Türk-Mısır Koordinasyonu: Kriz Yönetiminden Stratejik Ortaklık İnşasına
23.01.2026 - 17:04 | Son Güncellenme: 29.01.2026 - 13:54
Türk-Mısır koordinasyonu; Gazze’den Sudan’a ve Afrika Boynuzu’na kadar uzanan krizlerin iç içe geçtiği, bölgesel güvenlik dengelerinin ve Orta Doğu ile Afrika'daki güç denklemlerinin değiştiği, oldukça çalkantılı bir bölgesel dönemde hızlı gelişmelere tanık oluyor.
Bu süreç, Ankara ve Kahire’de, sınırları aşan tehditler karşısında geçmişteki anlaşmazlıkları geride bırakmanın bir zorunluluk haline geldiğine ve geleneksel diplomatik tepkilerle yetinmek yerine kriz yönetimi için ortak yaklaşımlar benimsenmesi gerektiğine dair artan bir farkındalığı yansıtıyor.
Tutumların koordinasyonu
Bu bağlamda Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ve Türk mevkidaşı Hakan Fidan, 13 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde Gazze, Sudan ve Afrika Boynuzu’ndaki son gelişmeleri ele aldı.
Gözden Kaçmasın
Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre her iki taraf; Gazze Şeridi’nde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, insani yardım akışının güvence altına alınması ve bir sonraki aşamanın düzenlemeleri için baskı yapılması gerektiğini vurguladı.
Görüşmede Sudan krizindeki gelişmeler de yer buldu. Taraflar, kapsamlı bir ateşkese zemin hazırlayacak insani bir mühletin sağlanmasının, Sudan'ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasının ve ulusal kurumlarının desteklenmesinin önemine dikkat çekti.
Görüşmede ayrıca, Afrika Boynuzu’ndaki son durum ele alınırken, Somali'nin birliğini ve egemenliğini zedeleyen her türlü adıma karşı çıkıldığı teyit edildi. Bu kapsamda, bölgesel barış ve güvenlik üzerindeki olumsuz yansımaları nedeniyle, İsrail’in sözde Somalilandı tanıması gibi adımların reddedildiği belirtildi.
Bölgesel güvenlik ve stratejik yakınlaşma
Afrika Araştırmaları ve Politika Çalışmaları Merkezi Genel Direktörü Muhammed Salih Ömer, bu koordinasyonun anlamını daha geniş bir perspektifle değerlendirerek; Kahire ve Ankara arasında yaşananların geçici bir hamle olmanın ötesinde, tehlikeli bölgesel dönüşümlere verilen doğrudan bir yanıt olduğunu belirtiyor.
Ömer, Fokus+’a özel yaptığı açıklamalarda, İsrail’in Somalilandı tanımasının bölgesel güvenlik ve dengelerde bir kırılma yarattığını ifade etti. Bu durumun, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’i stratejik güvenlik alanlarının bir parçası olarak gören başta Mısır ve Türkiye gibi ülkeler için tehlike çanlarını çaldığına işaret etti.
Ömer, Gazze, Sudan ve Yemen’deki gelişmelerin yakınlaşma hızını artırdığını belirterek, Mısır ve Türkiye’nin Gazze’de ateşkes sağlanması ve anlaşmanın ilk aşamasına geçilmesi konusundaki rollerinin koordinasyonu güçlendirmede kilit rol oynadığını ekledi. Ayrıca her iki ülkenin, geçmişteki anlaşmazlıklarını büyük ölçüde geride bıraktığını ve bölgesel önceliklerin ikili farklılıkların önüne geçtiği ileri bir ilişki geliştirme aşamasına geçtiğini vurguladı.
Gazze konusunda ise Ömer; her iki tarafın elinde tuttuğu nüfuz kartları ve ilgili aktörlerle olan ilişkileri sayesinde Türk-Mısır koordinasyonunun, gelecek aşamanın düzenlemelerinde belirleyici bir unsur olduğunu ifade etti. İki ülkenin duruşunun, askeri ve siyasi baskılara rağmen Filistinlilerin tehcir edilmesi projelerini boşa çıkardığını ve Filistin davasına hizmet edecek, Gazze Şeridi’nin acılarını hafifletecek olumlu sonuçlara yol açabileceğini belirtti.
Sudan krizi
Sudan krizi bağlamında, Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Salih Mutlu Şen, 15 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada; ülkesinin Sudan krizine yönelik uluslararası çabalara katılımının, bölgesel barış ve istikrarı destekleme ile sürdürülebilir siyasi çözümleri güçlendirme konusundaki sarsılmaz kararlılığının bir parçası olduğunu vurguladı.
Büyükelçi, Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Musa Kulaklıkaya'nın, Birleşmiş Milletler ile işbirliği içinde Kahire'nin ev sahipliğinde düzenlenen Sudan'da Barış Girişimleri ve Çabalarının Koordinasyonunu Geliştirme 5. İstişare Toplantısı'na katıldığını belirtti.
