Zanzibar Köle Pazarı Müzesi: Tarihsel Gerçeklik, Sömürge Mirası ve Kimlik Siyaseti

Araştırmacı Halime Güven, Zanzibar Köle Pazarı Müzesi’ndeki tarihsel gerçeklik, sömürge mirası ve kimlik siyaseti tartışmalarını Fokus+ için kaleme aldı.
zanzibar-kole-pazari-muzesi-tarihsel-gerceklik-somurge-mirasi-ve-kimlik-siyaseti.jpg

05.08.2026 - 17:21  |  Son Güncellenme:  06.08.2026 - 15:24

Müzeler, uzun yıllar boyunca geçmişi nesnel biçimde aktaran kurumlar olarak görülmüş olsa da son kırk yılda gelişen müzecilik ve hafıza çalışmaları, bu yaklaşımı önemli ölçüde sorgulamıştır. Günümüzde müzelerin yalnızca tarihî belgeleri sergileyen tarafsız kurumlar olmadığı; aksine geçmişi belirli anlatılar çerçevesinde yeniden inşa eden, toplumsal hafızayı şekillendiren ve ulusal kimliklerin oluşumunda rol oynayan kültürel mekânlar olduğu kabul edilmektedir. 

Doğu Afrika'nın en önemli tarihî merkezlerinden biri olan Zanzibar'daki Eski Köle Pazarı da bu tartışmaların dikkat çekici örneklerinden biridir. Uzun yıllardır dünyanın farklı ülkelerinden gelen ziyaretçilere Doğu Afrika köle ticaretinin sembolik mekânı olarak tanıtılan bu alan, son yıllarda tarihçiler ve antropologlar tarafından eleştirel biçimde yeniden değerlendirilmektedir. 

Marie-Aude Fouéré'nin 2020 yılında yayımlanan çalışması, Zanzibar Köle Pazarı Müzesi'nin yalnızca geçmişi anlatan bir müze olmadığını; aynı zamanda sömürge döneminden miras kalan anlatıları, ulusal kimlik siyasetini ve günümüz toplumsal gerilimlerini yeniden üreten bir hafıza mekânı olduğunu belirtmektedir. Makale, müzede sunulan anlatılar ile tarihsel araştırmalar arasında önemli farklılıklar bulunduğunu ortaya koyarak müzeciliğin tarih üretme biçimini sorgulamaktadır.  

Müze olarak hafıza mekânı 

Fouéré'nin hareket noktası, Pierre Nora'nın "hafıza mekânları" yaklaşımıyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Yazara göre Zanzibar Köle Pazarı yalnızca geçmişin yaşandığı bir yer değildir; geçmişin bugünkü ihtiyaçlara göre yeniden anlamlandırıldığı sembolik bir alandır. 

Bu yönüyle müze, tarihî olayların eksiksiz bir temsili olmaktan ziyade belirli tarih yorumlarının kurumsallaştırıldığı bir hafıza mekânına dönüşmektedir. Ziyaretçilerin karşılaştığı bilgilendirme panoları, kölelik anıtı, Anglikan Katedrali, rehber anlatıları ve diğer sembolik unsurlar birlikte ele alındığında ortaya çıkan anlatı, tarihsel gerçekliğin birebir yansıması değil; seçilmiş, sadeleştirilmiş ve yeniden kurgulanmış bir tarih anlatısıdır. 

Tarihsel gerçeklik ile müze anlatısı arasındaki uyuşmazlık 

Makalenin en dikkat çekici bulgularından biri, müzede yıllardır anlatılan bazı hikâyelerin tarihsel belgelerle doğrulanmamasıdır. 

Bunların başında bugün ziyaretçilere "köle zindanları" olarak gösterilen bodrum odaları gelmektedir. Jonathon Glassman'ın araştırmalarına dayanan değerlendirmeyi aktaran Fouéré, bu odaların köle pazarının faaliyette olduğu dönemde henüz mevcut olmadığını; köle pazarının 1873 yılında kapatılmasından yaklaşık yirmi yıl sonra Anglikan misyonu tarafından inşa edilen St. Monica Manastır-Hastanesi kompleksinin soğuk depo bölümleri olduğunu ve ilaç ile yiyeceklerin korunması amacıyla kullanıldığını belirtmektedir.  

Dolayısıyla ziyaretçilere anlatılan "ellişer-altmışar kölenin günlerce karanlıkta tutulduğu hücreler" anlatısı hem mekânın inşa tarihiyle hem de mevcut tarihsel bulgularla uyuşmamaktadır. Tarihsel kaynaklar, satış öncesinde kölelerin, bugünkü Anglikan Katedrali'nin bulunduğu alanda yer alan geçici kulübelerde tutulduğunu göstermektedir. 

