Tarihin En Büyük Casusluk Fiyaskosu: Cambridge Beşlisi

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik, Cambridge Beşlisi casusluk skandalı üzerinden İngiliz istihbaratına yönelik güçlü algının nasıl sarsıldığını Fokus+ için inceledi.
Tarihin En Büyük Casusluk Fiyaskosu Cambridge Beşlisi

31.03.2026 - 16:29  |  Son Güncellenme:  20.04.2026 - 09:43

Yıllarca her taşın altında İngilizler olduğunu düşündük. Özellikle Birinci Cihan Harbi öncesinde Bell, Lawrence ve St John Philby gibi isimlerin tarihi hafızamızda yarattığı travmalar ile İngiliz istihbaratının her şeye kadir olduğu gibi bir yanılsama içerisinde kaldık. 

Modern dünyada ise beyaz perdede James Bond figürü İngiliz casusluk faaliyetinin bu algının hayli güçlü kalmasına neden oldu.  

Oysa İngiliz istihbaratı modern dünyanın en büyük casusluk fiyaskosu olarak kabul edilen “Cambridge Beşlisi”nin çıktığı istihbaratın kendisiydi. İngiliz istihbaratının en tepesine kadar sızan beş ajan esasen İngilizlere değil; KGB’ye çalışan isimlerdi. 

Sızdırdıkları bilgiler arasında yok yoktu. 

Atom bombasının sırlarını çalarak Ruslara vermekten tutun da Stalin Kars’a girerse ABD’nin karşı askeri saldırısının planlarına varıncaya kadar tarihin adeta yörüngesini değiştiren sayısız bilgi bu ajanlar tarafından Sovyetlere sızdırıldı. Hepsinin ortak noktası ise İngiltere’nin en köklü ve prestijli okullarından birisi kabul edilen Cambridge Üniversitesinden mezun olmasıdır.  

Buyurun tarihin en büyük casusluğuna imza atarak İngiltere’yi adeta bu sahadan silen isimlere ve akıbetlerine yakından bakalım. 

Tarihin En Büyük Casusluk Fiyaskosu: Cambridge Beşlisi

Harold Adrian Russell nam-ı diğer Kim Phillby 

Bu ajanlar içerisinden belki de en önemlisi Harold Adrian Russell’dır. Bilinen adıyla Kim Phillby’ı ve ailesini biz Türkler yakından tanırız. 

Meşhur Arabistanlı Lawrence’ın sağ kolu olan Saint John’ın oğlu Phillby’ın neredeyse karışmadığı hadise bulunmuyor. Kraliçe’nin şeref madalyası taktığı bu isim Nazi Almanya’sından tutun Lübnan’a varıncaya dek her hadisenin içinde olmuştu. 

Sayısız İngiliz ve Amerikan casusunun Ruslarca deşifre edilip ardından da öldürülmesinin arkasında Sovyetlere çalışan bu aristokrat ajan bulunmaktaydı. Üstelik İngilizlerin içindeki casusu bulma görevi de kendisine tevdi edilmişti. 

Asla yakalanamadı ve deşifre olması üzerine Sovyetlere kaçarak orada uzun bir ömür yaşadı. 

Donald Duart Maclean

ABD’den atom bombasının sırlarını çalan casus: Donald Duart Maclean 

Donald Duart Maclean de tıpkı Phillby gibi soylu bir aileye mensuptu. İskoç kökenli bu casusun babası İngiltere Eğitim Bakanlığı yapmış ve tanınan bir liberal siyasetçiydi.  

O da Phillby gibi Cambridge Üniversitesinde Rus casusu olmaya karar vermişti. 

O, ABD’nin Atom Bombası Projesinin tüm sırlarını Moskova’ya ulaştırarak tarihin belki de en büyük casusluğunu hayata geçirdi. 

Maclean’in kimliğinin deşifre olması üzerine KGB uluslararası bir kurtarma operasyonu ile onu Moskova’ya kaçırmıştı. Maclean tıpkı Phillby gibi uzun bir ömür sürmüştü. 

Rosthchildlerin önünü açtığı casus Guy Francis De Moncy Burgess 

Guy Francis De Moncy Burgess, Cambridge Beşlisinin içerisinde en bilge casus olarak bilinir. 

Mükemmele yakın muhakeme yeteneği ile Cambridge’de dikkat çeken bir isim olarak öne çıkmıştır. İngiliz diplomasisinde hızla yükselmesini sağlayan ise Rosthchild ailesi olacaktı. 

Aileye yakınlığı ile bilinen Burgess, İngiliz politikasında hatırlı pek çok dost edinerek süratle yükselir. 

Guy Francis De Moncy Burgess 

O da tam deşifre olmak üzereyken KGB tarafından kurtarılıp Moskova’ya götürülmüştü. Burgess, diğer casuslardan farklı olarak Sovyet Komünizminin Amerikan kapitalizminden farkı olmadığını anlayan ilk kişiydi. Despot yönetimlere sağladığı destekten büyük pişmanlıklar duyan Burgess, bunalıma girerek en erken ölen ajanlardan birisi olacaktı.  

Ayrıca sağlığında basınla en fazla görüşen ve hatıratlarını yazan beşliden birisi olacaktı. 

Bir şövalyenin ihaneti: Sir Anthony Frederick Blunt 

Sir Anthony Frederick Blunt, diğer beşliden farklı olarak bulunduğu noktaya adeta tırnakları ile kazıyarak gelen en sıradan kişiydi. Ne arkasında güçlü bir aile ne de aristokrasi yoktu. 

Buna rağmen Kraliçe’nin sayısız iltifat ve nişanesine mazhar oldu.  

Hatta İngiliz aristokrasisindeki en üst rütbe olan “Sir” bir çeşit şövalyelik unvanına kadar yükselmişti. 

Anthony Frederick Blunt 

Blunt, aynı zamanda Kraliçe Elizabeth’in en yakın danışmanlarından birisiydi. Başka bir deyişle Moskova, Kraliçeyi adım adım takip edebiliyordu. 

Casus olduğu ortaya çıktığında bu İngilizler için öylesine büyük bir rezaletti ki bu bilgi kamuoyu ile asla paylaşılmadı. Onun Cambridge Beşlisinden birisi olduğunu 1979 yılında Başbakanı Margaret Thatcher kamuoyuna açıklayacaktı.  

İngilizler öylesine büyük bir utanç içindeydiler ki yargılama dahi yapamıyorlardı. 

John Cairncross

Son ajan: John Cairncross 

John Cairncross, beşli içerisinde en son deşifre olan isimdir ve 1995 yılında vefat edene kadar da uzun sağlıklı bir hayat yaşadı. 

Sovyetlere sağladığı binlerce evrakla İngiliz ekonomisini Rus müdahalesine açık bir hale getirdi. 

Cairncross’un uzun süre deşifre edilememesinin en önemli nedeni para ve popülerlik gibi zafiyeti yoktu. Ruslara en fazla belgeyi sızdıran kişi olmasına rağmen en son fark edilen kişiydi. 

O, diğer ajanların aksine deşifre olduktan sonra da iddiaları asla kabul etmedi. Her ne kadar bu beşliden en çok Phillby bilinip tanınsa da Sovyetler namına bir numaralı ismin Cairncross olduğu tahmin edilmektedir. 

Velhasıl bu hadiselerden sonra İngilizlerin James Bondvari casusiye karizması hayli sarsılmış, Bilhassa ABD’li ajanlar İngiliz meslektaşlarına bir daha asla tam anlamıyla güvenememişti. Buna rağmen topraklarımızdaki İngiliz her şeye kadirdir algısı yıkılabilmiş değil. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.