Yüksek Başarı Düşük Hacim: AB Fonlarında Türkiye Denklemi

Araştırmacı Muhammed Sadullah Güzel, AB fonlarında Türkiye’nin yüksek başarı oranına rağmen düşük katılım hacmiyle öne çıkan Ufuk Avrupa denklemini Fokus+ için kaleme aldı.

yuksek-basari-dusuk-hacim-ab-fonlarinda-turkiye-denklemi.jpg

09.07.2026 - 12:14  |  Son Güncellenme:  09.07.2026 - 15:35

AB fonları üye ülkelerin istifadesine daha açık ama erişilebilir ciddi bir alan var. Türkiye'de özel sektör ne kadar talepkâr? 

Avrupa Birliği, araştırma ve yeniliği ortak bir bütçeyle fonlamak için 1984'ten bu yana birbirini izleyen çerçeve programları yürütüyor. Bu programların mantığı, üye ve ortak ülkelerden kurumları aynı projelerde buluşturup sınır ötesi iş birliğini parayla teşvik etmek. Geleneğin bugünkü halkası, AB’nin amiral gemisi niteliğindeki Ufuk Avrupa (Horizon Europe); 2021-2027 dönemini kapsıyor, 2014-2020 arasındaki Ufuk 2020'nin halefi ve yaklaşık 95,5 milyar avroluk bütçesiyle dünyanın en büyük sivil araştırma fonlarından biri [1]. Sıradaki halka olan onuncu çerçeve programı (FP10, ya da Horizon Europe 2028-2034) ise şu anda yazım aşamasında; Avrupa Komisyonu bütçesini yaklaşık 175 milyar avroya, neredeyse iki katına çıkarmayı öneriyor [2]. 

Programa, 27 üye devletin yanı sıra yaklaşık 20 asosiye ülke katılıyor. AB üyesi olmayan bu ülkeler, bir uluslararası anlaşmayla program bütçesine maddi katkı veriyor ve karşılığında üye devletlerle neredeyse eşit koşullarda başvurup fon alabiliyor; temel fark, çalışma programlarının ve kuralların belirlendiği kararlarda oy haklarının bulunmaması [1]. Norveç, İsviçre, İsrail, Birleşik Krallık ve Türkiye bu ülkelerin başında geliyor. Türkiye programa 2021'de tam asosiye üye olarak katıldı ve ülke düzeyindeki koordinasyonu TÜBİTAK yürütüyor. 

İşte bu yazının konusu, Türkiye'nin bu fonun neresinde durduğu. Arazi gelişmiş üye devletlere doğru eğimli olsa da asosiye ülkelere açık ve Türkiye'nin kazanabildiği bir alan var. Öyleyse mesele dışarıdaki engelden çok içeride. Ortada erişilebilir bir alan varken, Türkiye özel sektörü bu fırsata ne derece talepkâr? Bu soruyu üç adımda ele alacağız. Bu doğrultuda evvela programın arazisini, ardından Türkiye'nin kapasitesini ve son olarak bu kapasitenin söz konusu araziye talebini değerlendireceğiz. 

Ufuk Avrupa fonu ve dağılımı 

Ufuk Avrupa, temel bilimden pazara yakın yeniliğe uzanan önceliklerde ağırlıkla konsorsiyum mantığıyla çalışıyor; yani farklı ülkelerden kurumlar bir araya gelip ortak proje sunuyor. Bunun yanında öncül araştırmayı destekleyen Avrupa Araştırma Konseyi (ERC), araştırmacı dolaşımını fonlayan Marie Skłodowska-Curie Eylemleri (MSCA) ve yenilikçi firmalara odaklanan Avrupa Yenilik Konseyi (EIC) gibi bileşenleri bulunuyor. 

Fonun dağılımı, arazinin merkez ülkelere doğru eğimini rakamlarla ortaya koyuyor. AB Yayın Ofisi'nin raporuna göre iş birliğine dayalı projelerde dağıtılan fonun yaklaşık yüzde 80'i, başta Almanya, Fransa, İspanya, Hollanda ve İtalya olmak üzere gelişmiş üye devletlerde toplanıyor. Türkiye'nin de içinde olduğu yaklaşık 20 asosiye ülke ise havuzun ancak yüzde 6'sını paylaşıyor [3]. Bu yüzde 6'lık dilimin aslan payını da Norveç, İsviçre ve İsrail alıyor. Yani özetle denebilir ki köklü konsorsiyum ilişkileri ve kurumsal yakınlık nedeniyle program, yapısal olarak merkez ülkeleri kayırıyor. 

