Suriye ve Irak, Türkiye’nin İhracat Stratejisinde Nasıl Öne Çıktı?
24.12.2025 - 15:58 | Son Güncellenme: 24.12.2025 - 16:20
Küresel ticaret hacminin yavaşladığı, jeopolitik riskler ve bölgesel belirsizliklerin arttığı bir dönemde, Türkiye’nin ihracat listesinde komşu ülkelerin yeniden üst sıralara yükselmesi dikkat çekiyor.
Son veriler, coğrafi yakınlığın, tüm küresel dalgalanmalara rağmen Türk ihracatı için hala güçlü ve güvenilir bir ekonomik itici güç olduğunu ortaya koyuyor.
Açıklanan rakamlar, ticaret ilişkilerinin yapısında belirgin bir dönüşüme işaret ediyor.
Gözden Kaçmasın
Özellikle Irak ve Suriye, göreceli istikrarın artması, kara sınır kapılarının yeniden işler hale gelmesi ve sınır ticaretinin yoğunlaşmasıyla birlikte, Ankara açısından yeni bir ekonomik derinlik alanı olarak öne çıkıyor.
Komşularla ticarette derinleşme
Anadolu Ajansı’nın (AA) Ticaret Bakanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin komşu ülkelere yaptığı ihracat, 2025 yılının ilk 11 ayında 25,3 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3,4’lük bir artışa işaret ediyor.
Söz konusu performans, Türkiye’nin aynı dönemde toplam ihracatının 247,2 milyar dolara ulaşması bağlamında değerlendirildiğinde, komşu ülkelerin dış pazarlarda istikrarlı ve giderek daha önemli bir segment haline geldiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’den ithalat yapan komşu ülkeler arasında Irak, Suriye, Azerbaycan, Bulgaristan, Gürcistan, İran ve Yunanistan yer alırken, bu ülkelere yapılan toplam ihracat 25,31 milyar doları aşıyor.
Uzmanlara göre bu tablo, küresel ekonomik belirsizliklerden daha fazla etkilenen uzak pazarlara kıyasla, bölgesel ticaretin dayanıklılığını yansıtıyor.
Irak: Türkiye’nin en büyük bölgesel ortağı
Bu ülkeler arasında Irak, 9,3 milyar dolarlık ihracat hacmiyle listenin ilk sırasında yer alarak, Türkiye’nin en büyük bölgesel ticaret ortağı konumunu bir kez daha teyit etti.
Irak’ın bu konumu, yalnızca pazarın büyüklüğüyle açıklanmıyor, aynı zamanda son dönemde ticaret akışlarında yaşanan belirgin iyileşmeye de işaret ediyor.
Özellikle gıda ürünleri, inşaat malzemeleri ve çeşitli tüketim mallarına yönelik artan talep, Türk ürünlerinin Irak pazarındaki güçlü konumunu pekiştiriyor.
Bu performans, Irak’ın Türk ihracatı için nispeten istikrarlı bir pazar haline geldiğini ve daha uzak pazarlardaki dalgalanmaları absorbe edebildiğini ortaya koyuyor.
Ayrıca bu tablo, ticaret ilişkisinde geleneksel bir ihracat modelinden, lojistik projelerle desteklenen ve Türkiye’nin Bağdat ile ulaşım ağlarını ve ticaret bağlantılarını geliştirmeye yönelik artan ilgisiyle güçlenen, daha yapılandırılmış ve kurumsal bir ortaklığa doğru kayışa işaret ediyor.
Bu dönüşüm, yalnızca kısa vadeli ticari kazançları değil, aynı zamanda orta vadede ticaret akışlarının sürekliliğini artırıyor.
Ankara ile Bağdat arasındaki ticaret ortaklığının göstergeleri, mevcut ihracat rakamlarıyla sınırlı kalmıyor.
Bunun ötesinde, ikili ticaret hacminde ilan edilen genişleme hedeflerini de kapsıyor.
