Türk-Boşnak Kardeşliğinin Orijinal Belgeleri
17.09.2026 - 12:38 | Son Güncellenme: 17.09.2026 - 12:58
1992 yılında, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, "Bosna-Hersek ile İlgili Arşiv Belgeleri (1516-1919)" adlı bir eseri Ankara'da yayımlamış. Eser, Daire Başkanlığının yedinci yayını ve proje yöneticiliğini dönemin Devlet Arşivleri Genel Müdürü İsmet Binark üstlenmiş, otuzu aşkın uzmandan oluşan bir ekip belgeleri hazırlamış ve esere dönemin başbakanı Süleyman Demirel bizzat bir ön söz yazmış. Eser, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan 1516-1919 tarihleri arasına ait 96 orijinal belgeyi, özetleri, transkripsiyonları ve fotokopileriyle birlikte üç bölüm hâlinde okuyucuya sunmakta. Açıkçası, önceden bilgim yoktu bu eserden ve büyük bir merakla inceledim. Okudukça da hem bir kez daha Osmanlı’ya karşı sevgim, gururum büyüdü hem de Türkiye ve Bosna Hersek’in aslında birbirine ne kadar bağlı olduğunu anladım.

Osmanlı Devleti'nin Boşnaklara yönelik ilgisi, daha 1463'teki fetihten hemen sonra somut biçimde ortaya çıkmıştır. Fatih Sultan Mehmed, Bosna'yı bizzat kumanda ettiği bir seferle fethettikten sonra, bölgedeki Latin papazlarına bir ferman göndermiş ve bu fermanda kiliselere, ruhbanlara ve onların mal varlıklarına kimsenin dokunmayacağını, kaçıp gidenlerin dahi güven içinde geri dönebileceğini, yemin ederek taahhüt etmiştir. Bu belge, Osmanlı idaresinin Bosna'daki ilk gününden itibaren din ve vicdan hürriyeti temelinde şekillendiğini göstermektedir. Aynı hoşgörü sayesinde, Katolik ve Ortodoks kiliselerinin asırlarca baskı uyguladığı Bogomil mezhebi mensupları da İslamiyet’i serbestçe kabul edebilmiş, bu husus, günümüz Boşnak kimliğinin doğuşunda belirleyici olmuştur.
Fetihten sonra timar sisteminin uygulanmasıyla yerli beylerin köylüler üzerindeki baskısı azalmış, hayvancılık ve madencilik gelişmiştir. Fethedilen şehir ve kasabalarda Türk el sanatları, dericilik ve kuyumculuk canlanmış, esnaf teşkilatı ve lonca sistemi bölgenin ticari hayatına önemli katkılar sağlamıştır.
Osmanlı Devleti'nin Boşnaklara duyduğu güvenin en somut göstergesi, Boşnak asıllı devlet adamlarının imparatorluğun en yüksek makamlarına kadar yükselmiş olmasıdır. Belgeye göre, Hersekzade Ahmed Paşa beş kez (1497-1516), Damad İbrahim Paşa üç kez (1596-1601) sadrazamlık yapmıştır. Bunların yanı sıra Sokullu Mehmed Paşa, Lala Mustafa Paşa, Malkoç Ali Paşa, Lala Mehmed Paşa, Derviş Mehmed Paşa, Kara Davud Paşa, Hüsrev Paşa, Topal Recep Paşa, Salih Paşa, Sarı Süleyman Paşa ve Damad Melek Mehmed Paşa da Boşnak asıllı sadrazamlar arasında sayılmaktadır. Boşnaklar ayrıca defterdarlık ve kaptan-ı deryalık gibi üst düzey görevlere de getirilmiş, Osmanlı Devleti'nin kuzeybatı hududunu sadakatle savunmuşlardır.
Bu dönemde Bosna'da klasik Osmanlı şehircilik anlayışıyla birçok yeni şehir kurulmuş. Saraybosna'da Gazi Hüsrev Bey Camii (1530), Ali Paşa Camii (1561), Foça'da Alaca Camii (1550), Banaluka'da Ferhad Paşa Camii (1579), Gazi Hüsrev Bey Medresesi (1537) ve Brusa Bedesteni (1551) gibi eserler inşa edilmiştir. Ayrıca Osmanlı döneminde Türkçe ve Farsça yazan Boşnak şair ve âlimler yetişmiştir. Bosna'nın idari düzenini ise koleksiyonun en eski üç belgesini oluşturan 1516, 1530 ve 1542 tarihli Bosna Kanunnameleri belirlemiştir. Eserin giriş bölümünde yer alan nüfus verileri de Müslümanların Osmanlı döneminde Bosna Hersek'in en kalabalık topluluğu olduğunu ortaya koymaktadır: 1624'te bölgeyi ziyaret eden Papalık temsilcisi Petros Masarechi'ye göre Müslümanlar nüfusun %66'sını oluşturuyordu; Fransız bilgin Ami Bove'nin 1836 tarihli verilerine göre bu oran %70'e ulaşmıştı. Ahmed Cevdet Paşa'nın 1863'teki tespitlerinde %41,25, 1870'te Türk makamlarınca yapılan resmî istatistikte ise %50,84 olarak kaydedilmiştir.
1878'de toplanan Berlin Kongresi'nde, Avusturya-Macaristan murahhası Kont Andrassy'nin Bosna-Hersek'in işgal edilmesi yönündeki teklifine Osmanlı murahhası Alexandır Karatodori Paşa şiddetle karşı çıkmıştır. Buna karşılık Osmanlı Devleti'nin itirazına rağmen işgal kararı alınmış olsa da Karatodori Paşa, Osmanlı Devleti'nin Bosna Hersek üzerindeki hükümranlığının işgalle ortadan kalkmayacağına dair bir beyannameyi Avusturyalılara kabul ettirmeyi başarmıştır. İşgalin ardından yürütülen müzakerelerde Osmanlı Devleti'nin öncelikleri, hükümranlığın devamı, ahalinin Osmanlı kanunlarına tabi kalması ve ahalinin ibadetlerine müdahale edilmemesi olmuştur.
