ABD Mahkemesinden Trump’a "Filistin" Engeli

ABD Bölge Mahkemesi, yabancı uyruklu öğrencilerin Filistin yanlısı eylemleri veya İsrail’e yönelik eleştirileri gerekçe gösterilerek vizelerinin iptal edilmesini ve sınır dışı edilmesini anayasaya aykırı buldu.
abd-mahkemesinden-trump-a-22filistin-22-engeli.png

01.09.2026 - 13:29  |  Son Güncellenme:  01.09.2026 - 13:43

Bir federal hâkim, Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına yeni bir darbe vurdu. Hâkim, yabancı uyruklu öğrencilerin Filistin yanlısı eylemleri ve İsrail'e yönelik eleştirileri gerekçesiyle vizelerinin iptal edilmesinin ve sınır dışı etme işlemlerinin başlatılmasının ABD Anayasası'nı ihlal ettiğine hükmetti.

Karar, Trump yönetiminin göçmenler ve yabancı uyruklu öğrencilere yönelik politikaları nedeniyle mahkemelerde giderek artan hukuki mücadeleler verdiği bir dönemde geldi. Bu öğrenciler arasında özellikle Filistin yanlısı protestolara katılanlar ya da İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşını eleştirenler yer alıyor.

İfade özgürlüğünü savunan bir karar

Reuters'ın aktardığına göre, Kaliforniya'nın San Jose kentindeki ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Noël Weiss, Dışişleri Bakanlığı ile İç Güvenlik Bakanlığının göçmenlik yasalarını vatandaş olmayanları siyasi görüşleri nedeniyle hedef almak amacıyla kullanma biçimini sert bir dille eleştirdi.

Weiss, bir kişinin siyasi ifadesinin vize iptali ya da sınır dışı etme işlemlerine gerekçe gösterilmesinin, ABD Anayasası'nın Birinci ve Beşinci Değişikliklerini ihlal ettiği sonucuna vardı. Birinci Değişiklik ifade özgürlüğünü güvence altına alırken, Beşinci Değişiklik hukuki süreç güvencelerini kapsamaktadır. Mahkeme, öğrencinin yabancı uyruklu olmasının hükûmeti, bu kişiyi görüşlerinin içeriği nedeniyle hedef alma konusunda serbest bırakmadığına hükmetti.

Yargıç Weiss, hükûmeti eleştirme ve liderleri sorgulama hakkı da dâhil olmak üzere ifade özgürlüğünün Amerikan demokrasisinin güç kaynaklarından birini oluşturduğunu vurguladı. Vatandaşların ve yabancı uyrukluların hükûmetin misillemesinden çekinerek öz-sansüre başvurduğunu hissettiklerinde bu gücün zayıfladığı uyarısında bulundu.

Dava nasıl başladı?

Davanın kökleri, Trump yönetiminin Amerikan üniversitelerinde Filistin yanlısı etkinliklere katılan yabancı uyruklu öğrenci ve akademisyenlere yönelik baskı kampanyasını başlattığı Mart 2025'e dayanıyor. Bu kampanyanın en dikkat çekici isimlerinden biri, Filistin yanlısı faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınan ve sınır dışı edilmesini önlemek için ayrı bir hukuki mücadele yürüten Columbia Üniversitesi mezunu Mahmud Halil oldu.

Yönetimin yabancı uyruklu öğrencilere yönelik uygulamaları üniversitelerde derin bir kaygı ortamı yarattı. Bu uygulamaların etkileri yalnızca gözaltına alınan ya da sınır dışı etme işlemine muhatap olanlarla sınırlı kalmadı; pek çok öğrenci İsrail ve Filistin'e ilişkin görüşlerini dile getirmekten ya da tartışmalara katılmaktan kaçınmaya başladı.

"Sınır dışı edilme korkusu" üniversite basınına sıçradı

Karara zemin hazırlayan davada Stanford Üniversitesine bağlı The Stanford Daily gazetesi merkezî rol oynadı. Gazete, öğrenci vizesiyle okuyan bazı yazarlarının vize iptali ya da sınır dışı edilme riskiyle karşılaşmamak için Filistin yanlısı protestoları ve Orta Doğu'daki çatışmayla ilgili haberleri yapmaktan kaçındığını açıkladı.