Ama arazideki bu eğim, tırmanılamaz olduğu anlamına gelmiyor. Asosiye statüsü, başvuru ve fon konusunda neredeyse üye devletlerle eşit haklar sunuyor. Türkiye'nin de asosiye ülke olarak başvuru hakkını kullandığında sonuç aldığını biliyoruz. Avrupa Komisyonu'nun aylık güncellenen ülke profiline göre Türk kuruluşlarına sağlanan net AB katkısı, Haziran 2026 itibarıyla 398,3 milyon avroya ulaşmış durumda. Daha çarpıcı olan ise Türkiye'nin başvuru kabul oranının yüzde 11,47 olması; zira Ufuk Avrupa verilerine göre başvuru kabul ortalaması yüzde 8,77 [4]. Nitekim Avrupa Komisyonu da Türkiye'nin katılımı için "özellikle başarılı" değerlendirmesini yapıyor [5]. 

Bu da alanın hakikaten erişilebilir olduğunu ve Türk başvurularının oldukça rekabetçi olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik programa girmek illa büyük bir konsorsiyum kurmayı gerektirmiyor. Konsorsiyumlar bu işin merkezinde elbette ve Türkiye'nin o projelerde de daha görünür olması gerekiyor; ama onların yanında, konsorsiyum kurma yüküne takılmadan tek bir kuruluşun ya da araştırmacının başvurabildiği kanallar da var. Tek bir ev sahibi kurumla yürütülen MSCA doktora sonrası bursları, tek bir araştırmacıya verilen ERC hibeleri ve tek bir KOBİ'nin başvurabildiği EIC Accelerator bunların başında geliyor. Nitekim KOBİ'lere açık EIC Pre-Accelerator çağrısında Türkiye, en çok başarılı teklif çıkaran ülkeler arasında yer aldı [6]. 

Tüm bu pozitif grafiğe rağmen Türkiye'nin programdaki toplam ağırlığı istenilen seviyede olmaktan uzak. Yüzde 0,93'lük katılım ve yüzde 0,67'lik fon payı [4] gösteriyor ki Türkiye başvurdukça kazanıyor fakat çok az başvuruyor. Dolayısıyla rahatlıkla söylenebilir ki Türkiye açısından esas sorun fon kazanma başarısında değil, bu husustaki masaya oturma hacminde. Bu sorunun nedenini ararken önce içeriye, Türkiye'nin kapasitesine bakmak gerekiyor. 

Türkiye'nin Ar-Ge altyapısı 

İç kapasite, hacim sorununun altyapı yokluğundan kaynaklanmadığını gösteriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2026 verilerine göre Türkiye'deki teknopark sayısı 114; ülkede 2025 sonu itibarıyla resmî statüye sahip 1.363 Ar-Ge merkezi ve 342 tasarım merkezi bulunuyor [7]. Buna, Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu'nun (OSBÜK) 2026 ilk çeyrek verisiyle 418 organize sanayi bölgesi ekleniyor; bunların 373'ü Sanayi Bakanlığına bağlı, 45'i tarıma dayalı ihtisas OSB'si [8]. Ankara Sanayi Odasının analizine göre teknoparklarda 12 bini aşkın firma faaliyet gösteriyor; bu bölgeler yüz binin üzerinde istihdam ve kümülatif olarak 16 milyar doları aşan ihracat üretmiş durumda [9]. Yirmi yıl önce bu yoğunlukta bir ekosistem yoktu; alanda kesintisiz teşvik politikalarının uygulanmasıyla Türkiye, bölgesinin en donanımlı aktörlerinden biri hâline geldi. 

Türkiye'nin bu Ar-Ge altyapısı Avrupa'da da başarı üretebiliyor. Programda en çok fon alan Türk kuruluşlarının başında, tek başına yaklaşık 74 milyon avroyla TÜBİTAK; ardından Koç, ODTÜ, Bilkent ve Sabancı Üniversiteleri geliyor. Türkiye ayrıca 30 ERC baş araştırmacısı ve 264 MSCA katılımıyla temsil ediliyor [4]. Bu durum, Türkiye'nin kapasitesini ve nitelikli iş üretebildiğini gösteriyor. 

Ama bu başarı listesinde dikkat çeken bir boşluk var: En çok fon alanların neredeyse tamamı kamu araştırma kurumu ya da seçkin üniversite. Özel sektör, özellikle de KOBİ'ler fon alma konusunda epey geride. Programdaki Türk KOBİ sayısı yalnızca 198 [4]; on iki bini aşkın teknopark firması ve çok daha geniş KOBİ tabanı düşünüldüğünde bu rakam dikkat çekici biçimde düşük kalıyor. Yani sorun kapasitenin kendisi değil, o kapasiteyi uluslararası programa taşıyacak özel sektör talebinin zayıflığı. 