Öte yandan, Ticaret Bakanı Ömer Polat, 30 Ekim’de Bağdat’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, hızlandırılmış ekonomik iş birliği ve yoğunlaştırılmış kurumsal koordinasyona dikkat çekti.
Bolat, “İnşallah iki ülke arasındaki ticaret hacminin kısa vadede 20, orta vadede 30 milyar dolar seviyesine çıktığına şahit olacağız” dedi.
Bolat’ın iş dünyasından 100’ü aşkın temsilciden oluşan geniş bir heyet ile gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında, Türkiye-Irak Ortak Ekonomik ve Ticaret Komitesi’nin ikinci toplantısı da düzenlendi.
Bu toplantı, tarafların ilişkiyi ticaret yönetiminin ötesine taşıyarak, daha uzun vadeli planlama ve stratejik eşgüdüm temelinde ele almaya başladıklarına dair güçlü bir işaret olarak değerlendirildi.
Irak Ticaret Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Hanun da bu sürece dikkat çekerek, “Irak ve Türkiye arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkiler, özellikle iki ülke arasındaki ticaret hacminin 20 milyar doları aşmasının ardından, son iki yılda kayda değer gelişmeler kaydetti ve bu durumu ekonomik iş birliği açısından önemli bir adım olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Hanun, 11 Aralık’ta Rusya merkezli Sputnik'e verdiği demeçte, özellikle su paylaşımına ilişkin tarihi bir anlaşmayı da içeren Irak-Türkiye mutabakatlarının imzalanmasının ardından, Irak’ın Türkiye ile ilişkilerini daha da genişletmeyi hedeflediğini ve Türkiye’ye yönelik yatırımlar için daha geniş alanlar açılacağını vurguladı.
Suriye: Olağanüstü büyüme
Öte yandan Suriye, aynı dönemde Türkiye’nin komşu ülkeleri arasındaki ihracatta yıllık yüzde 54,2 ile en yüksek büyüme oranını kaydederek dikkat çekici bir performans sergiledi.
Toplam ihracat değeri Irak’a kıyasla daha düşük olsa da, artışın hızı, Türkiye ile Suriye arasındaki ticari ilişkilerin yeniden şekillenme sürecine girdiğini ortaya koyuyor.
Bu olağanüstü büyümede, kara sınır kapılarının yeniden açılması, Suriye’nin kuzeyindeki geniş bölgelerde ekonomik faaliyetlerin kademeli olarak başlaması ve özellikle temel tüketim malları ile inşaat malzemelerine yönelik artan ihtiyaç belirleyici rol oynuyor.
Bu çerçevede Suriye, olağanüstü koşullara ve acil ihtiyaçlara dayalı bir ticaret modelinden, daha düzenli ve öngörülebilir bir yapıya doğru kademeli geçiş sinyalleri veren, umut vadeden bir pazar olarak öne çıkıyor.
Bu dönüşüm, Ankara’ya yalnızca siyasi ve insani rollerini sürdürme imkanı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin sahadaki ekonomik varlığını kalıcı biçimde güçlendirebileceği yeni bir alan da açıyor.
Suriyeli ekonomist Adham Kdeimati, Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı ihracatın, iki ülkenin ekonomik yapılarındaki temel farklılıklar nedeniyle Irak’a yönelik ihracattan yapısal olarak ayrıştığını vurguladı.
Konuya ilişkin Fokus Plus’a değerlendirmede bulunan Kdeimati, Irak’ın hala zayıf bir üretim tabanına sahip olduğunu ve yerel sanayilerin gelişmemiş olmasının, ithalat ile yerli üretim arasındaki yapısal farkı derinleştirdiğini ifade etti.
Bu durumun da, Irak’ı Türkiye için geniş ve sürdürülebilir bir tüketici pazarı haline getirdiğini belirtti.