Salih Mutlu Şen açıklamalarında, Mısır'ın bu toplantıya ev sahipliği yapmasının siyasi çözüm yollarını desteklemedeki merkezi rolünü yansıttığını ifade etti. Şen ayrıca, Ankara'nın Sudan halkının acılarını dindirmek ve siyasi süreci ileriye taşımak amacıyla Kahire, Birleşmiş Milletler ve tüm uluslararası ortaklarla yakın işbirliğini sürdüreceğini teyit etti.
Bu çerçevede Muhammed Salih Ömer; Mısır ve Türkiye arasındaki koordinasyonun, Suudi Arabistan Krallığı ile paralel olarak, Sudan'ın birliğini ve kurumlarının meşruiyetini destekleyen bölgesel bir duruşun şekillenmesine katkıda bulunduğuna dikkat çekiyor. Ömer'e göre bu durum, biriken bölgesel baskıların ardından, ABD'nin tek bir meşru tarafı tanıma konusundaki tutumunda nispeten bir esneme yaşanmasına da yansıdı.
Savunma ortaklığı
Siyasi koordinasyona paralel olarak, Mısır-Türkiye savunma sanayii işbirliği, diplomatik ilişkilerin 2023'te tam kapasiteyle geri dönmesinden bu yana dikkat çekici bir gelişme gösterdi. Bu bağlamda Türk şirketi ASELSAN, Genel Müdür Ahmet Akyol'un açıklamalarına göre, Kahire'de yaklaşık 80 Türk firmasının katıldığı "EDEX 2025" savunma fuarının ardından, Aralık 2025'te Mısır'da "Aselsan Egypt" adıyla bir bölgesel temsilcilik ofisi açtığını duyurdu.
Eski Mısır Ordusu Generali ve Küresel Güvenlik ve Savunma İşleri Enstitüsü üyesi Yasser Hashem, Asharq Al-Awsat gazetesine verdiği demeçte; Türkiye ile savunma işbirliğinin sadece güç dengelerini değiştirmeyi hedeflemediğini, aynı zamanda Mısır'ın ortaklıklarını çeşitlendirme, silahlanma maliyetlerini düşürme ve yerli savunma sanayiini geliştirme stratejisiyle bağlantılı olduğunu belirtti.
Uzmanlar, bu işbirliğinin iki ülke arasındaki yakınlaşma sürecinin bir zirve noktası olduğunu, stratejik karar bağımsızlıklarını güçlendirebileceğini ve İsrail ile olan askeri açığı kapatabileceğini düşünüyor. Üstelik Türkiye'nin NATO üyeliği göz önüne alındığında, bu durumun ABD veya Avrupa için doğrudan bir tehdit oluşturmadığı ifade ediliyor.
Buna karşılık İsrail gazetesi Ma'ariv, Mısır ve Türkiye arasındaki askeri işbirliğinin, özellikle de hayalet savaş uçağı "KAAN" üretimi alanındaki sonuçları konusunda uyarıda bulunarak, bunun gelecekte İsrail'in hava üstünlüğünü tehdit edebileceğini savundu.
Bölgesel dengeler ve gelecek vizyonu
Eski Türkiye Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Cahit Tuz, Asharq Al-Awsat’a verdiği demeçte, Mısır ve Türkiye'nin bölgedeki iki merkezi gücü temsil ettiğini ve ilişkilerindeki her türlü gelişmenin doğrudan bölgesel dengelere yansıdığını belirtti. Tuz, bölgenin 7 Ekim 2023 sonrası köklü değişikliklere tanık olduğunu ve İsrail'in sıkça dile getirdiği coğrafyanın ve ülke sınırlarının değiştirilmesi söyleminin Orta Doğu ülkeleri için varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekti.
Tuz, bu tehditlerin Kahire ve Ankara'yı geçmişteki gerilimleri aşmaya ve ticari-yatırım işbirliğinin yanı sıra özellikle savunma ve askeri alandaki ortak projeler aracılığıyla ilişkileri geliştirmeye ittiğini, bunun da tehditlerle yüzleşmeye ve bölgesel istikrarı güçlendirmeye katkı sağladığını sözlerine ekledi.
Tüm bu gelişmeler, Mısır-Türkiye koordinasyonunun artık belirli krizlerin yönetimiyle sınırlı kalmadığını; siyasi ve insani dosyalardan savunma işbirliğine kadar uzanan çok boyutlu bir stratejik ortaklığa doğru evrildiğini ortaya koyuyor. Bölgesel krizler artan zorluklar dayatırken, Kahire ve Ankara'nın istikrarı pekiştirmek ve Orta Doğu ile Afrika'da etkin bölgesel güçler olarak rollerini yeniden tesis etmek için bu ortak yola güvendiği görülüyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.