Suriye’de 48 Saatte Dengeler Kökten Değişti!
20.01.2026 - 14:39 | Son Güncellenme: 29.01.2026 - 13:05
Fırat Nehri’nin batısı ve doğusunda art arda yaşanan gelişmeler, sıradan bir askeri harekatın çok ötesine geçti. Kısa süre içinde sahadaki tablo köklü biçimde değişti ve Suriye devleti, stratejik ve ekonomik açıdan en hassas bölgelerden birinin merkezine yeniden yerleşti.
Başlangıçta Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan çekilme ve ateşkes anlaşmasının tansiyonu düşüreceği düşünülse de, çok geçmeden bunun kapsamlı bir egemenlik tesis etme sürecinin parçası olduğu ortaya çıktı. Üstelik bu süreç, ani tepkilerle değil, askeri planlama mantığıyla yönetildi.
Siyasi uzlaşıdan sahadaki hesaplaşmaya
Şam ile SDG arasındaki anlaşma, bölgesel açıdan son derece hassas bir dönemde açıklandı. Bu anlaşmaya, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını tanıyan ve onlara Suriye devleti içinde açık bir hukuki statü kazandıran, benzeri görülmemiş bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi de eşlik etti.
Teoride bu adım, çatışma nedenlerini azaltabilecek nitelikteydi. Ancak sahadaki gelişmeler, ilan edilen metinlerle fiili uygulamalar arasında derin bir uçurum olduğunu kısa sürede gösterdi.
Anlaşma SDG’nin Fırat’ın batısından çekilmesini öngörüyordu. Şam açısından bu, niyetlerin test edilmesiydi. Ne var ki karşılıklı ihlal suçlamalarıyla birlikte bu süreç hızla bir çatışma kıvılcımına dönüştü. Bunun üzerine Suriye askeri yönetimi, bekleme aşamasından fiili müdahale aşamasına geçme kararı aldı.
Ayrıca, SDG’nin Fırat’ın batısındaki varlığının yalnızca anlaşmanın ihlali değil, aynı zamanda Suriye coğrafyasının yeniden birleştirilmesine yönelik ciddi bir tehdit olduğu değerlendirmesi yapıldı. Böylece harekat Halep’in doğu kırsalından başladı ve planlı bir biçimde Rakka ile Tabka yönüne doğru genişledi.
Tabka ve Fırat barajı: Kritik coğrafya
Tabka kenti ve Fırat Barajı, yalnızca askeri değil, stratejik ve ekonomik açıdan da kritik bir konumda bulunuyor. Barajın kontrolü, hayati önemdeki su ve elektrik kaynaklarının kontrolü anlamına geliyor.
Tabka ise Rakka kırsalını Deyrizor ve Halep’e bağlayan önemli bir ulaşım düğümü. Bu nedenle bölgeye yönelik ilerleme, basit bir alan genişletme hamlesi değil, SDG’nin yıllar içinde inşa ettiği nüfuzun temel dayanaklarından birini hedef alan hesaplı bir adımdı.
Suriye ordusunun Tabka çevresine girmesi, askeri havaalanını ve Mansura Barajı’nı kontrol altına almasıyla birlikte güç dengesinin hızla SDG aleyhine döndüğü netleşti. Köprülerin mayınlanması ya da sokağa çıkma yasaklarıyla ilerlemenin durdurulmaya çalışılması, savunma hatlarındaki kademeli çözülmeyi gizleyemedi. Özellikle yerel Arap nüfusun önemli bir bölümünün tutum değiştirmesi ve devletin dönüşünü, fiili yönetimlerin sona ermesi için bir fırsat olarak görmesi bu süreci hızlandırdı.
Petrol yeniden siyasi mücadelenin merkezinde
Fırat’ın batısı ve doğusunda yaşananları, petrol dosyasını göz ardı ederek anlamak mümkün değil. Safiyan, Tişrin ve Rısafa sahalarının, ardından El-Ömer ve Koniko sahalarının yeniden devlet kontrolüne geçmesi, Şam yönetimine yıllardır kayıp olan en önemli ekonomik kozlardan birini geri kazandırdı. Bu sahalar yalnızca enerji kaynağı değil, SDG’nin askeri ve idari yapısını finanse eden paralel ekonominin de omurgasını oluşturuyordu.
Bu kaynakların yeniden devletin eline geçmesi, doğu Suriye’nin resmi ekonomik döngüye bağlanması ve bölünmüşlüğün temel nedenlerinden birinin ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Nitekim Merkez Bankası ve Enerji Bakanlığı başta olmak üzere ekonomik kurumların açıklamaları da mücadelenin yalnızca askeri değil, mali egemenliği yeniden tesis etmeyi hedefleyen daha geniş bir sürecin parçası olduğunu ortaya koydu.
Aşiretler sahneye çıktı, denge hızla değişti
Sahadaki dönüşümde en belirleyici unsurlardan biri de Deyrizor ve Rakka’daki aşiret hareketliliği oldu. Askeri ilerleme başlar başlamaz aşiretler kenarda durmadı; kopuşlar ve doğrudan kontrol hamleleriyle SDG’yi birçok köy ve kasabadan çıkardı. Bu toplumsal dinamik, SDG’nin Kürt nüfusun çoğunlukta olmadığı bölgelerdeki yerel tabanının ne kadar zayıf olduğunu da gözler önüne serdi.