Eserdeki 96 belgenin 93'ü, 1875'ten sonraki döneme, yani Hersek İsyanı, Avusturya işgali ve Sırp saldırıları karşısında Osmanlı Devleti'nin Boşnak Müslümanlara verdiği desteğe aittir. Belgeler arasında, Sırp askerlerinin İşkodra ve Podgoriçeli tüccarların mallarını gasbetmesi, Sırp eşkıyasının Bosna sınırında ve hatt-ı imtiyaz boyunca yaptığı saldırılar, Seniçe ve Yenivaroş civarında çıkarılan yangınlar ile sınırı geçen Sırpların iki Müslüman’ı öldürmesi gibi olaylara dair Osmanlı makamlarına ulaşan raporlar bulunmaktadır. Bu raporlar üzerine Osmanlı Devleti, artan Müslüman katliamlarının önlenmesi ve gasbedilen malların geri alınması için girişimlerde bulunmuştur.
Avusturya-Macaristan'ın 1878'deki işgalinin ardından Osmanlı Devleti, Bosna-Hersek Müslümanlarının haklarını uluslararası platformlarda savunmaya devam etmiştir. Belgeler, Bosna Hersek Müslümanlarının Peşte'de düzenlediği kongreyi, Macaristan Mebuslar Meclisi'nde yapılan görüşmeleri ve Osmanlı Devleti'nin Avusturya nezdinde yürüttüğü girişimleri kaydetmektedir. Macar yetkililerin Bosna Müslümanlarına karşı Avusturyalılara nazaran daha toleranslı davrandığı, Boşnak heyetlerinin taleplerini Peşte'ye ilettiği belgelerle sabittir. Osmanlı Devleti ayrıca, 1908'deki ilhakın ardından Avusturya-Macaristan ile imzaladığı protokollerle, Bosna-Hersek'te kalan Boşnakların vakıf ve dinî eğitim haklarının korunmasını sağlamıştır.
Belgelerin önemli bir bölümü, Osmanlı topraklarına göç etmek isteyen veya eden Boşnak muhacirlere sağlanan destekle ilgilidir. Osmanlı Devleti, göçlerini kolaylaştırmak için Bosna Hersekli Müslümanlara para göndermiş, Üsküdar, Beykoz, Ankara ve İşkodra'da göçmenlerin iskânı için devlete ait çiftlikler tahsis edilmiştir. Göçmenlerin yerleştirilmesine uygun bölgelerin araştırılması ve İşkodra'daki göçmenlerin masraflarının devlet çiftliklerinden karşılanması da belgeler arasında yer almaktadır.

Osmanlı Devleti ayrıca, göç etmek istemeyip Bosna Hersek'te kalmayı tercih eden Müslümanların da haklarını gözetmiştir. Belgelere göre, ahalinin tasarrufunda bulunan mîrî orman ve araziye müdahale edilemeyeceği açıkça kayıt altına alınmış, göçmenlerin Bosna'da bıraktıkları emlak ve araziler üzerinde istedikleri gibi tasarruf etme haklarının bulunduğu teyit edilmiştir. Osmanlı tabiiyetine geçmek isteyen göçmenlerin hukuki durumu ile geri dönmek isteyenlerin statüsü de belgelerle düzenlenmiştir. Ayrıca, Müslümanların Bosna-Hersek'ten toplu hâlde göç etmesinin hem göç edenler hem de geride kalan halk için sakıncalara yol açacağı değerlendirilerek, ahalinin yerinde kalmasını teşvik edecek tedbirler de belgeler arasında yer almaktadır.
Eserin giriş bölümü, Osmanlı döneminde Bosna Hersek'te gelişen İslam kültürünün izlerini de belgelemektedir. Saraybosna'da 1949'da kurulan Üniversite bünyesinde Türk, Fars ve Arap dilleri ve edebiyatlarıyla ilgili bir kürsünün faaliyet gösterdiği, 1950'de kurulan Saraybosna Şarkiyat Enstitüsünün ise Osmanlı-Türk tarihine dair değerli bir yazma eser koleksiyonuna sahip olduğu belirtilmektedir. Bosnalı Müslüman şair, âlim ve tarihçilerin Türkçe, Arapça ve Farsça eserler verdiği, Muhyiddin Arabî'nin Fusûsü'l-Hikem'ine şerh yazan Abdullah Bosnevî ile hukuk ve devlet düzeni hakkında eser veren Hasan Kâfî'nin bu gelenek içinde yetiştiği kaydedilmiştir.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden derlenen bu 96 belge, Osmanlı Devleti'nin Bosna'yı fethettiği 1463'ten, Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar geçen dönemde, Boşnaklarla kurduğu bağın kesintisiz bir sorumluluk ilişkisine dönüştüğünü göstermektedir. Fatih Sultan Mehmed'in din hürriyeti fermanından başlayarak, Boşnak devlet adamlarının sadrazamlığa kadar yükselmesine, 1875 sonrası Sırp ve Avusturya baskılarına karşı yapılan diplomatik girişimlere ve muhacirlere sağlanan maddi-hukuki desteğe kadar uzanan bu belgeler, Türk-Boşnak ilişkisinin arşiv kayıtlarıyla sabit, tarihî bir dayanışma geleneğine dayandığını ortaya koymaktadır.
Bugünden bakıldığı zaman bu iki dost ve kardeş ülkenin ne denli bağlara sahip olduğunun yeterince farkında bile olmadığımızı anlıyor insan.