Tanzimat’la Birlikte Değişen İstanbul: Yeni Bir Şehir Arayışı

Araştırmacı Enise Aktaş, Tanzimat döneminde İstanbul’un yangınlar, modernleşme projeleri ve Batılı şehircilik anlayışı doğrultusunda nasıl yeniden şekillendiğini Fokus+ için inceledi.
Enise Aktaş
Tanzimat’la Birlikte Değişen İstanbul Yeni Bir Şehir Arayışı

12.12.2025 - 16:19  |  Son Güncellenme:  14.12.2025 - 12:52

Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla birlikte Osmanlı Devleti hem yönetim hem de toplumsal hayat bakımından çok boyutlu bir dönüşüm dönemine girdi. Avrupa’da eğitim görmüş seçkin bürokratlar tarafından hazırlanan bu metin, aslında modernleşme düşüncesinin bir yansımasıydı. Bu bürokratlar, devleti güçlendirmenin yolunun sadece siyasi alandan değil, sosyal yaşamın her boyutundan geçtiğine inanıyordu. Dolayısıyla insanların gündelik hayatına en çok temas eden unsurlardan biri olan şehir dokusunun değiştirilmesi, bu dönemde önemli bir gündem hâline geldi. 

Meşrutiyete doğru ilerleyen süreçte padişahın devlet üzerindeki etkisi nispeten azalırken, Tanzimat elitleri büyük ölçüde toplumun desteğini kazandı. Bu nedenle şehirle ilgili projelerde, Tanzimat’ın öne çıkan bürokratlarını sıkça görüyoruz. Tanzimat Fermanı’nı bizzat okuyan Mustafa Reşit Paşa, özellikle İstanbul’un yeniden planlanması ve yapılandırılması konusunda en belirgin figürlerden biri oldu. 

Yangınlarla boğuşan İstanbul için dönüşüm artık kaçınılmazdı. Avrupa şehirleri örnek alınarak hazırlanan yeni düzenlemeler, tıpkı II. Mahmud dönemindeki değişimler gibi hızlı ve keskin bir biçimde uygulamaya kondu. İstanbul’un organik yapısına karşılık, daha düzenli, ölçülere dayalı bir kent anlayışı gelişmeye başladı. Ancak bu hızlı dönüşüm, pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi: Tarihi yapılar planlara uymuyor diye değiştirilir veya daraltılır mıydı? İstanbul’un yeniden planlanması, modernleşme ihtiyacının sonucu muydu, yoksa Tanzimat elitlerinin Osmanlı’yı hızla Avrupalılaştırma arzusunun bir uzantısı mıydı? 

Tanzimat dönemi şehir planlaması 

Batı’da şehir planlaması genellikle sanayileşmenin oluşturduğu problemlere bir çözüm olarak ortaya çııkar. Osmanlı’da ise durum biraz farklıydı. Tanzimat devrinde hazırlanan planlar, şehri bütüncül bir biçimde dönüştürmekten çok; yangın yerlerini düzenleme, hijyen koşullarını iyileştirme, yolları genişletme ve yeni meydanlar açma gibi kısmi çözümler sunuyordu. 

1839’dan 1908’e kadar geçen yetmiş yılda İstanbul için hazırlanan üç büyük imar projesinin ortak amacı; ulaşım ağını geliştirmek ve Avrupa şehirlerinin modern yapısına uygun bir görünümü yaratmaktı. Bu projelerin tamamı Helmuth von Moltke, F. Arnodin ve Joseph Antoine Bouvard gibi yabancı mimar ve mühendislere yaptırıldı. 


Tanzimat öncesi ve sonrası İstanbul yangınları 

Şehrin dönüşümünü anlamak için önce İstanbul’un yangınlar tarihine bakmak gerekiyor. Osmanlı klasik döneminden itibaren İstanbul sık sık büyük yangınlarla sarsılmıştı. Devlet çeşitli tedbirler almış olsa da, özellikle ahşap yapı dokusu nedeniyle yangınlar sürekli olarak tekrarlıyordu. 

19. yüzyılın ortalarından itibaren alınan tedbirlerin kapsamı genişledi. Yeniçeri Ocağı'na bağlı olan ilk tulumbacı örgütü 1826’da kaldırıldı ve her mahalleye bir tulumba yerleştirildi. Fransız asıllı Davud Ağa’nın geliştirdiği tulumba, yangın söndürmede bir dönüm noktasıydı. Ancak insan gücüne dayalı bu sistem, büyük yangınlar karşısında yetersiz kalmaya devam ediyordu. 

Yangınların sadece iklim kaynaklı olmadığı da biliniyor. Şânizade’nin aktardığına göre zaman zaman Yeniçeriler veya bazı mahalle sakinleri, devlet yönetimine tepkilerini göstermek için bile yangın çıkarabiliyordu. Yani yangın, siyasetin de bir aracı hâline gelebiliyordu. 

  1. yüzyılda İstanbul’u sarsan büyük yangınlardan bazıları: 
     
  • 1815 Beşiktaş Sahil Sarayı yangını: II. Mahmud’un bir yaşındaki kızı Emine Sultan hayatını kaybetti. 
     