Eksik halka 

Yukarıdaki iki tabloyu birleştirince eksik halkayı rahatlıkla görebiliyoruz. Bir yanda erişilebilir, Türkiye'nin kazanabildiği bir Avrupa alanı; öbür yanda devasa bir iç sanayi tabanı. İkisini buluşturması gereken özel sektör ise denklemde büyük ölçüde yok. Dolayısıyla sorun ne kapasite eksikliği ne de AB'nin eğimli zemini. Asıl darboğaz, Türk özel sektörünün buradaki fırsattan yeterince haberdar ve talepkâr olmaması. 

Ufuk Avrupa, çoğu firma için uzak, karmaşık ve erişilmez bir proje. Buna bir de İngilizce bürokrasinin yanı sıra başvuru, ortak bulma ve raporlama gibi profesyonel uğraş gerektiren meseleler ekleniyor. Hatta birçok KOBİ, programın varlığından bile haberdar değil. Haberi olanların büyük çoğunluğu ise getirisine karşılık riski fazla buluyor; dolayısıyla teşvik söz konusu olunca TÜBİTAK'ın ulusal hibeleri çoğu zaman daha az riskli ve erişilebilir görünüyor. Akademi-sanayi iş birliğinin proje bazlı ve geçici kalması da bunu pekiştiren bir sebep. Talebi örgütleyecek, fırsatı firmaya ulaştıracak kalıcı bir köprü olmadığı için sistem büyük ölçüde kamu kurumları ve akademinin inisiyatifine kalıyor. 

Oysa kamu tarafı, bu adımı kolaylaştıracak araçları büyük ölçüde kurmuş durumda. Ulusal İrtibat Noktaları rehberlik sağlıyor; TÜBİTAK ise "Uluslararası İşbirliklerine Katılımı Özendirmeye Yönelik Destek ve Ödül Programları" başlığı altında geniş bir teşvik seti yürütüyor. MSCA ve ERC başvuruları için ön değerlendirme ve mülakat desteği, koordinatörlük desteği, ağlara üyelik ve seyahat destekleri, eşik üstü ve başarı ödülleri bunlardan bazıları [10]. Yani başvuruyu kolaylaştıran ve hatta ödüllendiren mekanizmalar mevcut. Bu da gösteriyor ki iş artık büyük ölçüde özel sektörde. 

Ne var ki bu talep kendiliğinden doğmuyor. Bir KOBİ için Ufuk Avrupa çoğu zaman yalnızca bir hibe değil; Avrupalı ortaklara, yeni pazarlara ve ortak teknoloji geliştirmeye açılan bir kapı. Sorun, bu değerin firmaya neredeyse hiç anlatılmamış ve riskli görünen başvuru sürecinin getiriyi gölgelemiş olması. Talebin uyandırılması da işte bu değeri görünür kılmaktan ve süreci daha az riskli hâle getirmekten geçiyor. 

AB'nin eğimli arazisi elbette bu tabloyu ağırlaştıran bir unsur. Almanya, Fransa gibi merkez ülkelerin onlarca yıllık ağlarına sonradan ve hatta "Doğu"dan dâhil olmak hiç de kolay değil. Ama yine de bu, Türkiye'nin kendisiyle eşit statüde, yani asosiye olan Norveç ve İsrail gibi ülkelerin gerisinde kalmasına bir bahane olmamalı. Burada dışarıdaki engellerden ziyade, içeride talebin örgütlenememesinden kaynaklı bir problem var. Çünkü erişilebilir alan yerinde duruyor ve alana girme talebi olanlar kazanıyor. Eksik olan, daha çok sayıda Türk firmasının alana girmek için talepte bulunması. Nitekim asosiye ülkeler arasında başarı anlamında başı çeken Norveç hem nüfus hem sanayi tabanı bakımından Türkiye'den çok daha küçük bir ülke; fakat kurumlarını ve firmalarını programa sistemli biçimde yönlendirmesi sayesinde bu olumlu sonucu alabiliyor [11]. 