Şam yönetimi açısından bu gelişme, askeri kontrolün doğru adımlarla kalıcı istikrara dönüştürülebileceğine dair güçlü bir işaret olarak okundu. Bu nedenle ordu girer girmez güvenlik takviyeleri gönderildi ve devlet kurumları hızla yeniden faaliyete geçirildi.
Suriyeli araştırmacı Vail Alvan, Fokus+’a yaptığı değerlendirmede, “Savaşın seyrini değiştiren en kritik gelişmelerden biri aşiretlerin ayaklanması oldu. Bu aşiretler, Suriye ordusunun Fırat’ın doğusundaki ilerleyişiyle eş zamanlı hareket ederek Deyrizor ve Rakka’da geniş alanları kontrol altına aldı ve SDG üzerindeki baskıyı ciddi biçimde artırdı” dedi.
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve silah sonrasının mesajı
Askeri operasyonlar sürerken çıkarılan Kürt haklarına ilişkin cumhurbaşkanlığı kararnamesi, iki yönlü bir siyasi mesaj taşıdı. Bir yandan Kürtlere, devletin kimliklerini yok sayma niyetinde olmadığı güvencesi verildi.
Öte yandan SDG’nin, “Kürtleri temsil etme” iddiasına dayanan en önemli siyasi argümanı elinden alındı. Bağımsız Kürt çevrelerden ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden gelen olumlu tepkiler, yeni dönemin savaş yıllarındaki yaklaşımdan farklı araçlarla yönetildiğine dair bir algının güçlendiğini gösterdi.
Entegrasyon anlaşması: Çatışmanın sonu, sınavın başlangıcı
Bu sürecin sonunda kapsamlı bir ateşkes ve entegrasyon anlaşması imzalandı. Anlaşma, doğu vilayetlerinin hükümete devrini, SDG güçlerinin devlet kurumlarına entegre edilmesini, petrol sahaları ve sınır kapılarının teslimini öngörüyor. Bölgesel ve uluslararası destek alan bu metin, her ne kadar bir dönemin kapandığını gösterse de, aynı zamanda zorlu bir sınavın başlangıcı olarak görülüyor. Başarısı, askeri kazanımların kapsayıcı bir yönetim modeline dönüştürülmesine ve yerel dengelerin gözetilmesine bağlı.
Vail Alvan’a göre, “Bu anlaşma, son savaşın doğrudan bir sonucudur. SDG, Şeyh Maksud, Deyr Hafir, Tabka ve Deyrizor gibi önemli bölgeleri kaybettikten sonra ağır bir askeri tabloyla karşı karşıya kaldı ve anlaşmaya yönelmek zorunda kaldı.”
Alvan, SDG’nin güvenlik, siyasi ve askeri düzeylerde ciddi çözülmeler yaşadığını, bunun da kendisini fiilen bir teslimiyete yakın bir anlaşmaya sürüklediğini savunuyor. Ona göre SDG, 10 Mart anlaşmasıyla tarihi bir fırsatı kaçırdı; daha geniş siyasi kazanımlar elde edebilecekken, PKK ile bağlantılı bazı lider kadroların katı tutumu bu süreci sabote etti ve örgütü devletle askeri bir çatışmaya sürükledi.
Alvan ayrıca, yeni anlaşmanın SDG unsurlarının bireysel olarak sisteme katılımını öngördüğünü, bunun da fiilen örgütün dağılması anlamına geldiğini belirtiyor.
ABD ve Mesud Barzani arabuluculuğunun kabul edilmesini ise, Şam’ın SDG’nin elindeki tüm gerekçeleri ortadan kaldırma isteğinin göstergesi olarak yorumluyor. Ona göre SDG’nin bu anlaşmayı da bozması, geriye kalan son güç kartlarını da kaybetmesi anlamına gelecek ve hükümetin askeri seçenekleri tamamen devreye sokmasının önünü açacak.
Alvan sözlerini, SDG içindeki bölünmeye dikkat çekerek tamamlıyor: Bir kesim anlaşmaya uymaktan yana, diğer kesim ise PKK bağlantılı ve eski rejim kalıntılarıyla ilişkili. Bu durumun, sürecin yeniden tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Fırat’ın batısından sonra doğu Suriye
Fırat’ın batısında yaşananlar, doğu Suriye’nin tamamına ilişkin daha büyük bir soruyu yeniden gündeme getirdi. Coğrafyanın, petrolün ve kurumların geri kazanılması, yıllarca savaş ve çok başlı yönetimlerle yıpranan bölgede yeni bir toplumsal sözleşme kurmak için nadir bir fırsat sundu. Ancak yeniden imar, savaşçıların entegrasyonu ve yerel ekonominin canlandırılması gibi ciddi zorluklar da bu fırsatın önünde duruyor.
Fırat’ın batısı ve doğusundaki çatışmalar, yalnızca savaşın yeni bir perdesi değil; Suriye devletinin gücünü ve sınırlarını yeniden tanımladığı bir dönüm noktası oldu. SDG’nin bağımsız bir güç olma projesi büyük ölçüde çökerken, asıl soru Şam’ın bu askeri kazanımı kalıcı bir istikrara dönüştürüp dönüştüremeyeceği. Aksi halde, farklı biçimlerde yeni gerilimlerin kapısı aralık kalabilir.