  • 1826 Hocapaşa yangını: 36 saat sürdü, Babıâli çevresi dahil birçok mahalle yok oldu. 
     
  • 1870 Büyük Beyoğlu yangını: Bugünkü Beyoğlu, Galata ve Karaköy hattı neredeyse tamamen yandı. 
     
  • 1877 Kemeraltı yangını: Yaklaşık 400 yapı kül oldu. 
     

Yangınlar sadece evleri ve dükkânları değil, sokak dokusunu da değiştiriyordu. Yanıp kül olan bölgeler, şehircilik operasyonları için uygun alanlara dönüşüyordu. Bu nedenle modernleşme projelerinin ilk uygulama sahaları genellikle yangın yerleri oldu. 

Aksaray yangınından sonra Mustafa Reşit Paşa’nın bölgeyi sistemli bir şekilde inceletmesi ve İtalyan mühendis Luigi Storari’yi görevlendirmesi bunun bir örneğidir. 

Bugünden bakıldığında, bu çapta yangınları hayal etmek bile zor. O dönemin şartları düşünüldüğünde şehir düzenlemesi artık bir lüks değil, zorunluluktu. Ancak Tanzimat elitlerinin bu zorunluluğu nasıl yorumladığı, şehir planlamasının yönünü belirledi. 

Yeni bir kent dokusu: Batılı başkent arayışı 

19. yüzyılda İstanbul’un mekânsal dönüşümünün temel hedefi, şehri Batı tarzı bir başkent hâline getirmekti. Bu amaç doğrultusunda geleneksel kurumların bir kısmı dönüştürüldü, bir kısmı ise tamamen yeni kurumlarla değiştirildi. Organik şehir dokusu yerine, planlı, geniş caddelerle birbirine bağlanan meydanlara sahip bir kent tasavvur edildi. 

Ahşap yerine taş ve tuğla kullanımı teşvik edildi. Böylece hem yangınların önüne geçilmesi hem de daha kalıcı bir kent görünümü oluşturulması hedeflendi. Özellikle Tarihi Yarımada ile Galata-Beyoğlu hattı en çok dönüşen alanlar oldu. 

Reşit Paşa’nın planlamasında geniş yollar ve düzenli sokaklar temel kuraldı. Aksaray ve Divanyolu gibi ana caddelerin belirli genişlikte olması, bunlara bağlanan sokakların da ölçülü bir yapıya kavuşturulması gerekiyordu. Böylece hem ulaşım kolaylaşacak hem de yangın anında tulumbacılar dar sokaklarda kaybolmadan müdahale edebilecekti. 

Ancak bu düzenlemeler İstanbul’un geleneksel dokusuyla çatışıyordu. Çelik’in belirttiği gibi, Reşit Paşa’nın uygulamaları Osmanlı şehirlerinin geleneksel yapısını zorlayan yeni bir düzen getiriyordu. 

Bazı bölgeler “birincil” ve “ikincil” zonlara ayrıldı. Birincil alanlar ise çoğunlukla İstanbul’un elitlerinin yaşadığı yerlerdi. Bu durum, sosyal sınıflar arasındaki mekânsal ayrımı derinleştirdi. Bugün bile Beyoğlu ve Galata’nın yabancı ve varlıklı sınıflarla özdeşleşmesi; Aksaray’ın ise orta sınıf bir bölge olarak kalması bu dönemin mirasıdır. 

Pera

Tanzimat’la birlikte gayrimüslim topluluklara verilen haklar da bu bölgelere yerleşimi artırdı. Konsolosluklar ve elçilikler de Pera’ya taşınınca, bölge Batılı bir görünüm kazandı. 

Koray Özcan’ın yorumu bu durumu açıklar: Reformların etkisi, şehrin zengin semtlerinde çok daha görünürdür; modern belediye örgütlenmesi de en önce Beyoğlu-Galata hattında ortaya çıkmıştır. 

Bu tablo, Tanzimat elitlerinin hedefinin sadece “düzenli bir şehir” değil, aynı zamanda “Avrupai bir toplumsal yapı” oluşturmak olduğunu düşündürüyor. 

Divanyolu: Tarihi yapıların yeniden şekillendiği cadde 

Divanyolu caddesinin açılması bu dönemin en çarpıcı örneklerinden biridir. Beyazıt’tan Sultanahmet’e uzanan ve bugün tramvay hattının geçtiği bu cadde, İstanbul’un en işlek yollarından biri. 

Bugün bakıldığında oldukça işlevsel görünen bu cadde açılırken, Atik Ali Paşa Külliyesi’ne ait bir medresenin yarısı ve Nurbanu Sultan Hamamı’nın bir köşesi yıkılmıştı. Çemberlitaş’taki hamamın bugün caddeye bakan yüzünün düz olmasının sebebi de budur. 

Benzer şekilde, Fuat Paşa’nın Divanyolu düzenlemesi için Sinan Paşa ve Atik Ali Paşa hazirelerinin bazı bölümlerini yıktırması ve bunu “ölülerin modernleşmeye katkıda bulunması” şeklinde yorumlaması döneme dair zihniyeti anlatır niteliktedir. 

