Sulukule ve Romanların Tarihsel Serüveni: İstanbul’un Renkli Kültürel Mirası
21.08.2026 - 11:12 | Son Güncellenme: 27.08.2026 - 15:11
İstanbul'un kara surları boyunca uzanan dar sokaklarda yürürken, şehrin geçmişine dair izlerle karşılaşmak mümkün. Bu izlerin en dikkat çekenlerinden biri ise yüzyıllar boyunca Roman kültürünün en önemli merkezlerinden biri olarak varlığını sürdüren Sulukule'dir. Surların hemen yanı başında kurulan bu mahalle, yalnızca bir yerleşim alanı değil; müziğin, dansın, zanaatın ve güçlü toplumsal dayanışmanın şekillendirdiği bir kültürün temsilcisidir. Bugün Sulukule denildiğinde çoğunlukla akla kentsel dönüşüm tartışmaları gelse de mahallenin hikâyesi bundan çok daha eskiye uzanır. Sulukule'nin tarihini anlamak, aynı zamanda Romanların Bizans'tan Osmanlı'ya, oradan da Cumhuriyet Türkiye'sine uzanan uzun yolculuğunu anlamayı gerektirir.
Romanların kökeni ve ilk izler
Romanların kökeni üzerine yürütülen çalışmalar, bu topluluğun Kuzeybatı Hindistan'dan farklı dönemlerde başlayan uzun göç hareketleri sonucunda Batı Asya ve Avrupa'ya yayıldığını ortaya koymaktadır. Dilbilim, genetik ve tarih araştırmaları, Roman dillerinin Sanskritçe ile olan yakın ilişkisini temel alarak bu göçlerin yaklaşık 9. ila 11. yüzyıllar arasında gerçekleştiğini göstermektedir. İran, Ermenistan ve Anadolu üzerinden ilerleyen topluluklar zamanla Roma İmparatorluğu sınırlarına ulaşmış, buradan Balkanlara ve Avrupa'nın farklı bölgelerine yayılmıştır.

Bizans kaynaklarında Romanlarla ilişkilendirilen ilk kayıtlar 11. yüzyıla kadar uzanır. Dönemin metinlerinde geçen Athinganoi veya Atsinganoi adlandırması hem Romanlar hem de din dışı gruplar için kullanılıyordu. Bu kaynaklar ışığında Konstantinopolis çevresinde gezgin grupların yaşadığını söyleyebiliriz. Orta Çağ boyunca Avrupa’da sık sık yerlerinden edilmekle ve Hristiyanlığa zorlanmakla karşı karşıya kalan bu topluluklar Bizans ve Osmanlı’da daha fazla kabul görmekteydiler. Demircilik, hayvan bakıcılığı, sepetçilik, falcılık ve müzisyenlik gibi çeşitli mesleklerle geçimlerini sağladıkları bilinmektedir. Göçebe yaşam biçimleri nedeniyle Bizans döneminde halkla tam anlamıyla bir bütünleşme olduğu söylenemez, ancak şehir hayatının gündelik ekonomik yapısının bir parçası hâline gelmişlerdi.
Sulukule’nin doğuşu
1453'te İstanbul'un Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle birlikte Roman toplulukları açısından da yeni bir dönem başladı. Osmanlı yönetimi, fetih sonrasında şehrin yeniden iskân edilmesi amacıyla Anadolu ve Rumeli'nin farklı bölgelerinden çok sayıda topluluğu İstanbul'a yerleştirirken Romanlar da bu iskân politikalarının bir parçası oldu. Evliya Çelebi'nin aktardığına göre Fatih Sultan Mehmed, Gümülcine ve Menteşe çevresindeki Roman ailelerini İstanbul'a getirerek Edirnekapı ve sur çevresine yerleştirmişti.
Sulukule'nin ortaya çıkışı da bu iskân süreciyle yakından ilişkilidir. İstanbul kara surlarının hemen içinde yer alan bölge, zamanla Roman nüfusunun en yoğun yaşadığı mahallelerden biri hâline geldi. Mahallenin konumu tesadüfi değildi. Bir yandan şehrin giriş noktalarından birinde bulunuyor, diğer yandan surların sunduğu geniş boşluklar farklı mesleklerle uğraşan topluluklara çalışma ve barınma imkânı sağlıyordu. İstanbul'un katırcıları, sepetçileri, demircileri ve hamalları arasında Sulukule'de yaşayan Romanlar önemli bir yer edinmişti.
Ancak Sulukule'yi diğer mahallelerden ayıran en önemli unsur, kuşkusuz müzik ve eğlence kültürüydü. Osmanlı sarayının ihtişamlı şenliklerinden halk düğünlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede Roman müzisyenler ve dansçılar önemli rol üstleniyordu. Şehirde düzenlenen büyük kutlamalarda Roman topluluklarının yer aldığına ilişkin kayıtlar, onların yalnızca ekonomik hayatın değil, İstanbul'un kültürel kimliğinin de vazgeçilmez aktörlerinden biri olduğunu göstermektedir.