Buna karşılık Suriye’nin orta vadede farklı bir ekonomik yörüngeye oturmasının beklendiğini dile getiren Kdeimati, altyapının kademeli olarak iyileştiğini ve bazı sanayicilerin ülkeye geri dönmeye başladığını dile getirdi.
Söz konusu gelişmelerin, özellikle gıda ve tarım gibi bazı kilit sektörlerde Türk ithalatına olan bağımlılığı kademeli olarak azaltabileceğini söyledi.
Ancak yüksek sermaye gerektiren ve yerelleşmenin daha uzun bir zaman dilimine yayıldığı sektörlerde dış tedarik ihtiyacının devam edeceğini kaydetti.
Ayrıca, sınır geçişlerinin iyileştirilmesi ve lojistik projelerinin geliştirilmesinin, Suriye’nin Türk ürünleri için Körfez ülkelerine uzanan bir ticaret koridoru rolü üstlenmesini mümkün kılabileceğine dikkat çekti.
Böyle bir senaryonun, hem ulaşım maliyetlerini düşüreceğini hem de bölgesel ticaret için alternatif güzergahlar yaratacağını da söyledi.
Kdeimati, Türk ihracatının niteliğinin önümüzdeki dönemde yerli üretimin gelişimi ve her iki ülkenin ekonomik politikaları doğrultusunda değişime uğrayacağını da ekledi.
Türkiye’den ısıtma ve inşaat malzemeleri ithal eden Suriyeli iş insanı Muhammed Ebu el-Fida ise, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha sağlıklı biçimde gelişebilmesi için kurumsal mekanizmaların yeniden devreye alınması gerektiğini belirtti.
Fida, ticaretin artmasını ve kolaylaşmasını sağlayacak bir koordinasyon platformu işlevi görecek Türk-Suriye İş Konseyi’nin yeniden aktif hale getirilmesinin, bu sürecin kilit adımlarından biri olacağının altını çizdi.
Ancak bu adım atılırken, gelişmekte olan Suriye sanayilerinin aşırı rekabet baskısı altında kalmaması ve yerli üretimin korunmasının da göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çizdi.
Fida, 30 Kasım’da Al-Araby Al-Jadeed’e verdiği demeçte, ortak sınır hattı, Türkiye topraklarında faaliyet gösteren binlerce Suriyeli şirket ve Türkiye’nin iyileşme ile yeniden yapılanma sürecine verdiği destek nedeniyle, Ankara'nın Şam’ın en önemli ekonomik ortağı konumunda olduğunu teyit etti.
Diğer taraftan, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın paylaştığı verilere göre ise, 2010 yılında Suriye’de devrimin başlamasından önce Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 2,5 milyar dolara ulaşmıştı.
Ancak Esed rejiminin Ankara ile ekonomik bağları koparması ve Türkiye ile ticareti resmen suç kapsamına almasının ardından, bu rakamlar keskin bir düşüş yaşadı.
Buna rağmen, Türkiye’nin Suriye’de rejim kontrolü dışındaki bölgelerle ticareti, Ankara’nın bu bölgeler için neredeyse tek ticaret çıkış noktası haline gelmesi nedeniyle gelişimini sürdürdü.
Bu kapsamda ticaret hacmi 2024 yılında yaklaşık 2,538 milyar dolara ulaştı ve bunun yaklaşık 2,2 milyar dolarlık bölümünü Türkiye’nin ihracatı oluşturdu.
Şam ile 2007 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşması 2011 yılında askıya alınmıştı. Ancak karşılıklı ziyaretlerin gerçekleştirilmesi ve İş Konseyi’nin kurulmasının ardından, anlaşmanın kapsamlı bir ekonomik çerçeve içinde yeniden yürürlüğe girmesi ihtimali değerlendiriliyor.
Bölgede göreceli istikrarın devam etmesi ve ticaret kanallarının yeniden açılması, Arap komşu ülkeleri önümüzdeki dönemde Türk ticaretinin genişlemesi için en sürdürülebilir güzergahlardan biri haline getiriyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.