Suriye’de Devrim Sonrası Sürece Yönelik Sahadan İzlenimler
06.03.2026 - 14:19 | Son Güncellenme: 25.03.2026 - 15:13
Türkiye’ye sınırı bulunan Orta Doğu ülkeleri, kuruluşundan bu yana Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nin (ORSAM) temel çalışma alanlarını oluşturmaktadır. Irak’ın yanı sıra Suriye’de de siyasete, güvenliğe, ekonomiye ve toplumsal hayata dair yaşanan her gelişme ORSAM tarafından yakından takip edilmekte; bu gelişmeler doğrultusunda analizler ve raporlar hazırlanmaktadır. 2011’de iç savaşın başlamasından itibaren Suriye’de söz konusu alanlara ilişkin tüm gelişmeler de sürekli olarak uzmanlarımızın odağında olmuştur.
Özellikle 8 Aralık 2024’te Esed rejiminin yıkılmasıyla sonuçlanan devrimin ardından ise Suriye, kurumumuz tarafından günlük olarak izlenmiş; elde edilen nitelikli bilgi ve analizler başta karar alıcılar olmak üzere kamuoyunun istifadesine sunulmuştur. Nitekim bu süreçte, kriz dönemlerinde kamuoyunu hızlı biçimde bilgilendirmeyi amaçlayan çok sayıda analiz yazısının yanı sıra devrimin altıncı ayında ve yıl dönümünde iki kapsamlı rapor, ayrıca alanlarında yetkin akademisyenlerin katkı sunduğu bir derleme kitap hazırlanmıştır.
Bu akademik ve stratejik içerikli yayınlar hazırlanırken yalnızca masa başında erişilen ikincil kaynaklarla yetinilmemiş; imkan bulundukça farklı dönemlerde Suriye’ye saha ziyaretleri gerçekleştirilerek mevcut bilgi birikimi yerinde test edilmiş, devrim sürecine ilişkin gözlemler yapılmış ve sokaktaki vatandaşlardan yeni yönetimde görev alan yetkililere kadar farklı düzeylerde Suriyelilerle nitelikli görüşmeler gerçekleştirilmiştir.
ORSAM olarak bu saha çalışmalarımızın sonuncusunu ise geçen hafta iki ayrı ekip halinde gerçekleştirdik. Ekiplerimizden biri Şam’ı, diğeri ise Halep’i merkez alarak Suriye’nin farklı şehirlerinde devrim sonrası süreci yakından bir kez daha inceleme fırsatı buldu. Geçen yıl şubat ayında gerçekleştirdiğimiz ilk saha çalışmasını kıyas alarak gözlemlerimizi aktarmaya en genel ifadeyle başlayacak olursak, sahada halen çeşitli sıkıntılar mevcut olmakla birlikte son bir yıl içinde ülkenin birçok alanda belirgin iyileşmeler yaşadığını söyleyebiliriz.
Güvenliğin tesisi ve yeni siyasal mimari
On dört yıl süren bir iç savaşın ardından, Suriye gibi bir ülke ve toplum açısından en hayati mesele kuşkusuz güvenliktir. Savaş boyunca onlarca silahlı grubun ortaya çıkmış olması, bireysel silahlanmanın yaygınlığı ve özellikle intikam duyguları başta olmak üzere savaşın toplumsal psikolojide yarattığı tahribat gibi gerçeklikler dikkate alındığında, devrim sonrası dönemde Suriye’de güvenlik ortamının nasıl şekilleneceği son bir yılın en fazla merak edilen konularından biri olmuştur. Ancak geçen on beş ayın sonunda ortaya çıkan tablo, tüm bu olumsuzluklara rağmen Suriye’nin beklentilerin ötesine geçerek savaş sonrası iç güvenliğin tesisinde güçlü bir irade ortaya koyduğunu göstermektedir. Öyle ki iç savaş sürecinde oluşan silahlı gruplar büyük oranda güvenlik birimlerine entegre olmuş, SDG ile müzakerelerde bir hayli mesafe katedilmiş, bireysel silahlanma oranın yüksekliğine rağmen intikam eylemlerinde son aylarda ciddi azalma olmuş, savaşın toplumsal psikolojideki tahribatına ve halkın sosyo-ekonomik sıkıntılarına rağmen devrim sonrasında ülkede kriminal suçlar görece düşük düzeyde kalmıştır.