Ayrıca kölelerin, dönemin ticaret sistemi içinde ekonomik bir değeri vardı. Satış sırasında yüksek fiyatla alıcı bulabilmeleri için sağlık durumlarının ve fiziksel görünümlerinin korunması tüccarların da çıkarınaydı. Bu yönüyle kölelerin uzun süre havasız ve sağlıksız yer altı odalarında tutulduğu yönündeki anlatılar, yalnızca mevcut tarihsel bulgularla değil; dönemin ticari mantığıyla da örtüşmemektedir. 

Sergi alanındaki bilgilendirme panolarında bu odaların köle zindanları olduğuna dair herhangi bir açıklamaya yer verilmemesi, müze yönetiminin bu anlatıyı tarihsel bir bilgi olarak açıkça sahiplenmekten kaçındığını göstermektedir. Ancak bu durum, akademik ve etik müzecilik açısından yeterli değildir. Müze, köle zindanları olarak tanıtılan alanların, köle pazarının kapatılmasından sonra inşa edilen yapılar olduğunu açıkça belirtmeli; zindan anlatısının ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını da serginin konusu hâline getirmelidir. Böylece yalnızca kölelik tarihi değil, bu tarihe ilişkin hafızanın ve müze anlatısının nasıl üretildiği de ziyaretçilere açıklanmış olacaktır. 

Benzer biçimde kilisenin bulunduğu alandaki "kölelerin kırbaçlandığı ağaç" anlatısı da mevcut arşiv belgeleriyle doğrulanmamaktadır. Dönemin seyyahları, misyonerleri ve sömürge görevlilerinin kayıtlarında köle pazarı ayrıntılı biçimde anlatılmasına rağmen bu tür olaylara ilişkin bir kanıt bulunmamaktadır. 

Müze kompleksinin bahçesinde yer alan ve zincirlenmiş köleleri tasvir eden anıt da bu hafıza inşasının önemli unsurlarından biridir. Danimarkalı heykeltıraş Clara Sörnäs tarafından hazırlanan ve Avrupalı aktörlerin desteğiyle 1998 yılında yerleştirilen bu anıt, köleliğin tarihsel gerçekliğini sembolik bir dille görünür kılmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte anıt da müzenin genel anlatısı gibi ziyaretçilerin, geçmişi belirli bir temsil biçimi üzerinden algılamasına katkıda bulunmakta ve kölelik hafızasının günümüzde nasıl kurgulandığına dair tartışmaların bir parçası hâline gelmektedir.   

Atlantik kölelik modelinin Hint Okyanusu'na taşınması 

Fouéré'nin önemli tespitlerinden biri de Zanzibar Köle Müzesi'nde kullanılan anlatının, büyük ölçüde Atlantik köle ticareti hafızası üzerine kurulmuş olmasıdır. 

Transatlantik köle ticaretinin simgeleri hâline gelen karanlık zindanlar, zincire vurulmuş kalabalık topluluklar ve dramatik bekleme sahneleri, Zanzibar'daki müze anlatısının da merkezine yerleştirilmiştir. Oysa Hint Okyanusu köle ticareti, kendi tarihsel dinamiklerine sahip farklı bir sistemdi. 

Hint Okyanusu'nda köleler yalnızca plantasyon işçisi olarak değil; ev hizmetlerinde, askerlikte, denizcilikte, zanaatkârlıkta ve saray hizmetlerinde de kullanılmıştır. Ticaret ağları, aktörleri ve toplumsal ilişkileri Atlantik sistemden önemli ölçüde farklılık göstermektedir. 

Fouéré'ye göre müze, bu farklılıkları yeterince yansıtmamakta; ziyaretçilerin aşina olduğu Atlantik kölelik anlatısını Zanzibar'a uyarlamaktadır. Böylece Hint Okyanusu köleliğinin tarihsel özgünlüğü geri planda kalmakta; Zanzibar deneyimi, Atlantik köleliğinden alınan mağduriyet imgeleri üzerinden temsil edilmektedir. 

İngiliz abolisyonizmi ve seçici hafıza 

Makalenin dikkat çektiği hususlardan biri de İngiltere'nin müze anlatısındaki konumudur. 

