Şeyha el-Meyyasa’dan Babası Hamad bin Halife’ye ''Yuba'' Yazısı
18.07.2026 - 13:24 | Son Güncellenme: 13.08.2026 - 10:11
Babamdan öğrendiğim “Ölçü Katar’dır” sözünün birebir bir çevirisi yoktur. Ancak özünde, yapılan her şeyin kişisel çıkar, takdir edilme ya da ego için değil; Katar’ın ve halkının yararı için yapılması gerektiğini anlatır.
Bu söz, yaptığım her işte bana yön veren pusuladır. Kişisel platformumda da benimsediğim bu anlayışı, hayatının her gününde ona göre yaşayan Yuba’mdan öğrendim.
O, ülkesini ve halkını daima kendisinden önce tutardı. Birlikte olduğumuzda konu her zaman Katar olurdu. Onun için ofiste geçirilen bir günle aile tatili arasında kesin bir ayrım yoktu; devlet meseleleri zihnini her an meşgul ederdi.
İnsanları kendine çeken güçlü bir kişiliğe, çevresine yayılan bir karizmaya ve hepimizi vizyonunun etrafında bir araya getiren olağanüstü bir yeteneğe sahipti. Bu vizyonun temelinde tek bir inanç vardı: Katar en iyisini hak ediyordu.
Hayalleri gerçeğe dönüştürdü
Onun liderliğinde, bir zamanlar uzak ve gerçekleşmesi güç hayaller gibi görünen fikirler güçlü gerçekliklere dönüştü. Bu projeler, dünyanın dört bir yanındaki Arap yeteneklere ilham verdi, gelişmeleri için alan açtı ve onları destekledi.
Bu isimlerin birçoğu bana, Arap olmaktan duydukları gururu yalnızca Katar’da gerçekten hissedebildiklerini söyledi.
Yuba’nın yönetime gelişi de yönetimi bırakışı da son derece sıra dışıydı. Temel amacı, ülkemizi yoksulluktan çıkararak insanı her şeyin üzerinde tutan güçlü bir ekonomiye kavuşturmaktı.
Ülkeyi dönüştürmek için tahta çıktı; sevgili oğlunun önünü açmak için tahttan indi. Üstlendiği sorumluluğu yerine getirdiğine inanıyor ve oluşturduğu mirası ileri taşıma görevini kardeşime güvenle emanet ediyordu.
Onun için “Ölçü Katar’dır” sözü, gerektiğinde genç bir liderliği devletin başına getirebilmek anlamına da geliyordu.
Yuba’mla geçirdiğim son anlarda, kardeşimle ne kadar gurur duyduğundan söz etti. Geriye dönüp baktığımda, bölgemiz açısından ne kadar alışılmadık olsa da tahttan çekilmesinin doğru bir karar olduğunu daha iyi anlıyorum.
Verebileceği her şeyi vermişti. Artık sorumlulukları geleceğe taşıyacak yeni bir kuşağın önünü açma zamanı gelmişti.
Bana hiçbir sınır koymadı
Güvendiği gençlerden biri de bendim. Ancak bundan daha önemlisi onun kızıydım ve beni de oğullarının önünü açtığı kadar kararlı biçimde destekledi.
Küçük bir kızken başarabileceklerimin bir sınırı olduğuna inanmama hiçbir zaman izin vermedi. Bana yüzmeyi, dalmayı, araba kullanmayı, iskambil ve tenis oynamayı, seyahat etmeyi, sevmeyi, gülmeyi, yaşamayı ve en önemlisi vermeyi öğretti.
Amerika’da, daha sonra da Paris’te eğitim almam için beni teşvik etti. Beni sürekli yeni ufuklara yönlendirdi. Yaz tatillerimde benim için stajlar ayarlardı. Onun gösterdiği yolu izlemekte hiçbir zaman tereddüt etmedim çünkü Yuba’m beni her zaman en iyi tanıyan kişiydi.
Beni aradığında iyi olmadığımı hissederse her gün yeniden arar, hâlimi sorardı. Sesimde bir değişiklik sezdiğinde ise yalnızca, “Sesinin tonunu beğenmedim.” derdi.
Babam hem güçlü hem hassas, çok katmanlı ve incelikli bir insandı. Güçlü sezgilere sahipti ve emeğin hakkını teslim ederdi. Farklı sorumluluk alanlarını yönetecek yetenekli isimleri arayıp bulur, birini seçtiğinde ona bütünüyle güvenir ve tam yetki verirdi.
Üzerinde çalıştığımız projeleri kendisiyle sık sık ayrıntılı biçimde konuşurdum. Daha sonra işlerin nasıl ilerlediğini sorduğunda, anlattıklarımın ne kadarını hatırladığını görmek beni şaşırtırdı.
Bu ilgiyi yalnızca bana göstermezdi. Çevresindeki herkes onun kendisini dinlediğini ve önemsediğini hissederdi. Yuba’nın pek çok meziyeti vardı ancak benim için en değerlisi, insanları dinleme ve onlarla ilgilenme biçimiydi.
“Sırada hangi müzeyi açıyoruz?”
2005 yılında üniversiteden mezun olduktan bir gün sonra onunla çalışmaya başladım. Birkaç gün içinde Chicago’dan New York’a, Tokyo’dan Singapur’a kadar dünyayı dolaşıyorduk.
Olağanüstü bir enerjisi vardı. Dur durak bilmeyen azmi hepimizi ileriye taşıyordu. Aldığı her kararın derin bir anlamı bulunuyordu.
