SDG’nin Ötesinde: Osmanlı'dan Günümüze Suriye Kürtleri

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik, Suriye Kürtlerinin Osmanlı mirasından Baas rejimine, SDG öncesinden bugüne uzanan tarihini Fokus+ için inceledi.
SDG’nin Ötesinde Osmanlı'dan Günümüze Suriye Kürtleri

20.01.2026 - 17:32  |  Son Güncellenme:  20.01.2026 - 17:38

Suriye’de merkezi yönetim ile Kürt gruplar arasındaki gerilim, bölgede en yakından ve en hararetli biçimde Türkiye’den takip ediliyor. 

Bu süreçte Şam yönetiminin aksine Türkiye’deki bazı radikal çevreler meseleyi kan, savaş ve yıkım naralarıyla karşıladı. Bereket versin Suriye Devlet Başkanı Şara, yıllardır Suriye’de akan kanı en iyi bilenlerden birisi olarak, Suriye gençlerini yeni bir yıkıma sürükleyen politikalardan kaçınan kucaklayıcı bir siyaseti tercih eden yaklaşımı son derece önemli.  

Başkanlık kararnamesiyle bölgedeki Kürtlerin temel insani ve siyasi haklarını anayasal güvence altına alırken, muhataplarına eşit ve adil bir yaklaşım ortaya koyarak adeta bölgeye demokrasi dersi verdi.  

Türkiye hükümeti ve son dönemdeki demokratikleşmenin mimarı olan Sn. Devlet Bahçeli, Türk siyasetinde yükselen kirli söyleme karşı SDG ile Kürtleri kesin ve net biçimde birbirinden ayırarak önemli bir feraset örneği ortaya koydu.

Coğrafyamızın faruk halklarından Kürtleri mütemadiyen samimiyet testine sokan anlayış, düne kadar her türlü ırkçılığı ve eziyeti reva gördüğü Suriyeli gençlerin birbirini katletmesini ekranları başından izleme keyfinden mahrum kalmak istemediği ortada. Coğrafyamızın en mazlum halklarından Suriyeli Araplar ve Suriyeli Kürtler anlaşarak ülkelerinin geleceğine büyük bir yatırım yapma ihtimali zayıfladıkça, kazananın kim olacağını tahmin etmek zor değil. 

Meselenin bizi ilgilendiren yönü, Suriye Kürtleri hakkındaki bilgi eksikliğimizi gidermektir; çünkü Suriye nüfusunun yaklaşık %10-12 gibi bir oranına tekabül eden Suriye Kürtleri, büyük oranda Osmanlı politikalarının bir sonucu olarak bölgeye yerleştirilmişti.  

Kürtler ve Suriye 

Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı bölgeler Anadolu’nun güneyi ve doğusu olarak kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra İran, Irak, Azerbaycan ve Ermenistan sınırları içerisinde hatırı sayılır bir Kürt nüfusu bulunur. 

Suriye ise esasen Kürtlerin doğal hinterlandı içerisinde yer almaz. Kürtlerin Suriye göçü, Haçlı Seferleri ve Osmanlı’nın Doğu fetihleri sırasında baş göstermişti. Özellikle 1516 yılındaki Mercidabık zaferi ile hız kazanmıştı.  

İstanbul yönetimi İran tehdidine karşı ittifak içerisinde olduğu Kürt aşiretlerini Suriye’nin güvenlik ve asayişini temin etmek adına kullanmış ve Suriye’de iskân etmeye başlamıştı. 

Suriye’de Kürt politikasının mimarı Sultan İkinci Abdülhamit’ti 

II. Abdülhamid

Kürtlerin Suriye’ye yönelik asıl ve büyük göçlerinin Sultan Abdülhamit döneminde gerçekleştiği görülmektedir.

Padişah Sultan Abdülhamit’in, Balkanlar ve Kafkasya’daki kaotik durumun bir benzerinin yansımasından endişe ettiği toprakların başında Suriye coğrafyası gelmekteydi. Bu nedenle, İslamcılık anlayışını devletin resmî ideolojisi haline getirdi.