Nitekim kendisiyle bir görüşme gerçekleştirdiğimiz Halep Vali Yardımcısı da son bir yıl içinde oluşturulan iç güvenlik birimleri sayesinde şehirlerin asayişinde çok önemli mesafeler katedildiğini ifade etmiştir. Kuşkusuz bu olumlu tabloda ülkedeki yeni yönetimin başarısı yadsınamaz olsa da gözlemleyebildiğimiz kadarıyla Suriye halkının ülke istikarı hususunda ortaya koyduğu sağduyu da bunda belirleyici olmuştur. Öyle ki ülke istikrarını zedeleme potansiyeli taşıyan her türlü girişim, toplumun neredeyse tüm kesimlerinde güçlü bir tepkiyle karşılanmaktadır. Bu duruma en çarpıcı örnek olarak, entegrasyon sürecini uzatarak belirsizlik yarattığı düşünülen SDG’ye yönelik toplumsal tepki gösterilebilir. Hatta 18 Ocak’ta SDG ile varılan anlaşmanın ardından Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı Afrin’de halkın sokaklara çıkarak kutlamalar yaptığı, Afrin ziyaretimiz sırasında görüştüğümüz bir Kürt aktivist tarafından tarafımıza bizzat aktarılmıştır.
Siyasal yapılanma açısından ise ülkedeki yeniden inşa süreci hâlen devam etmektedir. Devrim sonrası dönemde Şara öncülüğündeki yeni yönetim hem yeni siyasal mimarinin oluşturulmasına hem de iç meşruiyetin tesisine yönelik çeşitli politikalar hayata geçirmiştir. Ulusal Diyalog Konferansı’ndan geçici anayasa deklarasyonuna, geçiş sürecinin yürütme ayağını kurumsallaştıran geçici hükümetin kurulmasından dolaylı halk meclisi seçimlerine kadar pek çok adım bu süreçte atılmıştır. Söz konusu politikaların da toplumsal düzlemde genel olarak olumlu karşılandığı gözlemlenmiştir. Özellikle geçen yıl Nisan ayında gerçekleştirilen dolaylı seçimlerin, her ne kadar sınırlı katılım modeli içerse de ülke tarihinde yapılmış en şeffaf seçimler olduğuna dair değerlendirmeler görüştüğümüz kimseler tarafından gururla dile getirilmiştir.
Siyasal inşa süreciyle ilişkili öne çıkan hususlardan biri de sürecin çift boyutlu bir bir seyir izliyor olmasıdır: Bir taraftan kurumsal sürekliliğin korunmasına özen gösterilirken, diğer taraftan mevcut yapıya köklü reform ve yeniliklerin eklemlenmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu süreçte özellikle eski rejimle iltisaklı kişilerin yeni siyasal yapılanma içinde yer almaması yönündeki hassasiyet dikkat çekmektedir. Nitekim Halep’te görüştüğümüz Siyasi İşler Dairesi Müdürü, eski rejimle bağlantılı unsurlar dışında Halep’te yaşayan tüm bireylerin siyasal faaliyette bulunma hakkına sahip olduğunu ve vatandaşların bu yönde teşvik edildiğini ifade etmiştir. Öte yandan görüştüğümüz gençler, siyasal haklar bakımından devrim kazanımlarının artık geri döndürülemeyeceğine ve ülkenin yeniden imarını hedefleyen geçiş sürecinin tamamlanmasının ardından halk iradesini esas alan bir siyasal sistemin inşa edileceğine inandıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca Suriye’nin toplumsal gerçekliğinin böyle bir siyasal mimariyi zorunlu kıldığını ve bu nedenle siyasal geleceğe ilişkin iyimserlik taşıdıklarını dile getirmişlerdir.