İslam Eserleri Müzesi’nin sorumluluğunu üstlenmemi istediğinde 23 yaşındaydım. Müzenin açılışından sonraki günü hâlâ çok net hatırlıyorum. Bana baktı ve yalnızca, “Sırada hangi müzeyi açıyoruz?” diye sordu.
Başarıyı uzun süre kutlayarak kaybedecek zaman yoktu. Dikkat her zaman önümüzdeki yol ve bir sonraki hedef üzerindeydi.
Ona göre kültürel altyapı, sosyoekonomik dönüşümün katalizörüydü. Kültür, yaşam kalitesini ve insani gelişmeyi ileriye taşıyan temel güçlerden biriydi. Bu nedenle kaybedilecek tek bir gün bile yoktu.
Beni daima tetikte tutar, ayaklarımın yere basmasını ve mütevazı kalmamı sağlardı. Her şeyden önce insani ve sahici olmamı isterdi.
Yuba kendisiyle dalga geçip gülmeyi severdi ve bana da aynısını öğretti. Harekete geçme ve insanları kucaklama konusundaki özgüveni, benim de bunu yapabileceğimi gösterdi.
Bize uzun konuşmalar yaparak değil, örnek olarak liderlik etti. Bildiğim pek çok şeyi onun davranışlarından öğrendim.
Arapların sesini güçlendirmek istedi
İktidara geldiğinde sansürü kaldırdı ve Al Jazeera’yı kurdu. Bunun yalnızca Katar adına değil, bütün Arap dünyası için en fazla gurur duyduğu başarısı olduğuna inanıyorum.
Arapların hayatını iyileştirmek, onların onurlu biçimde yaşamalarını sağlamak ve medya, eğitim, kültür, sinema, spor ve diğer alanlarda seslerini güçlendirmek istiyordu.
Anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülebileceğine inanırdı. Başkalarının görüşlerini sonuna kadar dinleyecek sabra sahipti.
Görüş ayrılığını hiçbir zaman çatışma olarak değerlendirmezdi. Aksine bizi doğruyu söylemeye, meseleyi bütün yönleriyle anlamaya ve çözüm bulunana kadar düşünmeye teşvik ederdi.
Kararlar kişisel önyargılara göre değil, Katar’ın çıkarları doğrultusunda alınmalıydı. Katar en iyisini hak ediyordu ve yapılması gereken her neyse mümkün olan en iyi biçimde yapılmalıydı.
Halkına her zaman yakındı
Babam öğleden sonraları yeni projeleri ve mahalleleri görmek için arabayla dolaşırdı. Bazen insanların evlerine uğrar ve nasıl olduklarını sorardı.
Halkına, sanki hepsi kendi çocuklarıymış gibi yakın dururdu. Çünkü bir bakıma gerçekten öyleydiler.
Hiçbir çocuk, hiçbir yetişkin, hiçbir Katarlı ve Katar’da yaşayan hiç kimse kendisini onun varlığından ya da gülümsemesinden uzak hissetmezdi.
Vizyon sahibi liderin ardında, kendisini ailesine adamış bir eş, baba ve dede vardı. Anneme derin bir saygı duyar, bizim yetişmemize ve topluma yaptığı büyük katkıyı sık sık överdi.
İş hayatında önemsediği değerlerle evde benimsediği değerler aynıydı. Tatiller hiçbir zaman boş oturmak için değildi. Her günden en iyi şekilde yararlanmamız için bizi erkenden uyandırır, onun disiplinine ortak olmamızı sağlardı.
Öğle yemekleri siyasetçilerin, düşünürlerin, yazarların, sanatçıların ve eski dostların canlı sohbetleriyle geçerdi.
Yuba’m sevgisini, ilgisini ve merakını cömertçe paylaşırdı. Yerinde duramaz, tek bir anını bile boşa harcamazdı. Herkesi kucaklar ve hiç kimseye kendisinden daha az önemli olduğunu hissettirmezdi.
Kendisini çoğu zaman yalnızca “Hamad” diye tanıtırdı. İçten gülümsemesi ve sıcak kahverengi gözleriyle kalıcı bir iz bırakması için tek bir karşılaşma ve tek bir konuşma yeterdi.
Geride kalan sevgi ve miras
Ölüm geldiğinde sevgi ve miras dışındaki her şeyi alıp götürür.
Dünyanın dört bir yanından insanlar taziyelerini sunmak üzere Katar’a gelirken, bu yas günlerinde babamın gerçek şaheserini görüyorum: Yakından ve uzaktan gelen insanların acısını paylaştığı, yas içinde birleşmiş bir millet.
Onu onurlandırmak; birlik içinde kalmak, odağımızı korumak, disiplinli davranmak ve ülkemizle bölgemiz için en iyisini gerçekleştirmeye kararlılıkla devam etmektir.
Kardeşime duyduğu mutlak güven ve gurur, hiç kuşkusuz bize yol göstermeyi sürdürecektir. İmkânsız görüneni mümkün kılmak, dikkatimizi dağıtan unsurlara aldırmadan ortak hedefimize odaklanmak, onun bize bıraktığı sorumluluklardan biridir.
Bu nedenle gelecek hafta işlerimizin başına dönerken, onun bizden ne beklediğini hatırlayarak hepimiz daha çok çalışmalıyız.
Kendimizin en iyi hâline ulaşmalı ve elimizden gelen en iyi biçimde katkıda bulunmalıyız. Mütevazı, nazik, cömert ve misafirperver kalmalıyız.
Hatırası, hayatımızın geri kalanında bize yol göstermeyi sürdürsün.