Türkiye’nin Kuzeyinde: Moldova, Transdinyester’i Neden Gündemine Alıyor?
06.01.2026 - 16:28 | Son Güncellenme: 07.01.2026 - 08:12
Moldova, bu yıl Avrupa Birliği yanlısı çizginin sandıkta bir kez daha teyit edilmesiyle rotasını netleştirdi. AB üyeliği artık sadece bir hedef değil, devlet politikası.
Ancak Kişinev’in önünde hala aşılması gereken kritik bir eşik var: Ukrayna sınırında yer alan, fiilen Moskova’ya yakın bir çizgide duran ve adeta Sovyetlerin tek nostaljik kalıntısı olan Transdinyester bölgesi.
Son günlerde Moldova’nın AB ve ABD ile birlikte bölgenin yeniden entegrasyonu için çalıştığına dair bilgiler, yıllardır donmuş görünen bu dosyayı yeniden hareketlendiriyor.
Sovyet dağılmasından bugüne uzanan bir ayrılık
Transdinyester sorunu, Sovyetler Birliği’nin son yıllarında ortaya çıkan kimlik ve yön tartışmalarının ürünü. 1989’da Moldova’da dil meselesi üzerinden başlayan tartışmalar ve Romanya ile birleşme ihtimali, ülkenin doğusundaki Rusça konuşan nüfusta ciddi bir rahatsızlık yarattı. Bu rahatsızlık, 1990’da Transdinyester’in tek taraflı bağımsızlık ilanına dönüştü.
Sovyetler çöktüğünde Moldova bu ilanı tanımadı. Kısa süreli ama sert bir çatışma yaşandı. Sonuçta Transdinyester, uluslararası alanda tanınmayan ama kendi kurumları, para birimi, pasaportu ve parlamentosu olan fiili bir yapı haline geldi. Moldova ise bölgeyi hukuken kendi toprağı olarak görmeye devam etti.
Gözden Kaçmasın
Moskova’nın uzun gölgesi
Rusya, Transdinyester için sadece siyasi bir müttefik olmadı, aynı zamanda ekonomik can damarı rolünü üstlendi. Yıllarca ücretsiz doğalgaz sağlandı, on binlerce kişiye Rusya tarafından emekli maaşı ödendi. Bölgede yaklaşık 1.500 Rus askeri “barış gücü” adı altında konuşlandı, düzenli tatbikatlar yapıldı.
Bu tablo, kamuoyunu da şekillendirdi. 2006’daki referandumda halkın ezici çoğunluğu Rusya’ya katılma fikrine destek verdi. Bölge liderleri de yıllar boyunca Moskova ile entegrasyonu stratejik hedef olarak dile getirdi. Transdinyester, Rusya için hem Moldova üzerinde baskı aracı hem de Ukrayna’nın güneybatısına yakın bir askeri dayanak noktası işlevi gördü.
Çözüm arayışları neden sonuç vermedi?
2000’li yıllardan itibaren masaya gelen çözüm girişimleri kalıcı sonuç üretmedi. 2003’te gündeme gelen ve Moldova’yı gevşek bir federasyona dönüştürmeyi öngören Kozak Memorandumu, son anda rafa kalktı. Ardından AGİT, AB ve ABD’nin de dahil olduğu “5+2” müzakere formatı kuruldu.
Ancak kaçakçılık iddiaları, sınır güvenliği sorunları ve büyük güçler arasındaki gerilimler süreci kilitledi. 2012’de yeniden başlayan görüşmeler, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle tamamen durdu. O tarihten sonra Transdinyester dosyası, Moldova-Rusya ilişkilerindeki en sert başlıklardan biri haline geldi. Ukrayna’nın işgali girişiminden sonra bölge daha da büyük bir önem taşır hale geldi.

Moldova’nın Avrupa yolu ve zor soru
Moldova, son on yılda Avrupa ile entegrasyonu hızlandırdı. AB ile ortaklık anlaşması imzalandı, aday ülke statüsü alındı, Rus gazına bağımlılık azaltıldı. Anayasal düzeyde AB üyeliği hedefi referandumla kabul edildi. Moskova ise açık şekilde ülkenin egemenliğine yönelik en büyük tehdit olarak tanımlandı.
