Şii Hilali İçinde Bir Sünni Hikaye: İran Kürtleri

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik, İran Kürtlerinin tarihsel olarak Osmanlı ile kurdukları ittifaktan başlayarak İran’daki Şii rejimle ilişkilerini, entegrasyon politikalarını ve isyan dinamiklerini Fokus+ için inceledi.
Şii Hilali İçinde Bir Sünni Hikaye İran Kürtleri

06.03.2026 - 13:49  |  Son Güncellenme:  06.03.2026 - 15:05

İran’da yaşayan Kürtler tarihin her döneminde Şii politikası açısından çok ciddi bir tehdit unsuru olmuştu. Bunun temel nedeni İran Kürtlerinin büyük çoğunluğunun Sünni olması ve Osmanlı’nın güdümünde hareket etmesiydi. 

Osmanlı Devleti ve İran arasında asırlardır devlet nezdinde bir savaş olmadığı söyleminin arka planında da Osmanlı- Kürt ittifakı bulunur aslında. İstanbul, devlet olarak İran’a savaş açmak yerine İran’daki iktidarları terbiye etmek istediği zaman Kürt birliklerini üzerlerine göndermeyi tercih ederdi ve bu harekatlar çoğunlukla büyük başarılar olurdu. 

Örneğin, 1880 Urmiye Katliamı sonrası İran topraklarına geçerek ülkeyi kasıp kavuran 20 bin civarındaki atlı ve askeri Kürt birlikleri operasyonu tepeden tırnağa İstanbul’da yönetilmiş bir hamleydi. 

Nitekim İran, ülkesindeki isyanları bastırmak için isyancılarla değil; İstanbul ile masaya oturmuş olması bunun en büyük kanıtıdır. İstanbul’un talimatıyla İran’da birçok kenti ele geçiren Süvari Şeyh Ubeydullah hiç itiraz etmeden şehirleri İranlılara teslim ederek ülkeden ayrılmış ve vazifesini tamamlamış olmasının rahatlığıyla, Osmanlı Sultanının izniyle, kutsal beldeye giderek istirahate çekilmişti. 

Cihan Harbinde, Osmanlı ordusu, Tebriz’i 30 Ocak 1915’te fethettiğinde Kürtlerle Türk ordusu güçlü bir yakınlık içerisindeyse de sonradan Türk ordusunun yaşadığı felaketler bağı kesip atmıştı. Ardından Ruslar Kürtleri önce ezmeye ardından da İngilizlere karşı bir unsur olarak kullanmaya başladı. 

Mahabad'taki Çarçıra Meydanı

Komel adındaki Kürt örgüt Mahabad’da Rusların da desteği ile 1941’de bir Kürt cumhuriyeti kurdu; ama arkasında Osmanlı gibi bir güçten ziyade SSCB bazen de Almanya gibi güçlerin aklıyla hareket eden İran Kürtleri eşine az rastlanan katliamlarla karşılaştı. Osmanlı ile İran Kürtleri arasındaki ittifak bakiydi ve iki taraf da birbirini ne pahasına olursa olsun terk etmezdi; ama Mahabad örneğinde olduğu gibi yabancı güçler kendi çıkarları riske girdiği ilk anda Kürtleri ortada bırakacaktı. 

Tahran Kürtleri nasıl devlete entegre etti? 

Pehlevi dönemi Kürtler için karanlık yıllardı. Bu yüzden çoğunluğu Sünni olmasına rağmen Kürtler 1979 İslam Devrimi’ne giden süreçte Humeyni hareketinin yanında saf tuttular. 

Devrim gerçekleştikten sonra Kürtler, Molla rejiminden özerklik talebinde bulundu. Esasen kurulan ittifakta yazılı olmasa da Humeyni rejimi Kürtlerin haklarını destekleyen bir pozisyonda olduğunu mütemadiyen beyan ediyordu. 