Devletle barışan toplum ve bir arada yaşamaya yönelik hassasiyet
Toplumsal düzlemde ise devrime ve devrim sonrası sürece ilişkin genel bir memnuniyet tablosu gözlemlenmektedir. Ancak bu tablo içinde en dikkat çekici unsur, uzun yıllar boyunca onurunun hiçe sayıldığını düşünen toplum kesimlerinin devletle yeniden barışma sürecine girmiş olmasıdır. Nitekim Esed rejimine karşı başlayan devrimci ayaklanmayı tetikleyen temel unsurlardan biri olarak kabul edilen ‘onura saygı’ (el-kerame) meselesinin, yeni yönetim tarafından özellikle hassasiyet gösterilen bir başlık haline geldiği anlaşılmaktadır. Siyasilerden güvenlik birimlerine kadar kamu görevlilerinin vatandaşlarla kurduğu ilişkide önceki döneme kıyasla belirgin bir üslup değişikliği gözlemlenmektedir. Havaalanlarındaki pasaport kontrollerinden şehirler arası geçiş noktalarına kadar güvenlik uygulamalarında, toplumla kurulan ilişkinin insan onurunu zedelemeyecek bir çerçevede yürütülmesine özen gösterildiği ifade edilmektedir. Bu çerçevede Suriye halkının verdiği ‘onur mücadelesinin’, devletin davranış kalıplarını dönüştüren bir etki yarattığı söylenebilir.

Eski rejim döneminde onurun nasıl zedelendiğine ilişkin çarpıcı bir örnek ise Halep Üniversitesi bağlamında tarafımıza aktarılmıştır. Görüştüğümüz Halep Üniversitesi Rektörü, devrim öncesinde üniversitenin fiilî işleyişinde akademik liyakatin değil, Esma Esed’in üniversitede öğrenim gören bir akrabasının gayriresmi nüfuzunun belirleyici olduğunu; yöneticilerin ve akademisyenlerin kendisine tahsis edilmiş bir odada bulunan bu öğrencinin ayağına gitmek zorunda bırakılmasının kurumsal ve bireysel onuru zedeleyen bir tablo ortaya çıkardığını hayretle dile getirmiştir. Hâlihazırda 155 bin öğrencisi bulunan Halep Üniversitesi’nde eğitim-öğretimin ‘onurlu’ bir şekilde sürdürüldüğünü vurgulayan rektör, kapısının tüm öğrencilere ve akademisyenlere açık olduğunu, zaman zaman bu görüşmeler nedeniyle günün büyük bölümünü üniversitede geçirdiğini ifade etmiştir.
Suriye, sosyal dokusu itibarıyla Orta Doğu’nun en heterojen toplum yapılarından birine sahip ülkelerden biridir. Etnik açıdan Araplar, Türkmenler, Kürtler ve Çerkezler; dinî ve mezhepsel açıdan ise Müslümanlar, Hristiyanlar, Sünniler, Aleviler, Dürziler ve İsmaililer gibi çok çeşitli toplumsal unsurları bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle uzun yıllar süren iç savaşın ardından söz konusu çeşitliliğin yeniden hoşgörü temelinde bir arada yaşayabilmesinin sağlanıp sağlanamayacağı, devrim sonrası dönemin en önemli soru işaretlerinden biri olmuştur. Nitekim Halep Vali Yardımcısı ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede, devrimin ilk günlerinde toplumun geniş kesimlerinde bu konuda ciddi kaygılar bulunduğu; ancak yeni yönetimin izlediği politikalar sonucunda söz konusu endişelerin zamanla büyük ölçüde azaldığı ifade edilmiştir.
Saha gözlemlerimiz de bu değerlendirmeyi kısmen destekler niteliktedir. Halep’te yaptığımız temaslar sırasında, Ermeni ve Ortodoks cemaatler başta olmak üzere yaklaşık on iki farklı Hristiyan topluluğun şehrin çeşitli mahallelerinde yaşamlarını sorunsuz biçimde sürdürdüğü aktarılmıştır. Hatta bize mihmandarlık yapan Türkmen gencin iç savaş esnasında ülkeyi terk eden bazı Yahudilerin devrimden sonra geri döndüğüne yönelik bize verdiği bilgi de şaşkınlık verici bir ayrıntı olarak notlarımız arasına girmiştir.
Öte yandan aynı zamanda akademisyen kimliği bulunan ve son seçimlerde Halep’ten parlamentoya giren bir milletvekili, yeni yönetimin toplumsal mutabakatı güçlendirmeyi öncelikli hedef olarak benimsediğini, bu nedenle ideolojik bir ‘kurtuluş söylemi’ inşa etmekten ziyade kapsayıcı bir siyasal zemin oluşturmaya odaklandığını ifade etmiştir. Bir başka yetkiliye göre ise Esed rejiminin sona ermesine yönelik toplumun geniş kesimlerinde hissedilen ortak rahatlama duygusu, toplumsal mutabakatın inşasında en güçlü ortak paydalardan biri olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçevede özellikle son aylarda bireysel intikam eylemlerinde gözlenen belirgin azalma da devrim sonrası toplumsal birlikteliğin güçlenmesi adına umut verici gelişmeler arasında değerlendirilmektedir.