Suriye ise Sultan Abdülhamit’in İslamcılık anlayışının adeta laboratuvarı işlevi görmüştür. 

Bu süreçte İslamcılık ideolojisine koşulsuz bir biçimde en bağlı halkların başında da Kürtler geliyordu.  

Kürt aşiretlerinin bağlılığından yararlanmak isteyen Sultan Abdülhamit, Anadolu’dan Suriye’ye doğru bir iskân hareketi başlattı. Sultan Abdülhamit’in politikaları Suriye’de meyvesini kısa bir süre içerisinde verecekti. 

Sultan Abdülhamit, dengelere zarar vermemek adına büyük şehirlere Kürtlerin girişini desteklemese de Suriye kırsalında Kürt Aşiretleri kısa sürede devletin otoritesinin tesisinde önemli rol oynayacaktı.  

Hamidiye Alaylarının da rüzgârını arkasına alan Kürtler, Sultan Abdülhamit döneminde adeta altın çağlarını yaşıyorlardı.  

İttihat ve Terakki İktidarında ise Kürtler; Şam, Lazkiye ve Halep gibi büyük şehirlere sürüklenmeleri ise onların Suriye’de siyasi etkinliğini kıran en önemli gelişme olarak değerlendirilir. Bu kentler güçlü Arap beldeleriydi ve aşiret sistemi içerisinde kudretli olabilen Kürtlerin küçük getto ve mahallelere sıkışmasına neden olmuştu. Suriye’de bizzat Sultan tarafından siyasi jandarma misyonu biçilen Suriye Kürtleri, İttihat ve Terakki iktidarı ile büyük şehirler içerisinde zayıflamış ve erimişti. 

Hananun İsyanı Abdülhamit’in mirasıdır 

Suriye tarihinde Kürtlerle ilgili en önemli ayrıntılardan birisi Hananun İsyanıdır.  

İbrahim Hananun, Sultan Abdülhamit’in açtığı mekteplerde okumuş ve Kürtlerin kaderini Osmanlı’nın kaderiyle birleştirmiş Halepli önemli Kürt ailelerinden birisinin çocuğuydu. 

Fransızların Suriye ve Anadolu’ya asker çıkarmasıyla birlikte isyan ateşini ilk yakanlar Kürt ve Arap aşiretleri oldu. Urfa, Antep, İdlib, Halep ve Antakya’daki isyan birbiriyle koordineli ve başında İbrahim Hananun bulunmaktaydı. 

Hananun bu bağlamda Anadolu’ya geçmiş ve Mustafa Kemal Atatürk ile görüşmüştü.  

Mustafa Kemal Atatürk, Fransızlara karşı destansı bir mücadele veren aşiretlerin direnişini yere göğe sığdıramamış ve Hananun’a Anadolu’dan her türlü desteğin sağlanacağının sözünü vermişti. 

1919’da başlayan ve tarihte Kuzey Suriye isyanı adı verilen “Hannanun İsyanı”nın en önemli aktörleri Sultan Abdülhamit’in bölgeye yerleştirdiği Kürtler’di. Urfa, Antep ve Antakya’nın kaderini Halep ve İdlip’ten ayrı görmeyen bu kalkışma Fransızlara kök söktürürken Antep ve Urfa’nın kurtuluşunda önemli rol oynamıştır. 

Fransızlar tüm Suriye’yi kaybetme riskine karşı askeri birliklerini Suriye içlerine çekerek Urfa ve Antep’in kurtuluş hareketinin önünü açmıştır. 1921 senesinde Ankara’nın Kürt direnişçilerle ittifakı kesmesi sonrası İbrahim Hananu’nun Fransızlara karşı yürüttüğü mücadele zayıflamış ve 1922 yılında da esir düşmüştü. 

Fransız kamuoyu, Hananu’nun yakalanışını büyük bir zafer olarak dünyaya duyurmuştu. Yapılan yargılamalardan sonra ise İbrahim Hananu’nun serbest bırakılması ilginç ayrıntılardandır. 