Zanzibar Köle Pazarı'nın bugünkü hafıza mekânına dönüşme süreci, köle ticaretinin sona ermesiyle başlamıştır. 1873 tarihinde Sultan Bergaş bin Said, köle pazarının kapatılmasını öngören anlaşmayı imzalamıştır. Bu gelişmeden yalnızca üç ay sonra Universities' Mission to Central Africa (UMCA) eski köle pazarı arazisini satın almıştır. Aynı yıl, Piskopos Edward Steere tarafından Christ Church Katedrali'nin temel taşı atılarak inşaat başlatılmış ve 1880 yılında tamamlanmıştır. Böylece eski köle pazarı, köle ticaretinin yaşandığı tarihî bir mekân olmanın ötesinde Anglikan misyonunun ve İngiliz kölelik karşıtı hareketinin başarısını simgeleyen sembolik bir alana dönüştürülmüştür. 1979 yılında eski köle pazarı alanı, Zanzibar Hükûmeti tarafından ulusal miras alanı ilan edilmiş; 2013-2016 yılları arasında ise World Monuments Fund ile Zanzibar Anglikan Diyakozluğu iş birliğinde yürütülen kapsamlı restorasyon ve yeniden düzenleme çalışmalarıyla günümüzde ziyaretçilerin karşılaştığı müze anlatısı büyük ölçüde şekillendirilmiştir.  

Oysa tarih araştırmaları, İngiliz kölelik karşıtı politikasının yalnızca ahlaki gerekçelerle açıklanamayacağını göstermektedir. İngiltere açısından kölelik karşıtı müdahaleler; Hindistan'a uzanan deniz yollarını denetleme, Hint Okyanusu ticaretinde üstünlük kurma, rakip Avrupa devletlerinin bölgedeki etkisini sınırlandırma ve Zanzibar Sultanlığı üzerindeki siyasi nüfuzu artırma hedefleriyle de bağlantılıydı. Çünkü İngiltere, köle ticaretiyle mücadeleyi hukuki bir dayanak olarak kullanarak Hint Okyanusu'nda seyreden gemileri durdurma ve arama yetkisi elde etmiş; böylece bölgedeki ticaret yolları üzerindeki nüfuzunu önemli ölçüde artırmıştır.  

Fouéré, müzede bu çok boyutlu tarihsel arka planın yeterince işlenmediğini; İngiliz müdahalesinin daha çok ahlaki bir kurtuluş hikâyesi olarak sunulduğunu belirtmektedir. Böylece Avrupa'nın köle ticaretindeki tarihsel sorumluluğu arka planda kalırken İngiliz abolisyonizmi (köleliğin kaldırılmasını savunan hareket) ön plana çıkarılmaktadır. 

Arap kimliği üzerinden kurulan sorumluluk 

Fouéré'nin kaleme aldığı makale ayrıca müzedeki görsel ve yazılı anlatılarda Ummanlı Arap tüccarların belirgin biçimde öne çıkarıldığına dikkat çekmektedir. 

Arap tüccarlar, Zanzibar'daki köle ticaretinin önemli aktörlerinden biriydi. Ancak köle ticareti; Afrikalı aracılar, Hintli finans çevreleri, Avrupalı tüccarlar ile farklı yerel güçlerin rol oynadığı; Fransız plantasyon ekonomisinin talepleri ve İngiltere'nin bölgedeki ekonomik ve stratejik çıkarlarıyla da şekillenen uluslararası bir sistemdi. 

Müzenin kullandığı ikonografi ise bu karmaşık yapıyı göstermeyerek sorumluluğu ağırlıklı olarak "Arap köle tüccarı" imgesi üzerine yüklemektedir. Bu durum, çok aktörlü ekonomik sistemi, tek boyutlu bir anlatıya dönüştürmektedir. 

Rehberler ve sözlü hafıza 

Fouéré'nin saha araştırmasının en özgün yönlerinden biri, yaklaşık elli farklı müze turuna katılarak rehber anlatılarını gözlemlemesidir. 

Araştırmaya göre müze rehberleri yalnızca resmî bilgileri aktaran görevliler değildir. Onlar aynı zamanda kendi aile geçmişlerini, toplumsal kimliklerini ve yerel hafızayı ziyaretçilere aktarmaktadır. 

Özellikle Anglikan Kilisesi'nin tarihsel anlatısı içinde yetişen bazı Hristiyan rehberler, köle odalarının gerçek olduğuna kesin biçimde inanırken bazı bağımsız rehberler, arşiv belgelerine dayanarak bu anlatıyı sorgulamaktadır. Bu durum, müze içinde dahi geçmişin nasıl yorumlanacağı konusunda ortak bir tarih anlatısının bulunmadığını göstermektedir. 

Böylece hafıza, yalnızca müze tarafından değil; toplumun farklı kesimleri tarafından da sürekli yeniden üretilmektedir. 

"Temas Alanı" mı, "Gerilim Alanı" mı? 