Dava dosyalarında yabancı uyruklu öğrenciler, öz-sansüre başvurduklarını, İsrail ve Filistin'e ilişkin yorumlarını paylaşmayı bıraktıklarını ve daha önce yayımladıkları içeriklerin kaldırılmasını talep ettiklerini ifade etti. Bu durum, olası sınır dışı etme politikasının etkisinin doğrudan hukuki süreçlerle sınırlı kalmadığını; medya ve akademik alanda da öğrencileri görüşlerini paylaşmadan önce sonuçlarını düşünmeye iten bir iklim yarattığını açıkça ortaya koydu.

Trump yönetiminin kullandığı yasalar

Trump yönetimi, Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası'ndaki bazı hükümlere dayanarak Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya vize iptali ve sınır dışı etme konularında geniş yetkiler tanıdı. Bu hükümler arasında, Rubio'nun bir yabancı uyrukluyu varlığının ya da faaliyetlerinin ABD'nin "önemli bir dış politika çıkarına zarar verdiği" kanaatine varması durumunda sınır dışı edilebilir sayma yetkisi de yer alıyordu. Ancak mahkeme, bu yetkilerin bir kişinin söyleminin içeriğine ya da siyasi tutumuna göre uygulanmasının belirli bir görüşe karşı ayrımcılık anlamına geldiğine hükmetti.

Weiss, hükûmetin siyasi ifadeyi vize iptali ya da sınır dışı etme işlemlerine gerekçe göstermesinin, o ifadeyi içeriği ya da temsil ettiği görüş nedeniyle olumsuz bir muameleyle hedef almak anlamına geldiğini belirtti.

Yargıç, yalnızca Filistin yanlısı protestolarla ilgili davalara bakmakla yetinmeyerek hükûmete göçmenlik yasalarını insanları görüşleri nedeniyle cezalandırmak için kullanma yetkisi tanınmasının hedef kitlesini genişletebileceği uyarısında bulundu.

Hükûmetin onaylamadığı görüşleri dile getiren diğer kişilerin de bu politikanın hedefi hâline gelebileceğine dikkat çekti ve bu yolun, tartışmalı ya da hükûmet tarafından reddedilen görüşler söz konusu olduğunda bile özgür ifade hakkını güvence altına alan ABD Anayasası ile çeliştiğini vurguladı.

Kararın bu bölümünün önemi, davayı yabancı uyruklu öğrencilerin vizeleriyle ilgili sınırlı bir anlaşmazlıktan, göçmenlik yasalarının ifade özgürlüğüyle kesiştiği noktalarda hükûmet yetkisinin sınırlarına dair çok daha kapsamlı bir tartışmaya taşımasında yatıyor.

Trump yönetimine karşı yasal emsal

Weiss'ın kararı bu politikayı reddeden ilk yargı kararı değil. Geçen yıl Boston'daki federal yargıç William Young da Trump yönetiminin Filistin yanlısı faaliyetleri nedeniyle yabancı uyruklu öğrenci ve öğretim üyelerinin vizelerini iptal edip onları gözaltına alarak sınır dışı etme politikasının anayasaya aykırı olduğuna hükmetmişti.

Yargı kararlarının bu şekilde tekrarlanması, yönetimin politikasının mahkemelerde giderek artan bir dirençle karşılaştığına işaret ediyor; özellikle göçmenlik araçlarının siyasi ifadeyi cezalandırma aracına dönüştürüldüğünün görüldüğü durumlarda bu direnç daha da belirginleşiyor.

Bu karar üniversite öğrencileri için ne anlama geliyor?

Karar, siyasi görüşlerinin ABD'deki yasal statülerini yitirmelerine yol açmasından korkan yabancı uyruklu öğrenciler için önemli bir zafer niteliği taşıyor. Öte yandan büyük ölçüde öğrencilere dayanan üniversite medyasına da hassas siyasi konuları haberleştirirken daha güçlü bir hukuki güvence sağlıyor.

Karar, Trump yönetimi ile federal mahkemeler arasında göçmenlik politikaları ve sivil özgürlükler konusunda yaşanan gerilimler zincirinin yeni bir halkasını oluşturuyor. Yönetim, Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana göçmenlik uygulamalarını sıkılaştırma ve çeşitli hükûmet araçlarını göçmenler ile yabancı uyruklulara karşı daha geniş bir alanda kullanma yoluna giderken, hak örgütleri, eğitim kurumları ve medya kuruluşları bu uygulamaların bir bölümüne itiraz etmek için yargıya başvuruyor.

Kaynak: Ultrasawt