Devrime öncülük eden HTŞ kadrolarının ideolojik geçmişine bağlı olarak devrimin ilk günlerinde dile getirilen bazı soru işaretlerinin de zamanla büyük ölçüde azaldığı gözlemlenmiştir. Nitekim geçen yıl şubat ayındaki saha ziyaretimiz sırasında bu konuya ilişkin endişeler bazı görüşmelerde açıkça dile getirilirken, son ziyaretimizde aynı meselenin neredeyse hiç gündeme getirilmemesi dikkat çekici bir değişim olarak kaydedilmiştir. Şüphesiz bu dönüşümde, yeni yönetimin izlemeye çalıştığı kapsayıcı ve dengeleyici politikaların belirleyici olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim Halep Müftüsü ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede de bu doğrultuda önemli değerlendirmeler paylaşılmıştır. Müftü, Suriye’de aşırılıktan uzak, mutedil bir dinî anlayışın güçlendirilmesi ve farklı toplumsal kesimler arasında bir arada yaşama kültürünün korunması için yoğun çaba gösterdiklerini ifade etmiştir.
Bu kapsamda ülkedeki iki binden fazla din adamıyla bir araya gelindiğini; aşırı yorumlardan uzak, dört mezhebin ortak kabulüne uygun fetvaların esas alınmasına yönelik kararlar alındığını belirtmiştir. Ayrıca Suriye’nin tarihsel olarak sahip olduğu ılımlı dinî geleneğin, radikal eğilimlerin yaygınlaşmasına izin vermeyeceğine inandığını dile getirmiştir. Ayrıca muhtemel radikalizm riskine karşı Savunma ve İçişleri Bakanlıkları bünyesinde Din İşleri ve Manevi Rehberlik Birimi kurulduğunu, bu birimin personellere dini rehberlik hizmetinde bulunduğu ve aşırı fikirlere sahip personelleri araştırarak bu kimselerin tehdit haline gelmelerini engellemeye çalıştığını ifade etmiştir.
Türkçenin yaygınlığı ve gençler
Halep sokaklarında yaptığımız gözlemler sırasında dikkat çeken ve bizim açımızdan memnuniyet verici hususlardan biri ise Türkçenin oldukça yaygın biçimde kullanılan bir dil haline gelmiş olmasıdır. Türkçe’nin Suriye’de artık ikinci dil haline geldiğini iddia etmek elde bilimsel bir veri olmadığı için çok mümkün gözükmese de sokakların pürüzsüz Türkçe konuşan gençlerle dolu olduğunu söylemek abartı değildir. Özellikle çocukluk veya ilk gençlik yıllarını Türkiye’de geçirmiş olan gençlerin Türkçe yeterliliklerinin oldukça yüksek olduğu, hatta çoğu zaman ana dili Türkçe olan biriyle ayırt edilmesinin güç olduğu gözlemlenmiştir.
Ayrıca Türkçe konuştuğumuzu fark eden bazı gençlerin yanımıza gelerek Türkiye’de geçirdikleri yıllardan özlemle söz etmeleri ve Türkiye’ye yönelik olumlu duygularını ifade etmeleri de bizim için gurur verici anlar olarak zihnimizde yer etmiştir. Diğer taraftan gençlerin iç savaş boyunca Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı yerlerindeki iyi üniversitelerde eğitim alma fırsatı bulmalarını ve farklı diller öğrenmiş olmalarını da orta ve uzun vadede ülkenin nitelikli insan kaynağı kapasitesinin güçlenmesi açısından önemli bir potansiyel olarak değerlendirmek mümkündür.