Bu durum büyük tepkiler toplamış, şehircilik girişimleri tarihî mirası yok saymakla eleştirilmiştir. Öte yandan Mehmet Rıfat Akbulut’a göre Tanzimat döneminde modern anlamda korumacılığın ilk adımları da atılmıştır. Ayasofya ve Sultanahmet gibi büyük anıtlara yönelik temizlik ve çevre açma çalışmaları bunun örneğidir. Ancak Divanyolu söz konusu olduğunda aynı hassasiyetin gözetilmediği açıktır. 

Sonuç: Kentin değişen yüzü, toplumun dönüşen yapısı

19. yüzyılın imar faaliyetlerine bakıldığında İstanbul’da iki yönlü bir kaygının öne çıktığı görülür: Hem sürekli büyüyen yangın tehlikesine çözüm bulmak hem de Batılı bir başkent görünümü oluşturmak. 

Yaklaşık kırk yıl içinde yapılan altı imar düzenlemesi sonucunda Aksaray baştan sona değişti, Beyoğlu ve Galata önemli ölçüde yeniden şekillendi. Ahşap yapılar yerini tuğla ve kâgir binalara bıraktı. Ulaşım kolaylaştı, sokaklar genişledi, itfaiyecilerin yangın noktalarına ulaşması hızlandı. Ancak tüm bunlar olurken tarihî doku ciddi şekilde zarar gördü. 

Sokakların genişlemesi, sadece fiziki yapıyı değil, sosyal ilişkileri de dönüştürdü. Mahalle dayanışması bir ölçüde devam etse de, yeni ulaşım ağları mahalleleri dışarıya açtı ve toplumsal yapıyı dönüştürdü. Bugün İstanbul’da farklı grupların hangi bölgelerde yaşadığı, şehrin hangi noktalarının kimlere ait kimlikler taşıdığı büyük ölçüde Tanzimat döneminde atılan adımların bir sonucudur. 

Dolayısıyla şehir planlaması, sadece sokakları, evleri ve meydanları değil; bir toplumun geleceğini de şekillendirir. Tanzimat İstanbul’u incelendiğinde, “değişim”in ne kadar derin, çok boyutlu ve kalıcı olduğu daha iyi anlaşılır. 

 

 

 


Kaynakça 

  • Akbulut, Mehmet R. 2021. “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e Türkiye’de Taşınmaz Kültür Mirası ve Koruma Düşüncesi.” Tasarım+Kuram 16 (29): 16–34.
  • Çelik, Zeynep. 1984 The Remaking of Istanbul, Portrait of an Ottoman City in the Nineteenth Century, University of California Press (Berkeley, Los Angeles, London,)
  • Christoph K. Neumann. 2011Modernitelerin Çatışması: Altıncı Daire-i Belediye, 1857-1912,in: İstanbul: İmparatorluk Başkentinden Megakente, ed. Yavuz Köse. (Istanbul: Kitap Yayınevi), pp. 426-55.
  • Çokuğraş, I. ( 1 ), and C.İ. ( 2 ) Gençer. 2021. “Urban Regulations in 18th Century Istanbul: Natural Disasters and Public Dispute.” A/Z ITU Journal of the Faculty of Architecture 13 (1): 183–93.
  • Faroqhi, Suraiya. 2016 “Fear, hatred, suspicion, and attempts to protect the legitimacy of the sultan: Istanbul fires as reflected in Şânî-zâde’s chronicle” in History from Below: A Tribute in Memory of Donald Quataert, edited by Selim Karahasanoğlu and D. Cenk Demir Istanbul Bilgi University Press, (Istanbul), 515-528.
  • Fodor, Pál, Nándor Erik Kovács, Benedek Péri, and Suraiya Faroqhi. 2019 “FIRES IN ISTANBUL: EIGHTEENTH-CENTURY REFLECTIONS ON THE SULTANS’ LEGITIMACY.” Essay. In Şerefe: Studies in Honour of Prof. Géza Dávid on His Seventieth Birthday, 503–21. Budapest: Research Centre for the Humanities, Hungarian Academy of Sciences.
  • Gençer, Ceylan İrem, and Işıl ÇOKUĞRAŞ. 2016. “Regulation of Urban Space in the Ottoman State: The Case of Istanbul (1820-1900).” Megaron 11 (1): 1–14.
  • Özcan, Koray. 2006. “Urban Reforms of Tanzimat: Early Planning Practices in the Formation Process of Turkish Reconstruction System (1839–1908).” 149-180.
  • Tekin, Ahmet. 2016. Istanbul in Flames: City Conflagrations, Governance and Society in the Early Modern Period. MA Thesis, İstanbul Şehir Üniversitesi,
  • Ünal, F. 2015 "TANZİMATTAN CUMHURİYETE TÜRKİYE'DE YEREL YÖNETİMLERİN YASAL VE YAPISAL DÖNÜŞÜMÜ". Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 241-248. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.