Trablus-Ankara Deniz İşbirliği Libya'nın Egemenlik Kalkanı Oldu 

Gazeteci Taha Emin, Türkiye-Libya deniz işbirliğinin Libya’nın egemenliğini güçlendiren stratejik bir ortaklığa dönüşümünü Fokus+ için inceledi. 
Taha Emin
Trablus-Ankara Deniz İşbirliği Libya'nın Egemenlik Kalkanı Oldu 

15.10.2025 - 16:53  |  Son Güncellenme:  15.10.2025 - 17:00

Libya açıklarındaki Türk donanma varlığı, Ankara ve Trablus arasındaki güvenlik ve askeri işbirliğinin merkeziliğini bir kez daha teyit ediyor ve Akdeniz'in artık yalnızca bölgesel bir rekabet alanı değil, stratejik ortaklıklar kurmak için bir eğitim sahası olduğunu gösteriyor. 

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, Libya ile işbirliğini hava kuvvetleri ve hava savunmasını da kapsayacak şekilde genişletmek istese de, Doğu Akdeniz'deki deniz yollarını ve enerji çıkarlarını korumadaki doğrudan önemi göz önüne alındığında, deniz boyutu en önemli unsur olmaya devam ediyor. 

Bu ortaklık, özellikle artan bölgesel gerilimler ve Libya'nın siyasi zayıflıklarından kendi çıkarları için yararlanmaya çalışan uluslararası ve bölgesel aktörlerin ortaya çıkışı ışığında, Doğu Akdeniz'deki güç dengesini yeniden şekillendirmede önemli bir adım teşkil ediyor. Bu ilişkinin önemi, Libya'nın Akdeniz'deki egemenlik haklarını koruma, yasal deniz sınırlarının tarafsızlığını veya ihlalini güvence altına alma ve güçlü güvenlik ve askeri kurumlar inşa ederek Libya'nın iç istikrarını destekleme becerisiyle vurgulanmaktadır. 

Ortak eğitim 

Türk firkateyni TGG Kınalıada'nın geçtiğimiz 17-18 Ağustos tarihlerinde Trablus ve 20-21 Ağustos tarihlerinde Bingazi limanlarına gerçekleştirdiği ziyaret, Türk-Libya deniz kuvvetleri işbirliğinde bir dönüm noktası teşkil etmiş ve ilişkiyi siyasi anlaşmalardan eğitim ve tatbikat düzeyinde pratik uygulamaya taşımıştır. 

Türk Milli Savunma Bakanlığı.

Türk Milli Savunma Bakanlığı'na göre, Kınalıada fırkateyni, Libya hızlı hücumbotu Şafak ile ortak deniz tatbikatı gerçekleştirerek, Libya deniz kuvvetleri personelinin teknik hazırlığını artırmaya ve operasyonel becerilerini geliştirmeye odaklanmıştır. 

Bu eğitimin boyutu, Türkiye için stratejik öneme sahiptir; yalnızca Libya'nın kapasite inşasının önemli bir destekçisi olarak konumunu güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda iç bölünmelerden mustarip bir ülkede istikrarı sağlamanın bir yolu olarak düzenli askeri kurumlara yatırım yapmanın önemi konusundaki farkındalığını da yansıtır.  

Aynı bağlamda, Türk gemisinin Trablus ile Bingazi arasında ilk kez tek bir görev için geçiş yapması, tüm Libya'yı tek bir işbirliği alanı olarak ele alan yeni bir Türk yaklaşımını yansıtıyor. Bu, askeri uçurumu kapatmanın kapısını açıyor ve Ankara'ya çeşitli güç merkezleri arasında dengeli bir nüfuz sağlıyor. 

Afrika işleri araştırmacısı Musa Tihusay, Ankara'nın son yıllarda Libya'nın güvenlik ve askeri kurumlarının yeniden yapılandırılmasında önemli bir rol oynadığına inanıyor. 

Tihusay, Fokus Plus'a verdiği röportajda, bu rolün yalnızca Trablus ile sınırlı olmadığını, doğu ve batı Libya'yı da kapsadığını belirterek, Türk çabasının önümüzdeki yıllarda istikrarı sağlayabilecek profesyonel bir ulusal ordu ve güvenlik gücü inşa etmenin temelini oluşturduğunu belirtti. 

İsrail endişeleri 

Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan deniz anlaşması ve buna eşlik eden ortak deniz faaliyetleri, İsrail çevrelerinde artan endişelere yol açtı. 

Arabi Post gazetesinin 7 Eylül'de yayınladığı bir araştırmaya göre, Tel Aviv, özellikle İsrail ticaretinin %90'ından fazlasının Akdeniz üzerinden geçmesi nedeniyle, bu anlaşmanın Ankara'ya uluslararası nakliye yollarını ve enerji altyapısını doğrudan etkileme olanağı sağlayacağından endişe ediyor. 

Bu endişeler yalnızca ekonomik boyutla sınırlı değil, aynı zamanda güvenlik ve askeri boyutlara da uzanıyor. 