Gençlere ilişkin bir diğer saha gözlemimiz, uzun yıllar süren iç savaş koşullarını tecrübe etmiş olmalarına rağmen genç nüfusun büyük ölçüde kriminal faaliyetlerden uzak kalarak görece mutedil bir yaşam sürdürme eğiliminde olmalarıdır. Bilindiği üzere Afganistan örneğinde olduğu gibi uzun süreli çatışma bölgelerinde otorite boşlukları, özellikle uyuşturucu üretimi ve ticaretinin yaygınlaşmasına zemin hazırlamakta; bu durum savaş yaşamış toplumlarda genç nüfusun önemli bir kısmını uyuşturucu bağımlılığı ve suç döngüsüyle karşı karşıya bırakabilmektedir. Suriye de iç savaş boyunca özellikle captagon gibi sentetik uyuşturucu üretiminin merkezi olmuşken gençler arasında uyuşturucunun yaygınlaşmamış olması ülke açısından büyük bir şans olarak değerlendirilebilir. Gençlerle ilgili dile getirilen bir diğer husus ise yeni yönetimin zorunlu askerlik uygulamasını kaldırmış olmasının gençler nezdinde devrim sonrası dönemin en önemli kazanımlarından biri olarak görülmesidir. Zira rejim döneminde onur kırıcı uzun süreli askerlik tecrübelerinin toplumsal hafızada güçlü bir şekilde yer edinmiş olması, yeni uygulamanın gençler açısından sembolik ve pratik önemini ortaya koymaktadır.
En kırılgan alan ekonomi ve kalkınma
Devrim sonrası dönemde Suriye’nin yeniden inşa sürecinde en kırılgan alanın ise ekonomi olduğu görülmektedir. Konut yetersizliği, geçim sıkıntısı, altyapı eksiklikleri ve işsizlik, öne çıkan temel sorun başlıkları arasında yer almaktadır. İç savaş sırasında yıkılan yüz binlerce binanın önemli bir kısmında enkaz kaldırma çalışmalarının dahi henüz tamamlanamamış olması, buna ek olarak göçmenlerin kademeli biçimde geri dönmesiyle şehir nüfusunun artması, konut sorununu daha görünür hale getirmektedir. Nitekim bir Suriyeli aktivistin aktardığına göre ülke içinde kamplarda yaşayan yüz binlerce kişi, barınma imkanlarının yetersizliği nedeniyle memleketlerine dönmek yerine halen kamplarda yaşamayı tercih etmektedir.
İşsizlik sorunu da geçim sıkıntısını derinleştiren başlıca faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Görüştüğümüz bazı yetkililer, özellikle yüksek eğitimli bireylerin mühendislik gibi nitelikli alanlarda iş bulmakta zorlandığını; buna karşılık inşaat ustalığı, teknikerlik veya çeşitli zanaat dallarında çalışanların nispeten daha kolay istihdam imkanı bulabildiğini ifade etmiştir. Uluslararası yaptırımların kaldırılmış olmasına rağmen yabancı yatırımların henüz beklenen düzeyde ülkeye yönelmemesi de ekonomik toparlanma sürecini yavaşlatan unsurlar arasında değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte bazı altyapı göstergelerinde kısmi iyileşmeler gözlemlendiği de belirtilmelidir. Örneğin devrimin ilk aylarında günlük elektrik arzının günde yalnızca birkaç saatle sınırlı olduğu hatırlanacak olursa, son dönemde bunun yaklaşık 10–12 saat seviyesine yükselmiş olması, ciddi altyapı sorunlarıyla karşı karşıya olan ülke açısından temkinli bir iyimserlik kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Benzer şekilde eğitim altyapısının yeniden işler hâle getirilmesi amacıyla okulların onarımına öncelik verilmesi ve eğitim faaliyetlerinin büyük ölçüde yeniden başlaması da yeniden inşa sürecinde kaydedilen önemli gelişmeler arasında gösterilmektedir.
Sonuç olarak, uzun yıllar süren iç savaşın yarattığı ağır tahribat, fiziksel yıkım ve devam eden ekonomik-toplumsal sıkıntılara rağmen Suriye’nin yeniden inşa sürecine yönelik önemli bir toplumsal irade ve motivasyonun varlığı dikkat çekmektedir. Bu çerçevede, ülkenin başta İsrail olmak üzere bölgesel ve küresel aktörlerin rekabet ve istikrarsızlaştırma alanına dönüşmemesi ve siyasal gelişim sürecinin büyük ölçüde kendi iç dinamiklerine bırakılması hâlinde, toplumda devrime dair gözlemlenen söz konusu heyecan ve kararlılık, ülkenin yeniden inşasını başarıyla tekamüle erdireceğini göstermektedir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.