Bununla birlikte Romanların Osmanlı toplumundaki konumu tek boyutlu değildi. Diğer birçok topluluk gibi onlar da vergi sisteminin, iskân politikalarının ve toplumsal hiyerarşinin bir parçasıydı.

Sulukule'nin yüzyıllar boyunca varlığını sürdürebilmesinin temel nedeni de yalnızca fiziksel mekânı değil, burada oluşan güçlü toplumsal hafızadır. Aynı sokaklarda yaşayan aileler, kuşaktan kuşağa aktarılan müzik geleneği, mahalle dayanışması ve ortak yaşam kültürü sayesinde İstanbul'un en özgün yerleşimlerinden birini meydana getirmiştir. Bazı dönemlerde göçebe yaşam biçimini sınırlandırmaya yönelik düzenlemeler yapılırken, yerleşik hayata geçen Roman topluluklarının mahalle kültürü giderek güçlendi. Sulukule de bu sürecin en dikkat çekici örneklerinden biri hâline geldi.
Yüzyıllar boyunca aynı sokaklarda yaşayan aileler mahalleyi bir sosyal dayanışma ağı olarak da şekillendirdi. Çocuklar müziği aile büyüklerinden öğreniyor, düğünlerde ve şenliklerde aynı ailelerin farklı kuşakları birlikte sahne alıyordu. Böylece meslekler kadar kültürel hafıza da kuşaktan kuşağa aktarılıyordu. Sulukule'nin ünü, zamanla İstanbul sınırlarını aşarak şehri ziyaret eden seyyahların ve araştırmacıların da dikkatini çekti. Özellikle Evliya Çelebi'nin aktardığı gözlemler, Roman topluluklarının İstanbul'un gündelik yaşamındaki görünürlüğünü anlamak bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.
Sulukule'nin kültürel kimliği yalnızca müzikten ibaret değildi. Mahallenin dar sokakları, avlulu evleri ve birbirine açılan küçük meydanlarıyla insanlar vaktini büyük ölçüde sokakta geçiyordu. Bu yönüyle Sulukule'nin mekânsal dokusu ile toplumsal yapısı birbirinden ayrılmaz iki unsur olarak gelişmişti.
Roman topluluklarının kültürel kimliği de yüzyıllar içinde dönüşüm geçirdi. Göç sürecinde beraberlerinde taşıdıkları dil ve gelenekler, Anadolu ve Balkan coğrafyalarının etkisiyle yeni biçimler kazandı. İstanbul'a yerleşen Romanların önemli bir bölümü zamanla günlük yaşamda Türkçeyi benimsedi; buna karşılık müzik anlayışları, ritim duyguları ve doğaçlamaya dayalı icra gelenekleri kültürel sürekliliğin en belirgin unsurları olarak varlığını korudu. Aynı şekilde dinî hayat da yerleşik yaşamla birlikte mahalle kültürünün bir parçası hâline geldi. Çoğunluğu İslam dinini benimsedi. Osmanlı toplumuyla kurulan ilişkiler, Romanların kültürel kimliğini dönüştürürken onu tamamen ortadan kaldırmadı; aksine İstanbul'un çok kültürlü yapısı içinde kendine özgü bir sentezin oluşmasına katkı sağladı.
Dönüşen kent, yaşatılan kimlik
Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise İstanbul hızla değişmeye başladı. Nüfus artışı, sanayileşme ve iç göç hareketleri şehrin fiziksel sınırlarını genişletirken geleneksel mahalle yapıları da bu dönüşümden etkilendi. Buna rağmen Sulukule, uzun yıllar boyunca eğlencenin en önemli adreslerinden biri olmayı sürdürdü. Özellikle 1950'li ve 1960'lı yıllar, meyhanelerin ve eğlence evlerinin sayısının arttığı dönemlerdi.

Ancak aynı yıllarda İstanbul'un hızla büyüyen ulaşım ve imar ihtiyaçları tarihî mahalleleri de etkilemeye başladı. 1957 yılında Vatan Caddesi'nin açılması sırasında sur çevresindeki bazı yapıların yıkılması, Sulukule'nin fiziksel bütünlüğünü ilk kez önemli ölçüde değiştirdi. Mahalle sakinlerinin önemli bir bölümü Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerine taşınsa da sosyal ilişkiler büyük ölçüde korunmaya devam etti. Aynı aileler birbirine yakın sokaklarda yaşamayı sürdürdü.
1980'li yıllarda yaşanan yeni imar uygulamaları ise Sulukule'nin mekânsal yapısını bir kez daha değiştirdi. Buna rağmen eğlence evlerinin sayısında artış artık eğlence sektörünün Roman halkının ana geçim kaynağı hâline geldiğini gösteriyordu. Ancak 1990'lı yılların ortasında bu eğlence mekânlarının kapatılması, yalnızca ekonomik hayatı etkilemedi, Sulukule'de uzun yıllar içerisinde gelişen kültürel ekosistem önemli ölçüde zayıfladı.