Sorunu böylece ortaya koyunca reçete de gayet açık görülüyor. İlk olarak, talebi görünür kılmak gerekiyor. Yani KOBİ'lere ve Anadolu sanayisine yönelik sade ve açık bilgilendirme, başarı hikâyeleri ve sektörel hedeflemeyle programı "uzak ve erişilmez bir Brüksel bürokrasisi" olmaktan çıkarmak gerekiyor. Ufuk Avrupa fonuna dair bilgiyi firmalara ulaştırmak, teknopark yönetimlerini ve organize sanayi bölgelerini birer bilgilendirme ve yönlendirme noktasına dönüştürmek öncelikli ihtiyaç. Bununla birlikte, başvuru riskini azaltıp başarıyı ödüllendiren teşvikleri (eşik üstü ve başarı ödülleri gibi) firmanın risk-getiri hesabını çevirecek ölçüde güçlendirmek de bu adımın bir parçası. 

Daha sonra da talebi taşıyacak kalıcı aracılık kurumlarını güçlendirmek gerekiyor. Avrupa'nın araştırma gücünün arkasındaki sessiz aktörler, "araştırma ve teknoloji kuruluşu" (RTO) denen yapılardır; üniversitedeki bilgi ile sanayinin ihtiyacı arasında kalıcı bir köprü kuran, sözleşmeli ve uygulamalı araştırma yapan kurumlar. Almanya'nın Fraunhofer'i yetmişi aşkın enstitü, otuz iki bin dolayında personel ve yıllık yaklaşık 3,6 milyar avroluk bütçeyle çalışıyor. Hollanda'nın TNO'su 4.500 çalışanı ve 580 milyon avroluk cirosuyla enerjiden savunmaya, sağlıktan döngüsel ekonomiye uzanıyor. Finlandiya'nın VTT'si ise 2.300'ü aşkın araştırmacısıyla ülkenin en büyük uygulamalı araştırma kuruluşu. Ortak özellikleri, firmaları sürekli biçimde Avrupa konsorsiyumlarına taşıyan profesyonel kadrolara sahip olmaları ve bir proje bittiğinde dağılmamalarıdır [12]. 

Türkiye bu işlevden yoksun değil. TÜBİTAK'ın Marmara Araştırma Merkezi (MAM), 1972'den bu yana enerji, malzeme, iklim ve yaşam bilimlerinde sanayiye, kamuya ve akademiye uygulamalı araştırma hizmeti veren köklü bir kurum. BİLGEM, bilişim ve bilgi güvenliğinde yapay zekâdan siber güvenliğe uzanan altı enstitüsüyle ülkenin en güçlü Ar-Ge merkezlerinden biri. Üniversitelerdeki Teknoloji Transfer Ofisleri de akademiyle sanayiyi buluşturma işini yürütüyor [13]. Yani Avrupa'daki köprü kurumlarının yaptığı işin önemli bir kısmı Türkiye'de hâlihazırda yapılıyor. 

Eksik olan, yeni bir dev kurum değil; bu güçlü çekirdeği ortak bir göreve odaklayacak adanmış bir köprü işlevi. Yani özel sektörün talebini sistemli biçimde toplayan, firmaları doğru Avrupa konsorsiyumlarıyla eşleştiren ve teklif sürecini baştan sona üstlenen kalıcı bir katman. Bu da pratikte, mevcut yapıların (MAM, BİLGEM, transfer ofisleri ve teknopark yönetimleri) bu göreve dönük bir koordinasyon ve uzmanlıkla donatılması anlamına geliyor. Böyle bir yapının başarısı da kendi büyüklüğüyle değil, programa kaç yeni firma kazandırdığıyla ölçülmeli. 

Üçüncü adım ise zamanla ilişkili. Girişte değinilen onuncu çerçeve programı (FP10) şu anda, yani kuralları ve öncelikleri henüz yazılırken masada. Bu, kuralların ve ortaklık ağlarının daha şekillenirken etkilenebileceği nadir bir pencere. Ama bu pencereden yararlanmak da yine aynı talebe bağlı. Yani özel sektörün hangi alanları öncelikli göreceğini şimdiden talep etmesi ve sözünü ettiğimiz aracı kurumla akademinin de bu talebi teknik içerikle desteklemesi elzem. İkisi birlikte devreye girerse Türkiye bir sonraki döneme, istatistikleri alt üst edecek bir altyapıyla girebilir. Önceden iyi hazırlık yapmak, sonrasında fazladan efor sarf etmeye nazaran daha fazla kazanım sağlar. Bu hazırlığın ilk adımı ise içerideki talebi örgütlemek. 

