Suriye’nin Geçiş Döneminde Adalet Sınavı

Araştırmacı Mehmet Emin Cengiz, Suriye’de iç savaş sonrası dönemde yaşanan etnik ve mezhepsel çatışmaları, insan hakları ihlalleri ve geçiş dönemi adaletinin sağlanmasındaki zorlukları Fokus+ için inceledi.
Suriye’nin Geçiş Döneminde Adalet Sınavı

24.07.2025 - 17:11  |  Son Güncellenme:  29.01.2026 - 09:52

Şam tarafından, Suriye’nin Sahil bölgesinde 6 Mart’ta yaşanan acı ve kanlı olaylara dair rapor hazırlamakla görevlendirilen soruşturma komitesi, Suriye’nin Dürzi yoğunluklu güney vilayeti Süveyda’da Dürzi milislerle Bedevi Arap aşiretleri arasında yaşanan çatışmaların ortasında, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’ya hazırlanan nihai raporu sundu. Komite, kurulmasından 4 ayın üzerinde bir vakit geçtikten sonra yeni Suriye yönetimine kayda değer bulgular içeren raporunu teslim etti. 

(Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara.)

Raporun Şara’ya sunulmasının akabinde düzenlenen basın toplantısında konuşan komite sözcüsü Suriye güvenlik güçlerinin Esed rejimi kalıntıları tarafından sahil bölgesinde pusuya düşürülüp öldürülmesi sonrasında yaklaşık 200.000 silahlı kişinin bölgeye akın ettiğini, bu durumun da gayrı-sistematik ve organize olmayan ihlaller yarattığını ileri sürdü. 

Güvenlik güçlerinin pusuya düşürülmesi ve sonrasındaki şiddet sarmalında 238 güvenlik görevlisinin öldürüldüğü komite tarafından duyuruldu. Ayrıca komite sözcüsü ideolojik değil fakat intikam saikiyle sahil bölgesine gelen kontrolsüz güçlerin, güvenlik güçlerinin aksi istikametteki uyarılarına rağmen cinayet, yağma, tecavüz, kundaklama gibi vakalara karıştığını da belirtti. Sonuç olarak komite, 930 tanık ile yapılan görüşmelerden sonra sahil bölgesinde vuku bulan olaylarda aralarında çok sayıda sivilin de olduğu 1426 kişinin (90’ı kadın) öldürüldüğünü, 20 kişinin de kayıp olduğunu tespit ettiğini vurguladı. 

Ek olarak komite sözcüsü, bahse konu ihlallere karışan 298 kişinin isminin Cumhurbaşkanı Şara’ya ve adli mercilere iletildiğini beyan etti. Ne var ki, ihlallere karışan kişilerin isimleri kamuoyu ile paylaşılmadı ve bu karar devlet başkanı ve yargıya bırakıldı. Bu olaylar yaşanırken devletin olayları ancak kısmen kontrol edebildiği, bazı kişileri tutukladığı ama buna rağmen hâlâ kaçak olan isimler olduğu da basın mensuplarıyla paylaşıldı. 

Suriye iç savaşını anımsatan anlar

Komite sözcüsünün beyanları Suriye gibi iç savaş yaşayan ülkelerde geçiş dönemi adaletini sağlamanın ne kadar zor olduğunu tekrar gün yüzüne çıkardı. Bu tarz geçiş dönemlerini yürütmek ateşten gömlek giymekle eşdeğer. Hele ki Suriye gibi etnik ve dini açıdan bir hayli heterojen olan ülkelerde bu durum daha da çetrefilli. 

Nitekim Sahil bölgesindeki olaylar henüz unutulmadan Nisan ayında da Şam’ın güneyinde Eşrefiyye Sahnaya ve Ceramana bölgelerinde bir provokasyon sonucu Dürziler ve Sünni Müslümanlar arasında tansiyon yükselmişti. Hz. Peygamber’e bir Dürzi tarafından hakaret edildiği iddia edilen bir ses kaydı dolaşıma sokulmuş, sonrasında Dürzi milislerle hükümet güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, her iki taraftan onlarca kişi hayatını kaybetmiş ama nihayetinde Şam bu bölgelerde kontrolü sağlamayı başarmıştı. Yeni Suriye yönetimi Süveyda bölgesini ise egemenliği altına alamamıştı. Bu olaylardan 2 aydan biraz fazla zaman geçtikten sonra ise Süveyda bölgesinde gerilim yükseldi. Dürzi ve Arap aşiretleri arasında yaşanan bir anlaşmazlık, Şam’ın bölgeye müdahale etmek, gerginliği sönümlendirmek ve Süveyda’yı egemenliği altına alıp devlet kurumlarını aktive etmek istemesiyle bambaşka bir noktaya evrilerek toplumsal bir çatışmaya dönüştü. Suriye iç savaşını anımsatan görüntüler sıklıkla sosyal medyaya yansıdı. 

(Suriye ordusu güçler operasyonlarda.)