Bütün bu değişimlere rağmen Sulukule, İstanbul'un kolektif hafızasında yalnızca bir eğlence merkezi olarak değil, farklı kültürlerin bir arada yaşayabildiği tarihî mahallelerden biri olarak varlığını sürdürdü. Bu nedenle sonraki yıllarda gündeme gelen kentsel dönüşüm tartışmaları yalnızca binaların yenilenmesi meselesi olarak değerlendirilmedi. Tartışmaların merkezinde, yüzyıllar boyunca oluşmuş bir mahalle kültürünün nasıl korunacağı sorusu da yer aldı.
Mahallenin ötesinde bir hafıza
2000'li yılların başında İstanbul'un birçok tarihî mahallesi gibi Sulukule de kapsamlı bir dönüşüm sürecine girdi. Bölgenin fiziksel olarak yenilenmesi, depreme dayanıklı konutların inşa edilmesi ve tarihî çevrenin iyileştirilmesi bu sürecin temel gerekçeleri arasında yer aldı. Bununla birlikte, dönüşüm yalnızca binaları değil, mahalle yaşamını da etkiledi. Roman ailelerinin önemli bir bölümü farklı semtlere taşınırken, bazıları ise Sulukule çevresinde kalmaya çalıştı. Böylece fiziksel mekân değişse de mahalleyle kurulan aidiyet duygusu tamamen ortadan kalkmadı.

Sulukule örneği, kentlerin yalnızca yapılar ve sokaklardan ibaret olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Bir mahallenin kimliğini oluşturan unsurlar arasında mimari kadar gündelik yaşam alışkanlıkları, komşuluk ilişkileri, ortak üretim biçimleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel pratikler de yer alıyor. Bugün Sulukule'nin sokakları geçmişteki görünümünü neredeyse tamamen kaybetmiş olsa da mahallenin hikâyesi İstanbul'un tarihinde yaşamaya devam ediyor. Bu yüzden Sulukule'yi yalnızca kentsel dönüşüm tartışmaları üzerinden değerlendirmek, bu uzun tarihsel birikimi görmezden gelmek anlamına gelir.
Romanların İstanbul'daki serüveni, göçlerle başlayan ve yüzyıllar boyunca değişen şartlara uyum sağlayarak devam eden bir hikâyedir. Bizans döneminin ilk kayıtlarından Osmanlı'nın çok kültürlü şehir hayatına, oradan Cumhuriyet döneminin dönüşen kent yapısına kadar uzanan bu süreçte Sulukule, İstanbul'un kültürel çeşitliliğinin simgelerinden biri olmuştur. Bu nedenle Sulukule'nin hikâyesi, yalnızca geçmişe ait bir mahallenin değil; farklı kültürlerin aynı şehirde bıraktığı izlerin ve ortak hafızanın da hikâyesidir. İstanbul, yüzyıllar boyunca farklı toplulukların bir arada yaşamasıyla zenginleşen bir şehir oldu. Bu zenginliği anlamanın yolu ise yalnızca tarihî yapıları korumaktan değil, o yapıların içinde şekillenen yaşam biçimlerini ve kültürel mirası da hatırlamaktan geçiyor.
Kaynakça
- Altman and Low, 1992; Kearns and Forrest, 2000.
- Atkinson and Bridge, 2005; Smith, 2002 cited by Butler, T. and L Lees “Super-Gentrification in Barnsbury, London: Globalization and Gentrifying Global Elites at the Neighbourhood Level”, Trans Inst Br Geogr, 31, 2006, p.467-487.
- BAŞTÜRK, F. N. Sulukule Kentsel Dönüşüm Projesi, Kentsel Dönüşüm Hukuku, ed.ler: Melikşah Y. ŞAHİN, C. İstanbul Üniversitesi S.S.ONAR İdare Hukuku ve İlimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları, No:2013/1, 2013,p. 285- 311.
- Enlil, Z.M. and İ.Dinçer, “Eski Kent Mekanlarının Yeni Sahipleri: Göçmenler ve Eski Kent Mekanlarının Yeniden Üretimi”, Diğerlerinin Konut Sorunları, Habitat II Ön Konferansı, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara, 1996.
- Fatih Municipality Surveys
- Güngör, G. “Neslişah Mahallesi’nin Sosyo-Kültürel Yapısı”, 2007,
- Kearns, A. and R. Forrest, , “Social Cohesion and Multilevel Urban Governance”, Urban Studies,37:5-6, 2000,p.995-1017.
- Mumford, Lewis.The City in History: Its Origins, Its Transformations, and Its Prospects. With 64 Plates. New York: Penguin Books, 1961.
- Mumford, Lewis. ""What Is a City?""Architectural Record, November 1937, 91-95.
- Özcan, Z. “Evi Yıkılacak Roman Kadın Olmak Daha da Zor”, BİA Haber Merkezi, http://www.eski.bianet.org, January 2009.
- Sassen, Saskia.EXPULSIONS: Brutality and Complexity in the Global Economy. Cambridge, Massachusetts London, England: Belknap Press of Harvard University Press, 2014.
- Sulukule Platformu, November 2007
- “40 Gün 40 Gece Sulukule”, www.sabah.com (January 2009)