Ancak, Birleşik Devletler’in Avrupa’yı Ruslara karşı yalnız bıraktığı bir ortamda, Rus askerlerinin bulunduğu bir bölge varken Moldova’nın AB’ye girebilme ihtimali azalıyor.
AB tarihinde çözülmemiş ihtilaflara rağmen gerçekleşen genişlemeler var. Yine de Transdinyester meselesi, doğrudan Rus askeri varlığı nedeniyle çok daha hassas bir dosya olarak öne çıkıyor. Kişinev de bu nedenle, AB yoluna Transdinyester’i yeniden entegre ederek devam etmeyi tercih ediyor.
Yeni hamle: Washington ve Brüksel’le ortak plan
Son haftalarda Moldova yönetimi, AB ve ABD ile birlikte Transdinyester’in yeniden entegrasyonu için bir plan üzerinde çalıştığını açıkladı. Ayrıntılar kamuoyuna yansımış değil. Ancak kulislerde konuşulan başlıklar, Rus askerlerinin bölgeden çekilmesi, güvenlik garantileri ve ekonomik destek paketleri gibi hedefleri içeriyor.
Bu adım Moskova’yı rahatsız ediyor. Hatta Kremlin’in Transdinyester’deki varlığını artırmaya çalıştığına dair haberler de gündeme geliyor. Buna rağmen bu kez dengeler Moldova’nın lehine görünüyor.
Ekonomik kriz dengeleri değiştiriyor
Transdinyester ekonomisi son bir yılda ciddi bir sarsıntı yaşadı. Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını durdurması, enerji fiyatlarını hızla yükseltti. İhracat düştü, yaşam maliyetleri arttı, bölge yönetimi ekonomik olağanüstü hal ilan etti.
Daha da önemlisi, Transdinyester’in ihracatının büyük bölümü fiilen AB pazarına gidiyor. Rusya’dan gelen destek azalırken, Brüksel enerji yardımı ve ekonomik destek seçeneklerini masaya koyuyor. Bu tablo, Transdinyester elitleri için Moskova’ya koşulsuz bağlılığın artık eskisi kadar cazip olmadığını gösteriyor.

Entegrasyon kolay olmayacak
Yeniden entegrasyon gerçekleşse bile Moldova’yı zorlu bir süreç bekliyor. Bölge nüfusunun önemli bir kısmı emekli ya da işsiz. Bu kitlenin Moldova’nın sosyal güvenlik sistemine dahil edilmesi, bütçe üzerinde ciddi baskı yaratacak. Siyasi açıdan da riskler var. Transdinyester’den gelecek pro-Rus seçmenler, ülkedeki dengeleri doğrudan etkileme ihtimali taşıyor. Bu açıdan bölgenin entegrasyonundan Avrupa Birliği yanlısı siyasetin kazanıp kazanmayacağı da belli değil.
Yine de sahadaki işaretler dikkat çekici. Son seçimlerde Transdinyester’de katılım tarihi düşük seviyelere indi. Buna karşın AB yanlısı partilere verilen destek gözle görülür biçimde arttı. Rusya’dan gelen sübvansiyonların kesilmesi, seçmen davranışında da kırılma yaratıyor.
Son dönemde Rusya, Trump’ın göreve başlamasıyla birlikte elini güçlendirmiş gibi gözükse de, Venezuela ve Suriye gibi dosyalarda müttefiklerine somut bir destek sunma girişiminde bulunmadı. Ancak Moldova, Venezuela ve Suriye’nin aksine yakınında, etki alanında ve Ukrayna’da da kullandığı argümanlara dayanan durumlar mevcut.
Ancak ekonomik gerçekler ve Moldova’nın Avrupa ile kurduğu güçlü bağlar, bu dosyada ilk kez somut bir hareket alanı yaratıyor. Kişinev için Transdinyester artık sadece geçmişten kalan bir sorun değil, Avrupa yolunun kilit kapısı olarak görülüyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.