Sonuçta Türkiye'nin Ufuk Avrupa denklemi bir kapasite yahut kalite meselesi değil. Ufuk Avrupa'nın kapısı Türkiye'ye açık; içerideki güçlü sanayinin bu açık kapıyı fark edip çalması gerekiyor. Bu noktada geriye tek bir soru kalıyor: Türkiye bu talebi örgütleyip erişilebilir alanı dolduracak mı, yoksa kapasitesini içeriye hapsedip Avrupa'nın araştırma haritasında bir dipnot olarak mı kalacak? 


Kaynakça 

[1] Avrupa Komisyonu, Araştırma ve Yenilik GM. "Association to Horizon Europe" ve Ufuk Avrupa programı (2021-2027, 95,5 mr €; asosiye ülke statüsü; AB çerçeve programları 1984'ten beri). https://research-and-innovation.ec.europa.eu/strategy/strategy-research-and-innovation/europe-world/international-cooperation/association-horizon-europe_en Erişim: Haziran 2026. 

[2] Avrupa Komisyonu. "Horizon Europe 2028-2034 (FP10): twice bigger, simpler, faster and more impactful" (~175 mr € bütçe teklifi). https://research-and-innovation.ec.europa.eu/news/all-research-and-innovation-news/horizon-europe-2028-2034-twice-bigger-simpler-faster-and-more-impactful-2025-07-16_en 16 Temmuz 2025. 

[3] Avrupa Yayın Ofisi / DG R&I. "Country Participation in the EU R&I Framework Programmes: A Retrospective." https://www.horizontevropa.cz/files_public/elfinder/6302/country%20participation%20in%20the%20eu%20r&i%20framework%20programmes-KI0524564ENN.pdf 2024. 

[4] Avrupa Komisyonu. "Horizon Europe Country Profile: Türkiye" (aylık güncellenen canlı pano). https://dashboard.tech.ec.europa.eu/qs_digit_dashboard_mt/public/extensions/RTD_BI_public_HE_Country_Profile/RTD_BI_public_HE_Country_Profile.html?Country=TR Erişim: Haziran 2026. 

[5] Avrupa Komisyonu, Araştırma ve Yenilik GM. "EU and Türkiye deepen cooperation in industrial decarbonisation and innovation policy." https://research-and-innovation.ec.europa.eu/news/all-research-and-innovation-news/eu-and-turkiye-deepen-cooperation-industrial-decarbonisation-and-innovation-policy-2025-11-27_en 27 Kasım 2025. 

[6] Avrupa Komisyonu / EIC. EIC Pre-Accelerator ve EIC Accelerator ile MSCA-ERC başvuru koşulları (tekil başvuru kanalları; COST ve EUREKA çok ortaklı). https://eic.ec.europa.eu/news/eic-pre-accelerator-supports-70-early-stage-deep-tech-companies-countries-lower-innovation-2026-04-23_en 2026. 

[7] T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri ile Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri İstatistikleri. https://www.sanayi.gov.tr/istatistikler/istatistiki-bilgiler/mi0203011501 Mayıs 2026. 

[8] OSBÜK (Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu). "Sayılarla OSB." https://osbuk.org/view/sayilarlaosb/osbliste.php 2026, 1. çeyrek. 

[9] Ankara Sanayi Odası. "Küresel Teknoloji Politikaları Perspektifinde Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Analizi" (basın aktarımıyla erişildi). https://www.haberankara.com/is-dunyasi/asodan-turkiyedeki-teknoloji-gelistirme-bolgeleri-analizi-313118 Nisan 2026. 

[10] TÜBİTAK. "Uluslararası İşbirliklerine Katılımı Özendirmeye Yönelik Destek ve Ödül Programları." https://tubitak.gov.tr/sites/default/files/ua_isbirliklerine_katilimi_ozendirmeye.244_islenmis_hali.pdf Erişim: Haziran 2026. 

[11] Science|Business. "Data Corner: Norway leads associated country league in Horizon Europe." https://sciencebusiness.net/news/r-d-funding/horizon-europe/data-corner-norway-leads-associated-country-league-horizon-europe Erişim: Haziran 2026. 

[12] Fraunhofer-Gesellschaft (kurumsal künye); TNO (Hollanda) ve VTT (Finlandiya) yıllık verileri; Avrupa araştırma ve teknoloji kuruluşları (RTO). https://www.fraunhofer.de/en/about-fraunhofer/profile-structure/facts-and-figures/finances.html Erişim: Haziran 2026. 

[13] TÜBİTAK. Enstitüler: Marmara Araştırma Merkezi (MAM) ve BİLGEM. https://tubitak.gov.tr/en/institutes Erişim: Haziran 2026.