Şam’a bağlı güçler Süveyda’ya girdikten sonra Hikmet el-Heceri taraftarları milislerce pusuya düşürüldü, çatışmalar yoğunlaştı ve Heceri’nin uluslararası koruma çağrısı yapması sonrasında İsrail Şam’da Genelkurmay binası, Savunma bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresini vurdu. Şam, geri adım atmak zorunda kalıp Suriye ordusunu bölgeden çekince Heceri taraftarları bu sefer Sünni bedevi aşiretlere karşı katliamlara girişti. Bunun üzerine Suriye’nin her tarafından silahlanan binlerce farklı aşiret mensubu Süveyda’ya akın etti. Hem Dürziler hem de Bedevi Arap aşiretleri mezhepçi söylemlerin eşlik ettiği kanlı vakalara ve ciddi insan hakkı ihlallerine karıştı. Böylelikle Suriye savaşı boyunca yıkımdan korunan Süveyda çok ciddi bir yıkıma maruz kalmış oldu. 

Suriye’nin sahil bölgesinde yaşananlarla Şam’ın hızlı ve ciddi bir şekilde yüzleşememesinin Dürzilerin en azından bir kısmında bazı korkuları derinleştirmiş olması muhtemel. Her ne kadar Dürzilerin çoğunluğu Suriye’den ayrılma gibi bir düşünceye sahip olmasa da en azından bir kesimde, Şam’ın bölgede tamamen kontrolü sağladıktan sonra kendi inançlarını rahatça yaşayıp yaşayamayacakları konusunda bazı tereddütlere sahip olmaları doğal. Bu tereddüt gerçek ya da algı olsun Şam bu tereddütleri yok etmeye mecbur. 

Süveyda’daki kanlı bilançonun sahil bölgesini bile geride bırakması, İsrail bombardımanında yeni Suriye yönetiminin 800 civarında güvenlik mensubunu kaybederek ciddi bir kuvvet ve imaj kaybına uğraması ile Bedevi Arap aşiretlerin, Süveyda’dan Heceri’nin talepleri sonrasında zorla göç ettirilmesi Şam yönetimine yeni bir strateji belirlemesi ve geçiş dönemi adaletini tesis etmede ivedi davranması gerektiğini gösteriyor. Şam’ın zayıf görüldüğü bir tabloda SDG kontrolündeki alanların Şam’a entegrasyon sürecinin sekteye uğrayacağı da izahtan vareste. 

Şam yönetiminin, geçiş dönemi adalet sisteminde neler oluyor?

Şam yönetiminin, geçiş dönemi adalet sisteminde neler oluyor?

Bugüne kadar Şam, geçiş dönemi adaletini sağlama noktasında çok ciddi adımlar atamadı. Sabık Esed rejimine bağlı üst düzey kişiler henüz mahkemeye bile çıkarılamadı. Evet, devrik rejime bağlı epey bir kişi tutuklandı, tutuklanmaya da devam ediyor. Ama adli süreçte ciddi bir ilerleme olmadı. Bu sürecin hızlandırılması gerekiyor. Ayrıca Esed rejimine bağlı bazı suçlu isimlerin yeni Şam yönetimiyle bir uzlaşı çerçevesinde serbest bırakılması da adalet bekleyenlerde hayal kırıklığı yaratıyor. Örneğin, Şam tarafından Esed rejiminin paramiliter gücü olan Ulusal Savunma Kuvvetleri komutanı Fadi Sakr gibi isimlerin ‘kan dökülmesini engelleme’ noktasındaki iş birliğinden dolayı serbest bırakılması, Suriye savaşında yakınlarını kaybeden insanlarda ciddi bir öfke ve hayal kırıklığına neden oluyor. 

Halktaki öfkeyi izale edip bazı sorulara cevap vermek amacıyla basın toplantısı düzenleyen Sivil Barış Komitesi üyesi Hasan Sufan’ın gazetecilerle kameralar önünde ağız dalaşına girmesi de öfkeyi körükledi. İnsanlar doğal olarak şeffaf bir süreç yönetimi talep ederek suçluların cezalandırılmasını bekliyorlar. Ancak Sufan, alınan bazı kararların mükemmel olmasa da gerekli olduğunda diretiyor. 

Esed rejimi mensupları için bile durum böyle iken, Şam’a müzahir kişilerin karıştığı ihlaller için nasıl bir süreç işletileceği soru işaretlerini beraberinde getiriyor. 

Sözün özü, Suriye’de devlet kurumlarının yeniden teşekkülü, ordunun ve güvenlik güçlerinin yeniden teşkilatlanması ve disipline edilmesi aciliyeti her zamankinden daha fazla hissediliyor. Şam yönetiminin ordunun eğitimi için Türkiye’den resmi olarak talepte bulunması ve Ankara’nın konuya sıcak yaklaşımı ümit verici bir hamle. Ülkedeki kurumsal kapasitenin artması ve disiplinin sağlanması Suriye’nin önümüzdeki başarısı için elzem.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.