Suriye Kürtleri ve kimlik arayışı 

Suriye Kürtleri, büyük oranda Anadolu’nun ve Osmanlı’nın bir parçasıydı.  

Osmanlı’nın yıkılmasının ardından bir aidiyet arayışına giren Suriye Kürtleri, Genç Cumhuriyet’in özellikle Şeyh Said İsyanı sonrasında benimsediği tutumla Ankara ile ortak bir gelecek inşasının mümkün olmadığını düşünen ileri gelenlerinin öncülüğünde, Fransız Mandasına karşı Suriye Milli Cephesi içinde yer almaya çalıştı.

Baas Rejimine kadar inişli çıkışlı da olsa bazı temsiliyetler elde etti. 1958-61 yılında Mısır ve Suriye’nin birleşme denemeleri, Suriyeli Kürtler içerisinde ciddi bir rahatsızlık unsuru olarak öne çıktı.  

Suriye’de Birleşik Arap Cumhuriyeti teşebbüsü akim kalsa da 1962 yılında Cezire Hattı denilen bölgede on binlerce Suriyeli Kürt’ün kimlikleri ellerinden alındı.  

8 Mart 1963 tarihinde Baas Darbesi ile Cezire Kürtleri yalnızca kimliksiz kalmamış, aynı zamanda rejim tarafından resmen devlet düşmanı ilan edilmişlerdi. Suriye-Mısır birleşmesi sırasında “Osmanlı artıkları” muamelesi Baas iktidarı ile farklı bir noktaya evirilmişti. Esad Ailesi, “Osmanlı artıkları” olarak gördüğü Kürtlerin Suriye’den sürülerek Türkiye’ye gönderilmesi için girişimlerde bulunması Türkiye tarafından hoş karşılanan bir politika değildi.  

Türkiye’yi kendisine mutlak bir düşman olarak gören Şam yönetimi, PKK’nın Güney Doğu’da filizlenmeye başlamasıyla Kürtleri Anadolu’ya sürmek yerine Türkiye’ye karşı terörize etmeyi makul bulacaktı. Nitekim bilindiği üzere PKK’nın birçok askeri kampının bulunmasının yanı sıra örgütün kurucusunun da ilk sığındığı ülke Suriye olacaktı. 

Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara

Tüm bu arka planını detaylı şekilde düşündüğümüzde Suriye Devlet Başkanı Şara’nın yayınladığı kararnamenin önemi ve anlamı daha da belirgin hale gelmektedir. SDG’nin geçmişteki acı travmaları ve Batılı ülkelerinin vaatleriyle gençleri ateşe atacağı her senaryonun tarihi sorumluluğu ile hesaplaşmak zorunda kalacaktır. İsrail ve ABD’den Kürtlerin medet umacağı bir senaryo her şeyden evvel Kürtlerin tarihine ihanettir. Dileriz Şara, her türlü provokasyona rağmen akil ve adil tavrını sürdürerek bu meseleyi kan akmadan nihayete erdirmeyi başarır. 

Velhasıl, Suriye Kürtleri geçmişte İstanbul ile kader birliği yaptığımız müttefiklerimizdi. Dolayısıyla oradaki Kürtleri yalnızca SDG bağlamına indirgeyen anlayış geçmiş hafızadan yoksun demektir. Yaşanan bütün acıları dikkate aldığımızda Şam lideri Şara’nın adımlarını görmezden gelmek ise Kürtlerin Suriye’de yakın zamana kadar çektikleri acıları ve zulümleri görmezden gelmek anlamına geliyor. 

Yalnızca Suriye’nin değil; Anadolu’nun, Lübnan’ın, Irak’ın ve Filistin’in kaderi Türk-Arap ve Kürt ittifakından geçiyor. Bu bağlamda Şam Yönetimi ve yerel Kürt unsurları arasındaki anlaşma bilhassa bizim Türkiye’de yürüttüğümüz Barış sürecini olumlu anlamda etkileyeceği aşikardır.   

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.