2016 yılında Zanzibar Köle Pazarı Müzesi'nde açılan kalıcı serginin amacı, tarihsel doğruluğu artırmak ve farklı toplumsal kesimleri ortak bir hafızada buluşturmaktı. Ancak sergi alanında yer alan bilgilendirme panoları ve bazı yerel rehberlerin anlatımları, köle ticaretini büyük ölçüde tek boyutlu bir anlatı içerisinde sunmakta ve Zanzibar'da günümüzde de devam eden Arap-Afrika kimlik tartışmalarının yeniden üretilmesine sebep olmaktadır. 

Buna ek olarak bodrum katta yer alan sözde köle zindanları hakkında sergi alanındaki panolarda herhangi bir yazılı bilgiye yer verilmeyerek bu odaların tarihsel gerçekliği konusunda daha temkinli bir tutum benimsenmiş olsa da rehber anlatıları büyük ölçüde eski biçimini korumuştur. İngiliz abolisyonizmi merkezî konumunu sürdürmüş; Avrupa'nın ekonomik ve jeopolitik çıkarları büyük ölçüde arka planda bırakılmıştır. Arap kimliğini öne çıkaran görsel ve sözlü anlatı ise varlığını korumuştur. 

Bu nedenle Fouéré, Zanzibar Köle Pazarı'nın bir "temas alanı" olmaktan ziyade bir "gerilim alanı" olarak işlediğini belirtmektedir. Müze, farklı hafızaların uzlaşabildiği bir mekân değil; sömürge döneminde şekillenen ve günümüzde de etkisini sürdüren kimlik tartışmalarının yeniden üretildiği bir alandır. 

Sonuç 

Marie-Aude Fouéré'nin çalışması, Zanzibar Köle Pazarı Müzesi'ni yalnızca tarihsel doğruluk açısından eleştiren bir araştırma değildir. Asıl katkısı, müzelerin geçmişi nasıl inşa ettiğini ve bu inşanın günümüz kimlik siyasetini nasıl etkilediğini göstermesidir. 

Makale, tarih ile hafıza arasındaki ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Tarih, eleştirel yöntemlerle sürekli yeniden sorgulanan bilimsel bir araştırma alanıyken hafıza seçici, duygusal ve siyasal süreçlerle şekillenmektedir. Zanzibar Köle Pazarı Müzesi ise bu iki alanın kesişiminde yer almakta; tarihsel gerçeklik, sömürge mirası, ulusal kimlik, dinî anlatılar ve turizm ekonomisi arasında karmaşık bir denge kurmaya çalışmaktadır. 

Bu nedenle Zanzibar Köle Pazarı'nı değerlendirirken temel soru, "Burada köle ticareti yaşandı mı?" değil; "Bu geçmiş bugün kim tarafından, hangi amaçlarla ve hangi anlatı çerçevesinde temsil edilmektedir?" olmalıdır. Fouéré'nin çalışması, müzelerin yalnızca geçmişi sergileyen kurumlar değil; aynı zamanda geçmişi yeniden üreten ve bugünün toplumsal ilişkilerini etkileyen güçlü kültürel aktörler olduğunu ikna edici biçimde ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, Zanzibar örneğinin ötesinde, kölelik, sömürgecilik ve kolektif hafıza üzerine yürütülen uluslararası tartışmalar için de önemli bir katkı sunmaktadır. 

Bu nedenle Zanzibar Köle Pazarı Müzesi, yalnızca kölelik tarihini anlamak için değil; tarihin nasıl seçildiğini, yorumlandığını ve siyasal hafızaya dönüştürüldüğünü görmek için de önemli bir örnek teşkil etmektedir. 

Kaynakça 

  1. Clifford, J. (1997). Routes: Travel and Translation in the Late Twentieth Century. Harvard University Press.  
  2. Fouéré, M.-A. (2020). Museumizing the slave trade and slavery in Zanzibar: Truth, untruth, and uncertainty at the Old Slave Market. Ethnologie française, 50(1), 109-124.  
  3. Glassman, J. (2011). War of Words, War of Stones: Racial Thought and Violence in Colonial Zanzibar. Indiana University Press.  
  4. Nora, P. (1989). Between memory and history: Les lieux de mémoire. Representations, 26, 7-24.  
  5. Sheriff, A. (1987). Slaves, Spices and Ivory in Zanzibar: Integration of an East African Commercial Empire into the World Economy, 1770-1873. James Currey.  
  6. Sheriff, A. (1995). The History and Conservation of Zanzibar Stone Town. Department of Archives, Museums and Antiquities, Zanzibar.  
  7. Sheriff, A. (2014). The Indian Ocean: Oceanic Connections and the Creation of New Societies. Hurst Publishers.