İlerleyen aylarda iktidarı ele geçiren Humeyni’den istediğini elde edemeyen İran Kürtleri yeni rejime karşı isyan etti. 

Yaklaşık dört sene kadar süren ufak çaplı iç karışıklıklardan sonra İran rejimi Kürt liderlerini ülke dışına çıkartmaya karar verdi. 

Lakin rejim bu isyandan çok önemli dersler çıkarmıştı. İslam Devrimi için önemli olan ırk değildi; dolayısıyla Kürtlere karşı Pers kimliği kompleksine girmek yerine rejim Kürtlere yönelik bir entegrasyon süreci başlattı. 

Rejim, Mahabad ve Urmiye gibi İran’ın zengin kültürel şehirlerinde yaşayan Kürtlere İran topraklarında ne Belucilerin ne de Sahra Türkmenlerinin sahip olmadığı bir serbestiyet tanıdı. Kürtler dillerini, müziklerini ve edebiyatlarını tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar rahat bir şekilde yaşatma imkânı buldular. 

Ayrıca Tahran rejimi, İran’ın en şehirli halkı olan Kürtlerin ticari faaliyetlerinin de önünü kesmek yerine daha da destekledi. Kürtler bir anda yeni rejimin en elit sınıfına dönüşüverdiler. İran’da sinemadan ticarete bir Kürt baharı esmeye başladı. 

Öte taraftan rejim için en önemli şey mezhepsel bağlılıktı; dolaysıyla Türk yahut Kürt fark etmeksizin Şii olması kaydıyla herkesin önünü açabiliyordu. Kürtlerin içinde Şii olanların valilik, vekillik başta olmak üzere sayısız vazifede hızla yükselmeleri sayesinde Kürtlerin içindeki milliyetçi damar adeta kesip atılmış oluyordu. 

Kürtlerin elde ettiği hiçbir hak resmiyete veya anayasaya dayanmıyordu; ama fiiliyatta geniş yetkilere, imkanlara sahiplerdi.  

Rejim Kürtlere bu hakları Belucilere ve Sahra Türkmenlere asla tanımayacaktı.  

Bu iki halkın en büyük günahı Sünni olmaları ve rejimin onları sindirebilme gücünün fazlasıyla olmasıydı. Dolayısıyla ağızlarıyla kuş dahi tutsalar Tahran rejimi için hiçbir anlam ifade etmiyorlar. Kürtlerin içindeki Şiiler üzerinden sağlanan temsiliyet bu iki halka asla tanınmayacaktı. Sadece siyasi haklar da değil; ekonomik ve kültürel anlamda da Beluciler ve Sahra Türkmenleri İran’ın en mazlum halkları olarak öne çıkıyor. 

Kürtler neden isyan etmez? 

Sonuç olarak mevcut rejim Kürtlerin isyan etmemesi için kurulduğu ilk günden beri imtihan veriyor. Bu konuda da son derece başarılı olduğunu söylemek gerekir. Kürtler, İran’da hiçbir ülkede olmadığı fiili hak ve imkana sahipken bunu riske atmak istemezler kolay kolay. Ayrıca rejim tüm siyasi figürleri Irak’a sürmüş ve İran Kürtleri ile dokuları uyuşmayacak hale getirmiştir. 

Mahabad ve sonrasındaki acı tecrübeler ortadayken İran Kürtleri tüm kazanımlarını riske edip ABD ve İsrail’in değirmenine su taşıyacağını düşünmek açıkçası budalalık olacaktır. Kürtlerin isyan ettiğini, şehirleri yakıp yıktığını söyleyen hesapların İran Kürtlerine ve tarihine dair zerre bilgisi olmadığı ortadadır. Lakin rejim uzun yıllardır Kürtlere verdiği hakları ya anayasal güvenceye almaktan kaçınmış ya da Şii Hilali ile oluşturduğu emperyal dosyalarla Kürtleri son yıllarda içeride baskılamaya başladığı da bir gerçektir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.