İsrailli araştırmacılar, anlaşmayı, Ankara'nın 140'tan fazla donanma gemisinden oluşan büyüyen bir filo ve birkaç yeni üs aracılığıyla deniz nüfuzunu genişletme projesini yansıtan 'Mavi Vatan' olarak bilinen Türk donanma doktriniyle ilişkilendiriyor. 

Tel Aviv'in endişeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) Ekim 2024'te İsrail'i doğrudan bir tehdit olarak tanımlaması ve Ocak 2025'te sızdırılan bir ulusal güvenlik belgesinde de İsrail'in bir tehdit olarak listelenerek bu yaklaşımı kurumsallaştırması gerçeğiyle daha da artıyor. 

Türkiye, Libya ve İtalya görüşmesi.

Aynı şekilde İsrail, Ağustos ayında gerçekleştirilen bir zirvede ortaya çıkan Türkiye, Libya ve İtalya arasındaki artan üçlü işbirliğine şüpheyle yaklaşıyor ve bu eksenin Avrupa Birliği (AB) içindeki konumunu zayıflattığını ve Rumlarla olan ittifakını izole ettiğini düşünüyor. 

Bu gelişmeler, İsrail'de, Türkiye'nin hızlanan hamlelerine kıyasla "deniz bilincindeki eksiklik" kabul edilirken, donanma ve istihbarat yeteneklerinin güçlendirilmesi çağrılarını tetikledi. 

Bu nedenle, "İsrail endişeleri", Türkiye'nin artan deniz nüfuzunun bir yansıması ve Akdeniz güvenliği veya enerji projeleriyle ilgili herhangi bir düzenlemenin artan Türk varlığını gözardı edemeyeceğinin örtük bir kabulü olarak okunabilir. 

Tihusay ise Ankara ve Trablus arasındaki deniz işbirliğinin, Amerikan şirketleri, Yunan hükümeti veya İsrail gibi bazı uluslararası güçlerin Libya'nın siyasi zayıflığından faydalanma ve tartışmalı sularda bir oldubitti dayatma girişimlerine karşı caydırıcı bir unsur oluşturduğuna inanıyor. Araştırmacı, Libya'nın deniz kuvvetleri ve sahil güvenlik güçlerini eğitmek için Türkiye'yi tercih etmesinin, Ankara'nın samimi bir ortak olduğuna ve Türkiye'nin desteğiyle Libya'nın deniz kuvvetlerinin Akdeniz'deki egemenlik haklarının korunmasını sağlayacağına ve dış güçlerin emellerini sınırlayacağına olan inancından kaynaklandığını ileri sürüyor. 

Bölgesel güvenlik 

Türkiye-Libya ortaklığı Akdeniz veya denizcilik konularıyla sınırlı kalmayıp, Afrika'daki bölgesel güvenlik meselelerini de kapsamaktadır. Libya, coğrafi konumu itibarıyla, güvenlik tehditlerinden silahlı çatışmalara ve uluslararası müdahalelere kadar karmaşık krizler yaşayan Sahel bölgesine doğal bir giriş kapısıdır. 

Bu bağlamda araştırmacı Tihusay, Ankara ve Trablus arasındaki işbirliğinin her iki tarafa da Sahel'de bölgesel istikrar ve kalkınmayı teşvik etmede önemli roller oynama fırsatı verdiğine dikkat çekmektedir. 

Türkiye'nin Libya'yı Afrika kıtasına açılmak için ileri bir üs olarak gördüğünü ifade eden Tihusay, Trablus'un ise Ankara'yı yapısal kırılganlığı karşısında güvenlik ve ekonomik açıdan destekleyebilecek bir ortak olarak gördüğünü belirtti. 

Tihusay ayrıca, iki taraf arasındaki güvenlik ve askeri ortaklıkların Libya'nın Afrika ortamını doğal olarak etkilediğini, Libya güvenlik kurumlarının daha profesyonel bir temelde yeniden inşasına katkıda bulunduğunu ve bunun da ülkenin geniş güney sınırlarını kontrol etme kabiliyetini olumlu yönde etkilediğini dile getirdi. 

Araştırmacı, bu yolda elde edilecek herhangi bir başarının, Libya'nın ötesinde, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden biri olan Afrika'nın Sahel ülkelerini de kapsayacak şekilde daha geniş bir istikrara dönüşeceğine inanıyor. 

Bu açıdan bakıldığında, Ankara ve Trablus arasındaki ilişki, yalnızca geçici ikili anlaşmalar değil, önemli bölgesel konularda çıkarların birleşmesini yansıtan stratejik bir ittifak gibi görünüyor. Akdeniz'deki deniz işbirliği, Afrika'nın bölgesel güvenliğini korumaya yönelik daha geniş kapsamlı çabalarla doğrudan bağlantılı olup, iki ülke arasındaki ortaklığı bölgedeki yeni güç dengesinin temel direklerinden biri haline getiriyor. 

Dolayısıyla, Libya vizyonu, Türkiye ile ortaklığın yalnızca geçici işbirliği değil, istikrarlı bir ulusal güç oluşturmayı, deniz ve egemenlik haklarını korumayı ve hem Doğu Akdeniz hem de Sahel'de bölgesel güvenliği artırmayı amaçlayan uzun vadeli bir stratejik ittifak olduğunu teyit ediyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.