönüşüyor: ABD müttefiklerini risk almaya itebilir, ancak net bir sonuç ya da sınırlı bir maliyet garantisi vermez.
Çin ve enerji diplomasisi
Orta Doğu’daki savaş, Çin ekonomisinin en büyük kırılganlıklarından biri olan enerji sektörünü de test etti.
Çin, ham petrolünün yaklaşık yarısını ve sıvılaştırılmış doğal gazının neredeyse üçte birini Orta Doğu’dan ithal ediyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki hareketliliğin aksaması ve gerilim dönemlerinde deniz taşımacılığının gerilemesiyle analistler, Pekin’in ciddi bir ekonomik sarsıntıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.
Bölgeden yapılan ham petrol ithalatı çatışma sırasında düştü ve bazı dönemlerde önceki yıllara kıyasla düşük seviyelere geriledi. Buna rağmen Çin, büyük petrol rezervleri, bazı rafinerilerde üretimi azaltması ve yıllardır sürdürdüğü tedarik kaynaklarını çeşitlendirme ile ithal fosil yakıtlara bağımlılığı azaltma çabaları sayesinde şokun etkisini hafifletmeyi başardı.
Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler acil durum rezervleri üzerinde daha büyük baskılarla karşılaşırken Pekin daha radikal adımlara daha az ihtiyaç duydu. Çin, enerji piyasalarındaki sarsıntıyı büyük ölçüde absorbe etmeyi başardı.
Bu esneklik, başka ülkelerin enerji tedarikini güvence altına almak için hızla harekete geçtiği bir dönemde Çin’e enerji diplomasisi yürütme alanı açtı. Çin rafinerileri, aralarında jet yakıtı ve dizelin de bulunduğu bazı ürünlerin ihracatını, enerji baskısı yaşayan bölgesel pazarlara artırdı. Bu pazarlar arasında Filipinler gibi ABD müttefiki ülkeler de yer aldı.
Analistlere göre kriz, birçok hükümetin güvenilir tedarikçiler aradığı bir dönemde Pekin’e yeni ilişkiler kurma ve nüfuz alanını genişletme fırsatı sundu.
Temiz enerji sektörü için fırsat
Kriz, Çin’in elektrikli araçlar, bataryalar, güneş panelleri ve diğer temiz enerji teknolojilerine yaptığı geniş yatırımların başka bir yönünü de ortaya koydu.
Petrol fiyatlarının yükselmesi ve enerji piyasalarının küresel bir endişe kaynağına dönüşmesi, birçok hükümet ve tüketici açısından elektriğe geçişin önemini artırdı. Çinli şirketler de bu dönüşümden faydalandı. Zira Çin, elektrikli araçlar, bataryalar ve güneş enerjisi tedarik zincirlerinde güçlü bir konuma sahip.
Bu yalnızca ekonomik bir kazanım olmadı. Aynı zamanda siyasi bir mesaja da dönüştü: Çin, geleneksel enerji şoklarını yönetmekle yetinmiyor; daha çalkantılı bir dünyada enerji alternatiflerine öncülük eden güç olarak kendisini sunuyor.
Washington bedel ödüyor, Pekin kazanç topluyor
Sonuçta ABD-İran anlaşması, Orta Doğu sınırlarını aşarak büyük uluslararası dengeler üzerinde de etkili oluyor.
Çin, bu çatışmadan değerli siyasi ve propaganda kozlarıyla çıktı. Hürmüz Boğazı krizini enerji şoklarını absorbe etme kapasitesi açısından bir teste çevirdi; İran’da ABD’nin kesin sonuç almakta zorlanmasını Tayvan konusundaki mesajlarını güçlendirmek için kullandı. Washington’ın bazı ortaklarıyla yaşadığı ayrışmaları ise ABD’nin kriz anında birleşik bir ittifaka liderlik etme kapasitesindeki gerilemenin yeni bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Kırılgan barış süreci başlarken ABD, siyasi ve diplomatik bedelini uluslararası itibarı üzerinden ödediği bir savaşı yönetmiş gibi görünüyor. Pekin ise kazanımları bir anda görünmeyebilecek, ancak etkisi yıllarca sürebilecek sonuçlar elde etmiş durumda.
Kaynakça : Alaraby TV